İslamcılık bağlamında devlet ve hukuk
Levent Köker 
 
Bir 'ideoloji' olarak İslamcılık 

"İslamcılık, İslam'ın ana referans kaynaklarından hareketle "yeni" bir insan, toplum, siyaset/devlet ve dünya tasavvurunu, buna bağlı yeni bir sosyal örgütlenme modelini ve evrensel anlamda İslam birliğini hedefleyen entelektüel, ahlaki, toplumsal, ekonomik, politik ve devletler arası harekettir. Başka bir deyişle İslam'ın hayat bulması, hükümlerinin uygulanması, dünyanın her tarihsel ve toplumsal durumunda İslam'a göre yeniden kurulması ideali ve çabasıdır." 

Ali Bulaç'ın İslamcılığı bir ideoloji olarak nitelemesi ve içeriğini de bu sözlerle tarif etmesinde yadırganacak bir şey yok. İdeoloji, 18. yüzyıl sonlarında icat edilmiş bir kelime ve kavram olarak zaten zaman içinde böyle bir içerik kazanmış. Nitekim Bulaç'ın tanımındaki İslam ve İslamcılık kelimeleri yerine mesela millet ve milliyetçilik (daha özel olarak örneğin Türk ve Türkçülük), sosyalizm, komünizm, liberalizm, modernizm, gibi ideolojileri koyarak ve aynı tanımı çok da fazla değiştirmek zorunda kalmaksızın aynen tekrarlamak mümkün. 

O halde asıl sorun İslamcılığın bir ideoloji olup olmaması veya bir ideoloji olarak İslamcılığın içeriğinin nasıl tayin edileceği değil. Sorun, daha doğrusu sorunlar, başka yerde. Bulaç, yukarıdaki İslamcılık tanımından sonra, "her Müslüman potansiyel, bittabii ve bizzarure İslamcıdır" demekte ve "değilse bu Müslüman'ın din algısında bir sorun var" hükmüne ve buradan ilerleyerek dinin insan yaşamının her alanında uygulanması gerektiği sonucuna varmaktadır. 

Korkarım ki Bulaç, İslamcılık hakkındaki tespit ve değerlendirmeleriyle çok temel bir çelişkiye düşmektedir. Çelişki, İslamcılığı bir ideoloji olarak tanımlayış tarzıyla Bulaç'ın konuyla ilgili yazılarının tümünde yer yer açık, yer yer de üstü örtülü bir biçimde var olan temalardan biri olan Aydınlanma/Batı adı altında homojenleştirerek karşı çıktığı modernitenin içinde yer alıyor olmasıdır. 

Ne demek istediğimi biraz somutlaştırayım. Şöyle bir soru: Bir Müslüman –yani kendisini Müslüman olarak tanımlayan bir kişi– hem İslamcı, hem Türkçü olabilir mi? Türk milliyetçiliğinin önemli ve çağdaş türlerinden biri olan ve "Türk-İslam sentezi" diye adlandırabileceğimiz bir "ideoloji"ye bağlılık Bulaç'ın tanımıyla İslamcılık ile çatışır mı? Hem Türkçü hem Müslüman olan kişi, bilinçli veya bilinçsiz bir biçimde bağlanmış olduğu "Türk-İslam sentezi tarzı milliyetçilik" içinde böyle bir çatışma olmadığını düşünmektedir. Buna karşılık Bulaç'ın İslamcılık tanımından hareket ettiğimizde burada bir çatışma olduğunu ileri sürmemiz ve dolayısıyla Türkçü Müslüman'ın "din algısında bir sorun" olduğu tespitini yapmamız mümkündür. Bu durumda da bu kişiye, "senin din algında sorun var, doğru dine dönmelisin" dememiz gerekecektir. Benzer bir durum hem Müslüman, hem sosyalist hem Müslüman, hem liberal, vb. kişiler ve gruplar için de geçerlidir. 

Kanımca Ali Bulaç'ın İslamcılık tanımı, bu tanım temelinde formüle ettiği görüşlerin esasları arasında en önemlilerinden biri olan modernite karşıtlığında ortaya koyduğu "totalitarizm"i davet eden bir içerik taşımaktadır. Çünkü bu tanımda ve bu tanımdan hareketle ortaya konulan görüş ve değerlendirmelerde hep "doğru din algısı" ve dinin tüm yönleriyle bu dünyadaki hayatta uygulanması gerektiği gibi insan hayatının tüm yönlerini kapsayan ve bu kapsayıcılık içinde doğru hayatın nasıl olması gerektiğini insanlara buyuracak bir üst merci olduğu iması mevcuttur. 

