İnsan hakları karnemiz ve İspanya


Eser Karakaş

Verimsiz ve o ölçüde de anlamsız kavgaları gündeme taşımak yerine bu raporun detaylarını tartışmamız, sonuçlardan dersler çıkarmamız ve bu doğrultuda da geleceğe yönelik düzenlemelerin temellerini atmamız kanımca çok daha yararlı olacaktır.

Muhtemelen ve inşallah 12 Haziran genel seçimlerinin ana tartışma konusu, yapılacak yeni anayasa olacak; seçimlerden hemen sonra da yeni bir anayasa yapmak için hem TBMM, hem de toplumun çok farklı kesimleri yine muhtemelen ve inşallah kolları sıvayacaklar.

Anayasa adı verilen çok önemli belge özünde bir temel hak ve özgürlükler bildirgesi olacağı için, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin geçen sene yayınladığı 1959-2009 yani elli seneyi kapsayan raporu ve geçen hafta yayınlanan 2010 raporu analizlerde, düzenlemelerde mutlaka çok dikkate alınmalı diye düşünüyorum.

İnsan hakları karnelerine ilişkin analizlerin ülke içinde, sadece bir ülkenin, mesela Türkiye'nin karnesine bakılarak yapılması çok anlamsız zira bu tür analizlerin anlamlı olabilmesi ancak ve ancak mukayeseli olabilmesine bağlı; mukayese yaparken de daha anlamlı sonuçlara ulaşabilmek için özellikle Türkiye gibi bir ülkeyi çeşitli açılardan kendisiyle mukayese edilebilecek bir ülkeyle beraber değerlendirmek çok önemli. Ben, bu tür bir mukayeseye girerken, örneğin İspanya gibi bir ülkeyi çeşitli açılardan tercih ediyorum. İspanya beş yüz bin kilometrekareyi aşan yüzölçümüyle, elli milyona yaklaşan nüfusuyla, Franco'nun 1975'e kadar bu ülkede egemen kıldığı yönetim anlayışıyla, etnik sorunlarıyla, bir ölçüde mukayeseye uygun bir ülke; 1986'dan beri AB üyesi oluşu, kişi başına gelirin otuz bin dolar civarında oluşuyla ise bizden epey farklılaşıyor. Yazımın sonunda İspanya Anayasası'nda yer alan özel bir düzenleme nedeniyle de bu ülkeyi mukayese için tercih ettiğimi açıklayacağım; gelelim önce 2010 AİHM raporunun detaylarına.

2010 senesinde AİHM, Türkiye'den kendisine ulaşan dava dosyalarından 442 tanesini kabul edilebilir bulmuş; bu "kabul edilebilirlik kriteri dosyadaki başvuru gerekçesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin en azından bir maddesinin Türkiye tarafından ihlal edildiğine ilişkin iddianın ciddiye alınıyor oluşu, AİHM hukukuna, içtihadına uygun olduğunun düşünülmesi.

Yine 2010'da İspanya devletine karşı yapılan başvurulardan sadece 11'i kabul edilebilirlik kriterini tutturmuş; bir sene içinde bizim devlete karşı yapılan başvuruların 442'sinin, İspanya devletine karşı yapılan başvuruların ise sadece 11'inin kabul edilebilir bulunmasının nedenlerine aşağıda döneceğim.

2010 senesinde AİHM'nin dairelerinde Türkiye devletine ilişkin 278 dosya sonuca bağlanmış, bu 278 dosyadan 228'inde ilgili daire, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin en azından bir maddesinin bizim devlet tarafından ihlal edildiği sonucunu çıkarmış ve Türkiye devletini mahkûm etmiş. Söz konusu 228 mahkûmiyet kararından 10'u yaşam hakkının ihlalinden verilmiş; bugün Avrupa Konseyi'ne üye olan ama eski sosyalist blok ülkeleri dışında 2010 senesinde yaşam hakkını ihlalden mahkûmiyet alan başka bir ülke yok. Bu maddeden AİHM'de bizden fazla mahkûmiyet alan yegane ülke de zaten 35 mahkûmiyet kararıyla Rusya. Yeterli ve etkin soruşturma eksikliğinden 31, işkenceden üç, aşağılayıcı ya da insan onuruna aykırı muameleden 32, güvenlik ve özgürlüğe aykırı davranışlardan 80, adil yargılanma ilkesinin ihlalinden de 42 mahkûmiyet kararı çıkmış. İfade özgürlüğünün ihlalinden Türkiye devletine 2010 senesinde 19, din ve vicdan özgürlüğünün ihlalinden ise 2 mahkûmiyet gelmiş; başka maddelere girip, yazıyı sayılara boğmak istemiyorum. Bu arada bu başvuruların eski senelerde yapılmış başvurular olduğunu da hatırlatalım.

