İngiltere, AİHS'den çekilecekse biz de gözden geçirmeli miyiz?
CAN YEĞİNSU
Hukukçu



Ergenekon davası, Balyoz davası, yeni bir anayasa : Ülkemizde hukuki konuları konuşmak ulusal spor halini almış gözüküyor. Tartışma konusu her ne olursa olsun –hapisteki gazeteciler ve generaller, üniversitede başörtüsü, polis onaylı işkence– Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki (AİHM) kayıtlarımızı açıp bir bakıyoruz. Ve orada görünen manzara genelde hiç de iç açıcı olmuyor. Bunu değiştirmek için birçok adım atıldı ve atılıyor: Anayasal değişiklikler, yasal reform paketleri ve son olarak Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı gibi. Kimisi reformların aşırıya kaçtığından bahsediyor, kimi yetersizliğinden. Fakat çok azımız AİHM’nin ya da sözleşmenin meşruluğunu sorguluyor.

Gecenlerde İngiliz İçişleri Bakanı Theresa May, Muhafazakâr Parti’nin eğer 2015 seçimlerini kazanırlarsa Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden çekilmeyi düşüneceğini açıkladı. Bu açıklama İngiltere’de birçok tartışmaya sebep oldu. Fakat bunun ötesinde bu açıklama, Türkiye’yi de ilgilendiren birçok soruyu gündeme getiriyor. İngiltere, ‘Avrupa Konseyi’nin kurucu üyelerinden biri. Muhafazakâr Parti avukatları sözleşmenin tasarlanmasının önemli bir parçası oldu. Eğer onlar dahi çekilmeyi düşünüyorsa bu, Türkiye’nin AİHM standartlarını karşılamaya çalışarak yanlış yere odaklandığı anlamına mı geliyor? AİHM ve sözleşme artık amacıyla uyuşmuyor mu?
Benim açımdan her iki sorunun cevabı da gayet net: Hayır.

Reform ihtiyacı var

AİHM’nin bir reforma ihtiyaç duyduğuna şüphe yok. Mahkeme şu anda 800 milyon insana hizmet veriyor. Varolan iş yükü ile başa çıkması mümkün değil; 2011 yılında karara bağlanmamış 140 bin dava bulunmaktaydı. Bazı AİHM kararlarına ve muhakemelerin tutarlılığına dair eleştiriler her daim olageldi. Nitekim bu eleştirilerin bir kısmı haklıydı da. Ama sözleşmeden çekilmekle yeni bir düzenlemeye gitmek birbirinden çok uzak yerlerde duruyor.
Hak kavramı tabii ki modern bir icat değil: Magna Carta ve habeas corpus gibi araçlarda kadim köklere sahip, kuvveti siyaset felsefesinin bir motoru olarak ‘Aydınlanma’yla şekillenmiş. Bunu görmek için ABD Anayasası’na ve onu önceleyen ‘Bağımsızlık Bildirgesi’ne ya da Paine’in ‘İnsan Hakları’ gibi eserlerine bakmak yeterli. 2. Dünya Savaşı bizlere insan hakları ve demokrasinin ayrılmaz olduğunu öğretti: Birisi diğeri olmadan işleyemiyor. Sözleşme sistemini yaratırken Winston Churchill, Eleanor Roosevelt ve çağdaşlarının düşündüğü iktidarın yetki kullanımının sınırlanmasının gerekliliği, herkes için en temel seviyede insan onuru ve saygıyı temin etmek, ulusal hükümetler için uluslararası bir düzenleme getirmekti. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi aslında tamamen bununla ilgili bir şey.

Tamamen siyasi

Peki öyleyse İngiltere’den bu açıklama neden şimdi yapıldı? Cevap tahmin edilebileceği üzere siyasi. Muhafazakâr Parti, politikasını İngiltere’nin Avrupa Birliği’ni terk etmesi üzerine kuran sağcı UKİP’ye oy kaybetmekte. Ekonomik kriz ile iyice kendini hissettiren korku ve öfkeden beslenen desteği arkalarına almak üzere sembolik hareketlerin arayışındaki Muhafazakâr Parti siyasetçileri için Avrupa insan hakları düzenlemeleri kolay hedef durumunda. Sözleşme, İngiliz hâkimlere insan haklarını bu aralar pek de revaçta olmayan insanları –terörizm şüphelileri, kaçak göçmenler– korumak üzere genişletme hakkı verdiği ve İngiliz basınının gelirlerini etkileyen özel hayatın gizliliği hakkının tanınmasına yardım ederek onları kızdırdığı için oldukça kırılgan durumda.

Bu açıklamanın İngiltere’den gelmesi hayal kırıklığı yaratmasının yanında oldukça ironik de. Haklar İngiliz tarihinde köklü bir geçmişe sahip, İngiliz içtihadına ve aklına öteden beri yerleşmiş durumda. AİHM İngiliz basınında sürekli olarak İngiliz hükümetleri aleyhine karar veriyor diye eleştirilse de, gerçek aslında bundan oldukça farklı: Geçen sene 2082 davadan sadece 10’u AİHM tarafından İngiltere aleyhine onaylanmış durumda.

Eğer İngiltere sözleşmeden çekilirse, Belarus’tan sonra Avrupa Konseyi’nin dışında kalan tek Avrupa ülkesi olacak. Belki de her şeyden önemlisi, İngilizlerin çekilmesi hepimiz için hayati bir güvenlik ağı sağlayan hakların korunması sistemini çözme riski de taşımakta. Modern demokratik toplumlar beğenmedikleri sonuçlar ortaya çıkınca kanunları kaldırmak veya kurumlardan çekilmek yerine, onları nasıl işlevsel kılacağını düşünmeli. Avrupa insan hakları kanunları bambaşka bir çağda, 2. Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkımın ardından, yaşamak ve dayanmak üzere yapıldılar. Umarım Theresa May’in açıklaması bir gün savaşın ertesinde kendi partisinin de kurulmasına yardım ettiği sistemin altını oyacak bir resmi hükümet politikası haline gelmez. Her ne olursa olsun, bizler yolumuzdan sapmamalıyız: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bugün de Churchill ve Roosevelt’in zamanında olduğu kadar geçerli.


Radikal

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.