İnsan haklarının yargısal korumasını güçlendirmeye yarayabilir

Anayasa tasarısı, Anayasa Mahkemesi’ne “anayasa şikâyeti” adıyla bir başvuru yolu getiriyor. Bu değişiklik gerçekleşecek olursa, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki anayasal hak ve özgürlüklerden birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiası”yla Anayasa Mahkemesine başvurmak mümkün hale gelecek. Kısacası anayasa şikâyeti, 1982 Anayasası dönemindeki ‘ikinci hukuk devrimi’ni başlatacak.
Birinci hukuk devrimi, 28 Ocak 1987 tarihinde kabul edilen İnsan Hakları Avrupa Komisyonu’na bireysel başvuru hakkının tanınmasıyla başlamıştı.

Bireysel başvuru, insan hakları ihlallerine karşı Strasbourg organlarına başvurma imkanı getirmiş, dahası Türk hukukunu ve uygulamasını uluslararası insan hakları organlarının denetime açarak ‘sessiz bir devrim’ gerçekleştirmişti. Bugün biraz olsun nefes alınabilir kısmi bir özgürlük ortamı varsa, işte bu büyük ölçüde İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin verdiği ihlal kararlarının gereğinin iç hukukta yerine getirilmesinin bir sonucudur. Örneğin gözaltı sürelerinin düşürülmesi, gözaltında işkenceye karşı tedbirler alınması, kamulaştırma dava usulündeki değişiklik, köy boşaltmalar nedeniyle görülen zararın tazmini, el koyulan azınlık vakıf mallarının iadesi veya tazmini gibi bir çok reformu, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin ihlal kararları zorladı. 

Neye çare olur?
İkinci hukuk devrimini başlatacak olan anayasa şikayeti, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ndeki (İHAS) hak ve özgürlüklerin ihlali iddialarının Strasbourg’dan önce evde çözülmesini sağlamayı amaçlıyor; Anayasa’daki hak ve özgürlüklerden birinin ihlal edildiği iddiasıyla bir hak arama yolu getiriyor. Peki bu hak arama yolu, hangi sorunlara çare olabilir?
Türkiye’deki hukuk sisteminde, başka sorunların yanında, üç temel sorun var: Birincisi, ‘Anayasa ile yasalar arasındaki ilişkinin zayıflığı’, ikincisi ‘yargısal piramit eksikliği’ ve üçüncüsü ‘içtihat hukukunun belirsizliği’ olarak sıralanabilir.
i) Anayasa ile yasalar arasındaki ilişki şöyle: İlkin yasalar, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilinceye kadar Anayasa’ya uygunluk karinesi taşırlar. Bireyler bu karineyi çürütemezler, çünkü kendilerine uygulanacak bir yasanın Anayasa’ya aykırı olduğu iddialarını bizzat ‘kendileri’ Anayasa Mahkemesi önüne getiremezler. İkincisi, Yargıtay ve Danıştay’ın somut bir dava sırasında yasa hükümlerine ilişkin yorumlarının ve verdikleri kararların Anayasa’ya uygun olduğu kabul edilmek zorundadır. Oysa bir yasanın yorumu ve uygulanması sonucu verilen bir karar da Anayasa’daki bir hak veya özgürlüğü ihlal edebilir. Ama Türk hukuk sisteminde Yargıtay ve Danıştay’ın Anayasa’daki bir hakkı ihlal ettiği düşünülen kararlarına karşı iç hukukta başvurulabilecek bir yol yoktur. İşte ‘Anayasa şikâyeti’ bu yolu açmakta, İnsan Hakları Avrupa Komisyonu’na bireysel başvuru hakkının tanınmasından çeyrek yüz yıl sonra, Anayasa Mahkemesi’ne başvuru hakkını getirmektedir. 