Aynı senede, yani 2010'da bir de İspanya'nın durumuna bakalım; 2010 senesinde İspanya ile ilgili 13 karar verilmiş, bu kararlardan sadece altısında AİHM, İspanya devletinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin en azından bir maddesini ihlal ettiğine karar vermiş, yedi davada İspanya devleti mahkûmiyet kararı almamış.

İspanya'nın mahkûm olduğu dosyalarda ihlal edilen sözleşme maddeleri ise ağırlıklı olarak usule ilişkin maddeler. İspanya 2010 senesinde yaşam hakkını ihlalden, işkenceden mahkûmiyet almamış; ifade özgürlüğünün ihlali nedeniyle ise de sadece bir dosyada suçlu bulunmuş.

Türkiye ve İspanya arasında basit bir karşılaştırma yaptığınızda karşınıza çıkan manzara 2010 senesinde Türkiye'nin 228 dosyada mahkûmiyet aldığı, İspanya'nın ise sadece altı dosyada mahkûmiyet aldığı yönünde; 1959-2009 arasını kapsayan istatistiklere gittiğinizde durum ülkemiz Türkiye için daha da vahim hale geliyor.
 
Bu mukayeseli tabloyu sadece Türkiye'nin insan hakları konusunda daha duyarsız, İspanya'nın ise daha duyarlı, daha özenli olduğunu göstermek için sunmuyorum; bizlerin yapması gereken, bu sevimsiz tablonun nedenleri üzerine kafa yormak ve bu doğrultuda gerekli düzenlemelerin hukuk sistemimize girmesi için uğraşmak.

Yukarıdaki sevimsiz tablonun mutlaka çok çeşitli nedenleri mevcut; ancak benim kanaatim, insan hakları ihlalleri konusunda İspanya'nın bu kadar gerisine düşmüş olmamızın temel nedeni, ülkemizde her düzeydeki yargıcın çağın gereklerine ters düşen ideolojik yapısı ve bir refleks, bir içgüdü, belki de kasıtlı olarak kararlarında temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeleri dikkate ve ciddiye almamaları; oysa 2004 senesinde yapılan değişiklik sonrası Anayasamızın 90. maddesi temel hak ve özgürlüklere ilişkin TBMM'nin usulünce onayladığı uluslararası metinlerin, sözleşmelerin benzer konularda düzenlemeler yapan kanunlarımızın üzerinde olduğu anayasal bir gerçek ama yargıçlarımız, özellikle yüksek yargı yargıçlarımız bu anayasal zorunluluğu sistematik olarak görmezden geliyorlar.

İspanya'da ise yargıçlar iç hukukta kararlarını yine sistematik olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ruhuna ve lafzına uygun olarak verdikleri için AİHM'ye İspanya'dan çok az dosya geliyor, İspanyol devleti de çok az mahkûmiyet alıyor; yine kanaatime göre yukarıdaki sevimsiz tablonun temel nedeni, iki ülkenin yargıçlarının konulara yaklaşımındaki ideolojik fark. İspanyol yargıçlar insan haklarına ilişkin davalara Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ruhuna uygun yaklaşırken, bizim yargıçlarımız, Anayasa'nın 90. maddesinin amir hükmüne rağmen kapalı toplum ilkeleri ve ideolojisi doğrultusunda yaklaşıyorlar.

İspanya Anayasası'nın onuncu maddesinde ifadesini bulan ilke de bu hedefe hizmet ediyor; bu maddede çok açık olarak İspanya Anayasası'nın tüm maddelerinin temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası metinlerin ruhuna ve lafzına göre yorumlanması gerektiği yazıyor.

Ülkemiz Türkiye'de de anayasa tartışmaları yapılırken İspanya Anayasası'nın onuncu maddesine paralel bir düzenlemenin getirilmesini gündeme taşımak çok ama çok önemli olacak.(Zaman)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.