Hukukun güç eliyle tasfiyesi
Tabii hakim ilkesi, yürütme erkinin yani siyasi iktidarın yargılama makamları üzerindeki muhtemel tesirini önlemek için kabul edilmiş bir güvencedir. Olağanüstü hakim ise, bir olaydan sonra o olaya yönelik olarak kurulmuş veya olaya göre sonradan yetkili kılınmış hakimdir. Hakimin gözü hatta kulağı kapalı olarak elindeki terazinin tam tartmasının en önemli koşulu tüm etkilere ama özellikle siyasi iktidara karşı korunmasıdır. Buna hakimin tarafsızlığı ya da objektifliği denir. Hakimin tarafsız kalamayacağı veya tarafsızlığının tehlikeye girdiği görülen hallerde hakimin reddi usulü işletilerek o hakimin yargılama yetkisi kaldırılır ve tarafsızlık sağlanır.

Dönemin başbakanı yolsuzluk soruşturması üzerinden kendisine darbe yapıldığını, bu darbenin Hizmet Hareketi olarak tanımlanan cemaatin uzantıları tarafından gerçekleştirildiğini, bunun bir terör faaliyeti olduğunu, bunların üzerine gidilmesi için gerekli kanuni değişiklikler yapıldığında ‘inlerine’ girileceğini, operasyonların hız kazanacağını belirterek özgürlüklerin sınırlanması konusunda kapalı devre çalışacak bir sulh ceza mahkemeleri sistemi yaratmıştır. Bu düzenleme bütün bir ceza muhakemesi birikimini ve ilkelerini yok etmiş, hukuk güvenliğini ortadan kaldırmış, özgürlükleri tehlikeye atmıştır. Böylece siyasi iktidar meydana gelmiş bir olaydan sonra açıkça tabii hakim ilkesine aykırı hakimlikler kuracağını beyan etmiş ve Adalet Bakanı’nın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndaki konumundan istifade ederek kendi amacına hizmet edecek hakimleri nakletme fırsatını bulmuştur. Bu durumda bu mahkemeler en baştan olağan hakim olmaktan çıkmış ve objektifliklerini yitirmişlerdir. Üstelik özgürlüklerimizi kısıtlama yetkisi verilen bu hakimliklerin kararlarına bir üst mahkemede itiraz edilebilmesi imkânı kaldırılarak hak ve özgürlüklerin yok edilmesi sonucunu doğuran kapalı devre sistemine geçilmiştir. Bu durum siyasi iktidarın planlı bir objektiflik ihlalini hedeflediğini göstermekte.

Adil yargılamanın ön şartı: tarafsızlık ve bağımsızlık

Bu mahkemelerin kuruluş süreci, suçtan sonra ihdas edilmiş olmaları ve özellikle tutuklamaya ve tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlarındaki tutum ve ısrarları, topluma güven vermedeki zafiyetleri, bu hakimliklerin hem tabii (olağan) hakim ilkesine hem de hakimin tarafsızlık ilkesine uygun olmadıklarını göstermektedir. Hakimin tarafsızlığı ilkesi tabii hakim ilkesiyle bağlantılıdır. Mahkemelerin ya da özgürlük sınırlamaları gibi fevkalade önemli yetkiler kullanan hakimliklerin suçtan sonra kurulmuş olması onların objektif tarafsızlıklarının baştan olmadığı anlamına gelir. Çünkü suçu işleyenlere karşı özel bir kastla kurulmuş olmaktadırlar. Tarihte gücü ele geçirenler muhaliflerini ya da ötekileştirdiklerini bu yolla ezmişlerdir. Bu nedenle tabii hakim, hakim bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleri sahih bir demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, hukuk devletinin ve adil yargılanma hakkının insanlık hak ve hukuk mücadelesinden süzülüp gelen vazgeçilmezleridir.

