Hukuk garabetleri ülkesi! Şaşırdık mı?
Genel olarak AKP iktidarı eliyle yıllardır sürdürülen toplumu dinselleştirme operasyonunun yeni veya şaşırılacak bir tarafı olmadığını düşünüyoruz. Konunun muhatabı olan toplum artık bu tip haberlere şaşırmadığı için seçim öncesi atılan bu iki adım hiçbir dirençle karşılaşmadı, ciddi ve elle tutulur bir yankı oluşturmadı. Tam da bu sebepten üstünde daha fazla durulmaya değer buluyorum. Unutmamamız gerekir ki hala güçlerini halkımızdan alıyorlar. Halkımızın desteğinden olmasa da suskunluğundan buldukları cesaret bu tip adımları atmalarını kolaylaştırıyor.

Türban tartışması geçtiğimiz 5 yıl içinde birkaç defa önümüze tekrar getirildi. 2010 yılında türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasının ardından başlayan süreçte dikkat edilirse önce kamu çalışanları için bir düzenleme getirildi. Kamu çalışanları konusunda da başarılı olan hükümet daha sonra askeriyeye ondan sonra ise avukatlara el attı ve avukatların duruşma sırasında türban takabilmesinin önü açıldı. Şimdilik bu konunun son aşaması ise Yargıtay tarafından istenen 26.02.2015 tarihli hâkim ve savcıların türban takıp takamayacağına ilişkin görüş yazısı üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca 26.02.2015 tarihinde yapılan bildirim. HSYK bu güne kadar kendisinden istenen hangi görüşe aynı gün yazılı olarak cevap vermiş bilemiyorum. Ama somut olayda sevinebileceğim bir konu varsa eğer yargı kurumlarımızın hızlı çalışmaya başlamış olmasıdır. Her konuda bu performansı sergilemeleri dileğiyle…

Eğer konu sadece hâkim ve savcıların türban takıp takmaması üzerinden tartışılırsa, bu sonuçta bir garabet gören herkes tartışmayı baştan kaybetmiş demektir. Konumuzun hâkim ve savcılar olmasından kaynaklı olarak ben diğer kısımlara giremeyeceğim. Fakat söylemeden de geçemeyeceğim, kişisel olarak üniversitelerden başlamak üzere yukarıda saydığım alanların hiçbirinde türban takılmasına ikna olmadım. Hala bu alanların, doğaları gereği dinsel öğelerin tamamından arınması gerektiğini düşünüyorum. Hala türbanın, “özgürlük” düşüncesinin yanından bile geçemeyecek, ikiyüzlü dinci gericiliğin siyasi aracı olduğuna inanıyorum. Sağdan soldan gelen “bu konu artık kapandı” baskılarını da bu noktada hiç umursamıyorum. İktidarın (artık eski de diyebiliriz) “kazanılan kale” olarak gördüğü bu alanlara bugün türbanın girmiş ve serbestçe dolaşıyor olması, hep orada kalacağı anlamına da gelmemektedir, bunu da not düşüyorum.

Hâkim ve savcıların türban takabilecekleri kararına dönersek, yaşatacağı sorunları tahmin etmek zor olmasa gerek. Çok uzatmaya gerek yok. Artık tecavüz mağduru kadınlara “sana saldırırken bağırmadın mı, sesini neden çıkarmadın?”, “okul çağında erkek arkadaşa kafa yorarsan olacağı budur” diyen hâkim sayısında ileride daha ciddi bir artış görülecektir örneğin veya cumhurbaşkanına hakaret davalarında verilen ceza kararları daha hızlı çıkartılacaktır. Bazı arkadaşların “ne alakası var aynı hâkim daha önce de karar vermiyor muydu?” dediğini duyar gibiyim. Evet, veriyordu ama artık daha fütursuzca verecek (seçim sonrası ortaya çıkacak yeni siyasi atmosfer bu tezi yanlışlayabilir, sadece sevinirim). Hep beraber göreceğiz. Benzer bir tartışmayı yukarıda da referans verdiğim 2010 yılında üniversitelerdeki tartışmalarda da yapmıştık ve o dönem önünün açıldığı olgunun burada kalmayacağı, yakın zamanda üniversitede toplu namaz seanslarının başlayacağını iddia etmiştik örneğin. Daha yılı dolmadan, üniversitelerde bilim üretmeye çalışan kulüplere verilmeyen odalar, mescit olarak tahsis edilmeye başladı. Çünkü dinsellik, nihai amaç uğruna kademe kademe ilerleyen ve hep daha fazlasını isteyen bir olgudur. Türbana, soldan “özgürlük” adına destek veren arkadaşlarımız ise toplu namaz seansları kararının ardından kafalarını kuma gömmüşlerdi. Bugün “yetmez ama evet” düşüncesinin kafasını kuma gömdüğü gibi… Sorun değil zaten aşağı yukarı aynı kişilerdi.

