Hukuktan anlamayanlara ‘yılan ile eğe'nin hikâyesi'
La Fontaine'in kıssadan hisse anlattığı üzere; kurt, kuzuyu yemeye karar vermişse suyun bulanması bahane...

Çılgın hayalperestlerin peşinde insanlık tarihi nice acınacak maceralara atılmıştır ki, bu maceraperestlerin hissesine düşen çoğu zaman “va esefa” ile anılmak olmuştur. “Hz. İsa'nın askerleriyiz” nidaları ile Avrupa'dan asker toplayıp Kudüs'ü kurtarmaya çalışan Haçlılar da, daha sonra Kudus'ü alamayacaklarını anlayınca, “Avrupa'da Kudüs'ü kurarız” mantığı ile Engizisyonu başlatan sözümona dindar Hıristiyanlar da bugün yaptıkları barbarlık ve işkencelerle anılıyorlar. Kendilerini hakkın mutlak temsilcisi gibi gösterip her türlü renge, desene, farklı düşünceye tahammül edemeyenler kuvveti putlaştırıp kitlesel bir cinayet makinesi halini alanlar, dünyevi günahlarına Tanrı'yı alet ederek sorumluluktan kurtulmaya ve yaptıklarını meşrulaştırmaya çalışsalar da şunu bilmelidirler ki; dünya tarihinde bu “totaliter kibrin” ilanihaye galip geldiğine verilebilecek bir örnek de bulunmamaktadır.

Son günlerde sosyal medya başta olmak üzere görsel ve işitsel yayın organlarında devletin daha ne kadar ileri gidebileceği tartışılırken, herhalde aç kalmış bir canavarın sadece çöp tenekelerinin şeklini denetlemekle yetinmeyeceği, kurt-kuzu misali bu trajikomik hikâyeyi daha da devam ettireceği anlaşılıyor. Devletin, şu an baskı ile uygulamaya çalıştığı resmi ideolojiye aykırı gördüğü bazı okulları kapatmaya zemin oluşturmak üzere, yeni denetim standartları adı altında Milli Eğitim Bakanlığı'nın bir çalışma başlattığı, bu çerçevede bazı toplantılar yapıldığı haberleri kulaktan kulağa yayılıyor. Bütün özel öğretim kurumlarına uygulanmak üzere hazırlanmış görüntüsü verilse de, söz konusu standartların, iktidarın hayat hakkı vermediği kişi ve grupların özel okullarına yönelik uygulanacağı konusunda ise kimse şüphe taşımıyor. Aslında hemen hemen her dershane ve özel okulda görülebilecek eksiklikler bahane edilerek bazı eğitim kurumlarına kapatma yaptırımı uygulanması için planlar kuruluyor. Her ne kadar yaşadığımız acı tecrübelerden anlaşıldığı kadarı ile hukuk tanımayan bazı devlet yöneticilerimiz anlamak ve kabul etmek istemese de Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devletidir ve hukuka aykırı hareket edenler mutlaka yaptıklarının cezasını göreceklerdir. Bu hukuk devletinde özel okulların hangi şartlarda geçici veya hangi şartlarda sürekli olarak kapatılabileceği açıkça düzenlenmiştir. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun 7.  maddesine göre özel okullar;

1. Kurum açma şartlarından herhangi birini kaybetmesi veya bunlarla ilgili olarak izinsiz değişiklik yapması,

2. Mevzuatta belirtilen sayıda personel çalıştırılmaması veya mevzuata aykırı personel çalıştırılması,

3. Reklam ve ilana ilişkin gerekli şartların yerine getirilmemesi

hallerinden birinin gerçekleşmesi durumunda, davranışların ağırlık derecesine göre 15 günden üç aya kadar geçici olarak kapatılabilir.

Yine, 5580 sayılı kanunun 7. maddesine göre,  

1. 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun genel ve özel amaçlarıyla temel ilkelerine uymayan,

2. Kurumunu mevzuata uygun

kapatmayan,

3. Geçici olarak kapatma cezası alan ve geçici kapatmaya neden olan fiili tekrar işleyen

kurumlar ise sürekli olarak kapatılır.

Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nda yukarıda sayılan haller dışında herhangi bir kapatma nedeni sayılmamıştır. Şu hususun altı önemle çizilmelidir ki: ilgili maddedeki kapatma nedenleri sınırlı sayıda olup bu nedenlerin kıyas ya da yorum yoluyla genişletilmesi/çoğaltılması da mümkün değildir.

Bilindiği üzere, Anayasa'nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesinin alt bileşenlerini oluşturan hukuk güvenliği ve hukuki istikrar ilkesi ile, Anayasa'nın 38. maddesindeki suç ve cezaların kanuniliği ilkesi, bu tür bir idari yaptırımın uygulanabilmesi için açık bir yasal düzenlemeyi zorunlu kıldığı gibi, hangi hallerde bu yaptırımın uygulanabileceğinin de açıkça yasada düzenlenmesi gerekir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi'nin ve Danıştay'ın son dönemde istikrar kazanmış kararlarında, Anayasa'nın 38'inci maddesindeki kanunilik ilkesi gereği idari yaptırımlar ile bu yaptırımları gerekli kılan fiil ve hallerin mutlaka kanunda açıkça düzenlenmesi gerektiği; kanunda bir açık düzenleme olmaksızın idarenin yönetmelikle idari suç ve idari yaptırım ihdas edemeyeceği vurgulanmaktadır.

Anayasa Mahkemesi kararlarında da ifade edildiği üzere Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik” ilkesidir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ya da kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır.”

Anayasa Mahkemesi, suçta ve cezada yasallık ilkesinin uygulama alanının sadece ceza hukuku alanına giren suçlar ile ilgili olmadığını ve bu ilkenin idari yaptırımlarda ve disiplin suçlarında da uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır. Anayasa'nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından disiplin cezaları da bu maddede öngörülen ilkelere tâbidir.” Görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesi'ne göre, Anayasa'nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından idari yaptırımlar da bu maddede öngörülen ilkelere tâbidir. Dolayısıyla 5580 sayılı kanunda sayılan kapatma nedenleri dışında, idarenin yönetmelik, denetim standartları veya diğer düzenlemelerle kapatma nedeni belirlemesi ve bu nedene dayanarak kapatma yaptırımı uygulaması hukuken mümkün değildir. Aksi bir uygulama, başta hukuk devleti olmak üzere Anayasa'nın temel ilkelerine ve Anayasa Mahkemesi ile Danıştay'ın yerleşik kararlarına açıkça aykırı olacağı gibi, konusu suç teşkil eden bir emri verenler ile bu emri yerine getiren maarif müfettişlerinin de yargılanmalarını beraberinde getirecektir.

Her ne kadar “hukuktan anlayanlar için” daha fazla söz söylemek israf-ı kelam olsa da hukuktan anlamayanlar için yine La Fontaine'den bir hikâye ile kıssadan hisse çıkartmak yerinde olur. Bir yılan, günün birinde saatçi dükkânından içeri girmiş. Yiyecek bir şey bulamayınca çelikten bir eğeyi bulmuş ve başlamış kemirmeye. Eğe, söze gelmiş ve şunları söylemiş:

Bre akılsız yılan, yok mudur senin düşüncen,

Ne koparabilirsin ki benden,

Çok şey umuyorsan aldanıyorsun,

Şimdi kırılacak bütün dişlerin birden.

YRD. DOÇ. DR. MUSTAFA YAŞAR DEMIRCIOĞLU
İpek Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi


Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.