Nitekim, AİHM kararlarında özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesinin 3. fıkrası hükmüne göre, özgürlüklerin en fazla kısıtlandığı bir tedbir olan tutuklamaya, yargısal bazı güvencelerle donatılmış bir “hakimin” karar vermesi gerektiği belirtilmiştir. Bu özellikleri taşımayan makamların sözleşmenin 5. maddesi kapsamındaki hakim ya da mahkeme olarak kabulü mümkün değildir. (AİHM, Megyeri/Almanya- Brannigan ve McBride/Birleşık Krallık kararları) Bu nedenle kişilerin hürriyetine ağır bir kısıtlama getiren tutuklama ya da tutuklamanın devamına, tahliye talebinin reddine karar verecek makam ile tahliye talebinin reddi durumunda itiraza bakacak olan mahkemenin; soruşturma makamları tarafından suç olduğu iddia edilen fiillerin işlenmesinden önce kanunla kurulmuş, tam bir tarafsızlık ve bağımsızlık içinde görev yapan bir makam olması gerekmektedir.

Hukuk güvenliği herkes için kalkmıştır

Başta Hidayet Karaca  müdafii olmak üzere aynı soruşturma dosyasında şüpheli olarak bulunanların müdafileri yukarıda belirtilen gerekçelerle birlikte söz konusu hakimlerin soruşturma sırasındaki davranışlarını ve  tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararların Ceza Muhakemesi Kanunu ve Anayasa’daki esaslara ve  AİHM içtihatlarına aykırı olarak gerekçesiz sayılacak şekilde verilmesini gerekçe göstererek tüm sulh ceza hakimleri için reddihakim talebinde bulunmuşlardır. 29. Asliye Ceza Mahkemesi CMK 24-28 maddelerinden kaynaklanan yetkisi dahilinde ret başvurusunu inceleyerek evrensel hukuka ve özellikle AİHM içtihatlarına uygun bir değerlendirmeden hareketle şu sonuca varmıştır.

“Yukarıda belirtilen tüm bu yasal düzenlemelerin ve içtihatlar ışığında;

-Yürütme organlarının Sulh Ceza Hakimlikleri kurulmadan önce ve sonra Sulh Ceza Hakimlikleri konusunda basına yansıyan söylemleri,

-Sulh Ceza Hakimliklerindeki sorgu aşamasında basına da yansıyan bir kısım iddialar,

-Sulh Ceza Hakimliklerine atanan hakimlerden bir kısmının görevi kabulden imtina etmeleri, tutuklama kararı vermeyen ya da tahliye kararı veren Sulh Ceza Hakimlerinin yetkilerinin değişmesi.

-Sulh Ceza Hakimlikleri kurulduktan sonra çeşitli soruşturmalardaki kolluk operasyonundan önce ve operasyon sırasında tutuklanacak kişilerin sosyal medya hesaplarından önceden ilan edilmesi.

-Tutukluluğun devamına ilişkin tüm hakimlerin benzer şablon kararlar vermesi, hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; şüpheliler müdafilerinin hakimlerin tarafsız olmadığı yönündeki iddialarının AİHM’ce çerçevesi çizilen objektif tarafsızlık kriterlerinden haklı sayılabilir yeterli somut nedenin bulunduğu, kanaatine varıldığı anlaşıldığından;”

29. Asliye Ceza Mahkemesi’nin reddihakim talebinin kabulüne  ilişkin kanuna ve usule uygun verilmiş bulunan 24/04/2015 tarihli kesin kararı hukuk âleminde yerini almıştır. Bu karar kesin olduğundan bir başka merci tarafından denetlenmesi mümkün değildir. Bu karara karşı ancak CMK’nın 309. maddesinde düzenlenen ve olağanüstü kanun yolu olan “kanun yararına bozma” yoluna gidilebilir. Buna göre kararda hukuka aykırılık olduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, kararın Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılı olarak bildirir. Oysa İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliği hiç yetkisi olmadığı, üstelik mahkeme olmayıp yetkileri belli konulara münhasır bir hakimlik olduğu halde kanunu ve hukuku yok sayarak, İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi’nin reddihakim taleplerinin kabulü kararının yok sayılmasına karar vermiştir. Böylece hukuk güvenliği herkes için kalkmış, Anayasal teminatlar askıya alınmıştır. 10. Sulh Ceza hakimi ve onu azmettirenler bakımından cezaî ve hukukî sorumluluk doğmuştur.

>> Hukukun güç eliyle tasfiyesi (2)

ÜMİT KARDAŞ
Emekli Askerî Hakim


Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.