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği imam nikâhı kararında da HSYK ve Yargıtay’ın danışıklı dövüş oyunundan farklı bir tutum ve algı gözükmüyor. Takip edememiş olanlar için durum özetle şu; Erzurum Pasinler Sulh Ceza Mahkemesi’nde, resmi nikâhtan önce dini nikâh yapan bir çifte dava açılıyor. Bilindiği gibi Türk Ceza Kanunu m. 230/5-6’da hem resmi nikâh öncesi dini nikâh yapan çiftlere, hem de dini nikâhı, resmi nikâh belgesini görmeden kıyan imama pratikte hapis cezası öngörülüyordu. Anayasa Mahkemesi bu fıkraları Anayasa’ya aykırılık gerekçesi ile Erzurum Pasinler Sulh Ceza Mahkemesi’nin başvurusu üzerine reddediyor. Fakat ilginçtir ki aynı konuda verilen ikinci karar bu. Anayasa Mahkemesi aynı madde metni için Ahmet Necdet Sezer’in başkanlığı döneminde, 1999 yılında, yine bir değerlendirme yapmış ve madde metninin Anayasa’ya uygun olduğuna dair oybirliği ile karar vermişti. Anayasa ve madde içeriğinin bu konuda değişmediğini biliyoruz. Değişen ne? sorusuna verilecek cevabı düşünüş biçimi boyutunda Anayasa Mahkemesi karar gerekçesinde hemen yapıştırıyor. “Evlenmeden birlikte yaşayanlara ceza vermiyoruz, imam nikâhı kıyanlara neden verelim” gibi ancak kahve sohbetlerinde duyulabilecek bir açıklama yapmaktan da utanmıyor. Not düşmekte fayda var, 4 Anayasa Mahkemesi Üyesi, laiklik ilkesini gerekçe göstererek karara muhalefet şerhi yazıyor. Naçizane kendilerini tebrik ediyorum. Verdikleri mücadeleye de saygı duyuyorum.*

Öyle bir hukuk garabeti ile karşı karşıya kalıyoruz ki bu karar sonucu, AKP’nin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam şu açıklamayı yapma gereği hissediyor: “Nikâh akdi dediğiniz şey bir sözleşmedir ve mutlaka kayıt altına alınmalıdır. Bu karar resmi nikâhın gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Çocukların gayrı resmi evlendirilmesini provoke edecek veya bununla ilgili yasal düzenlemeleri ortadan kaldıracak bir uygulama hoş görülmez bakanlığımız açısından. Bu karar alındığına göre, bakanlık olarak 18 yaş altı çocukların bir nikâh töreni ile gayrı resmi evlendirilmelerini engellemek üzere yeni bir çalışma yapmamız gerekecek. Çocuk yaşta evliliğin yasak olduğunu aslında herkes biliyor Türkiye’de. Evliliklerde ciddi bir düşüş de var ama mücadelenin sürdürülmesi gerekiyor. Bu kararın bu tür evliliklere kapı açacak bir cesaretlendirmeye yol açmaması gerekiyor. Hemen oturup bunu çalışmamız gerekecek bizim”. Dalga mı geçiyor, o da mı bu kadarını beklemiyordu bilemiyorum.

Sonuç yerine bir öneri olarak şunu söyleyebilirim. Bu tip haberlere şaşırmamazlık etmeyelim. Şaşırmak, her zaman o kadar da safça bir eylem olarak nitelenemez. Şaşırdığımız, merak ettiğimiz, tepki gösterdiğimiz ve bu yolla kendimizi yeniden ürettiğimiz anların artmasını sağlayalım. Kabullenmek, görmezden gelmek, susmak ise bizden uzak olacaktır. Şüphem yok.


*) “http://www.anayasa.gov.tr/Haber/detay/305/2015-51.pdf” http://www.anayasa.gov.tr/Haber/detay/305/2015-51.pdf  Anayasa Mahkemesi’nin 2014/36 E., 2015/51 K. Sayılı 27.05.2015 tarihli, yazımıza konu kararı.


Kaynak: daletvesosyalizm.com
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
sencersegun 2 yıl önce

yargıdaki kanbozukluğunun iktidarlarla alakası yok..onlar o piskanı damarlarına almaya akademide başlıyor.önce oraların ıslah edilmesi lazım.