Piramidin tepesinde
ii) Yargısal piramidin tepesindeki mahkeme, görev alanına giren bir uyuşmazlıkta son sözü söyler. Türkiye’de insan hakları ihlali iddiaları hakkında son sözü hangi mahkeme söylemektedir? Mevcut sistemde Anayasa Mahkemesi değil. Çünkü halen Anayasa Mahkemesi, somut bir olayda Yargıtay veya Danıştay tarafından verilmiş bir kararın hak ve özgürlüklere uygunluğunu değil, ama sadece soyut olarak bir yasa metninin Anayasa’ya uygunluğunu denetlemektedir. Bir başka deyişle Anayasa Mahkemesi, halen yasama organının firenidir. İnsan hakları ihlal iddiaları hakkında son sözü Yargıtay ve Danıştay mı söylemektedir? Hayır. Yargıtay ve Danıştay’ın istisnai bir kaç dava dışında Anayasa’daki hak ve özgürlüklere veya uluslararası insan hakları metinlerine atıfta bulunduğu görülmez. Çünkü, Yargıtay ve Danıştay, Anayasaya uygun olduklarını varsaydıkları yasaları uygulamakta, Anayasadaki hak ve özgürlükleri yorumlamanın kendi işleri olmadığını düşmekte, verecekleri kararların hak ve özgürlükleri ihlal edebileceği kaygısını taşımamaktadırlar. Dolayısıyla mevcut sistemde insan haklarına aykırı kararlar veren mahkemelerin fireni yoktur. İşte anayasa şikâyeti bu adresi gösteriyor: Anayasa Mahkemesi. Anayasa Mahkemesine anayasa şikâyeti yoluyla gelecek başvuruları inceleme yetkisinin verilmesi, insan hakları alanındaki yargısal piramidi tamamlayacağı düşünülebilir. 

Yetki mücadelesi
Hiç kuşkusuz Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek mahkemelerin, verdikleri kararların bazı hak ve özgürlükler bakımından da olsa anayasa şikâyeti yoluyla Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesinden hoşnut kalacakları beklenemez. Bu yargısal yetki mücadelesini anlayışla karşılamak gerekir. Öte yandan aynı yüksek mahkemelerin, örneğin ifade özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı konusunda insan haklarını ihlal eden kararlarının İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne aykırı bulunmasını da hoş karşıladıkları düşünülemez.
Buna rağmen, benim verdiğim karar İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından denetlenmesin, diyebilen bir yüksek mahkememiz var mı? Kabul edilecek anayasa şikayeti yolunun, yüksek mahkemelerin insan haklarına uygun kararlar verme refleksini de güçlendireceği savunulabilir.
iii) Hukukun iki kaynağından biri ‘mevzuat’ diğeri ise ‘içtihat’tır. Bu hukuk kaynaklarının yayımlanması ve böylece ulaşılabilir olması, bireyin hak ve özgürlükleri korunması ve hukukun üstünlüğünün sağlanması açısından son derece önemlidir. Bireyler ancak ulaşılabilir hukuk kaynaklarına bakarak davranışlarını düzenleyebilirler. Türkiye’de çıkarılan mevzuatın yayınlanması zorunlu olduğu halde, Anayasa Mahkemesi kararları ve İçtihadı Birleştirme kararları ile istisnai bazı kararlar hariç, mahkeme kararlarının yayımlanması, bu kararları veren yargı organlarının takdirindedir. Örneğin Yargıtay’ın ve Danıştay’ın her yıl verdiği on binlerce karardan belki sadece binde birinden de azı, resmi yayımlarda yer almaktadır. Oysa Yargıtay’ın ve Danıştay’ın istisnasız tüm kararlarının, indeksli bir şekilde internet ortamında yayımlanması mümkündür ve yayımlanmalıdır. Böylece bireyler bu çok önemli hukuk kaynağına erişebilir, mahkemelerin faaliyetleri şeffaflaşır, kararları alenileşir.
Anayasa şikâyeti yolu getirilecek olursa, en azından Yargıtay ve Danıştay kararlarını insan haklarına aykırılık açısından inceleyen Anayasa Mahkemesi kararları, Anayasa’nın 153. maddesi gereğince Resmi Gazete’de yayımlanacak. Böylece bireyler, Yargıtay ve Danıştay’ın hangi kararlarının insan haklarını ihlal ettiğini veya etmediğini öğrenecekler ve davranışlarını ona göre düzenleyecekler.
Hiç kuşkusuz, Anayasa şikâyetinin nasıl işleyeceği, Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’daki hak ve özgürlükleri İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararlarına
uygun yorumlayıp yorumlayamayacağını zaman içinde görülecek. Başarılı bir uygulama, insan haklarının yargısal korunmasını güçlendirecek. 

Prof. Dr. Osman Doğru: Marmara Üniversitesi, Hukuk Fakültesi


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.