İslamcılık bağlamında devlet ve hukuk ilişkisi 

Bulaç'ın İslamcılık tanımı, İslam'ın bir bütün olarak, ahlak, itikat, ibadet, muamelat ve ukubat alanlarının tümünde uygulanmasını içerdiği için ve bu bağlamda Kitab'ın bir kısmını kabul edip bir kısmını reddetmek (veya biraz daha yumuşak bir ifadeyle ihmal etmek de diyebiliriz) mümkün olamayacağına, dolayısıyla da "kendisini İslamcı olarak nitelendirmek zorunda olmasa da her Müslüman'ın bu bütünlük içinde hareket etmesi zorunlu olduğuna göre, bu zorunluluğu hayata geçirmek nasıl mümkün olacaktır? Kuşkusuz İslam'ın bütün yönlerini "doğru" biçimde uygulamaya koyacak bir otorite kurumlaşması, yani bir İslam devleti gerekecektir. Bir cümleyle söylemek gerekirse, Bulaç'ın İslamcılık tanımından ve yaklaşımından hareketle varılacak sonuçlardan biri, temel örgütlenmesinde (anayasasında) ve kamu ve özel alanlar da dâhil tüm hukuk düzeninde ve ahlak alanında İslam esaslarına göre işleyen bir devlettir. 

Burada çok ciddi sorunlardan biri, kuşkusuz kendisini Müslüman olarak nitelendiren ama farklı hayat tarzlarını yaşayan insanların nasıl olup da aynı (İslami) hukuk düzenine tabi kılınacaklarıdır. En az bunun kadar ciddi bir diğer sorun, kendilerini Müslüman olarak nitelendiren kişi ve gruplar arasında yer alan ve Türkiye'de çok net olarak teşhis ve tespit edilebileceği gibi, sadece "Sünni" mezheplerle sınırlı olmayıp, Alevi ve başka tür inançlara sahip kişi ve gruplar arasındaki farklılıkların hukuk düzeni karşısındaki konumlarının nasıl olacağıdır. Buradan bir adım daha ileri giderek, İslam dışı inanç sistemlerine bağlı olan veya hiçbir inanç sistemine değil de, "ateizm" de dâhil kendine özgü inanç ve dolayısıyla ahlak ve hayat tarzlarına sahip kişi ve grupların hukuki durumlarının belirlenmesidir. 

Tabii asıl büyük sorun bir insanın hangi din veya inanç sistemine dolayısıyla hukuk düzeni içindeki yerine nasıl karar verileceği sorunudur. Bir diğer deyişle, dünyaya gelen bir insan yavrusunun hangi din veya inanca sahip olduğuna nasıl karar verilecektir? Din veya inanç, ebeveynin dinine veya inancına göre mi kazanılmış sayılacaktır? Bu durumda doğumla kazanılan din veya inancın ileride değiştirilmesi mümkün olacak mıdır? Böyle bir imkânın varlığı bir prensip olarak devlet ve hukuk düzeninin teme ilkelerinden biri mi olacaktır, yoksa insanların din ve inanç değiştirmeleri tümüyle yasaklanacak mıdır? İslam açısından Müslüman olmayanların İslam'ı tensip etmelerine engel konulamayacağına göre, sadece gayrimüslimlerin Müslüman olmalarına izin verilmekle yetinilip, diğer din veya inanç değiştirme ihtimalleri yasaklanacak mıdır? Daha da önemlisi, bu konularda yetki ve dolayısıyla iktidar (hukuk koyma ve cebir uygulama) kimde olacaktır? 

Aydınlanma düşüncesinin ve o doğrultuda tepkisel ve muhafazakâr ideolojilerin de dâhil olduğu heterojenlik içinde oluşan farklı akımların kendi aralarındaki mücadeleleri, modern dünyada hukuk düzeninin temeline özgürlük kavramını yerleştirmiştir. Bugün gelinen noktada Türkiye'nin de içinde yer aldığı uluslararası insan hakları düzeni, din ve inanç özgürlüğünü, farklılıkları yok saymayan veya yok etmeye çalışmayan bir perspektifle ele almaya gayret etmektedir. Bu gayretin hukuk ve siyaset (devlet) düşüncesinde vardığı nokta, farklı din ve inançlara mensup kişi ve grupların tümü için bağlayıcı nitelik taşıyan kuralların ancak o kurallara tabi olacak olan tarafların özgür iradesiyle varılacak anlaşma ile konulabileceği ilkesidir. Bu ilke, tek bir din veya inanç temelinde hiçbir norm düzeninin (yani İslamcılığın öngörebileceği bir İslam devletinin) kurulamayacağı demektir. 

İslamcılık ile ilgili eleştirileri, İslamcılar arasındaki farkları gözardı edip, tüm İslamcıları aynı kefeye koymakla eleştiren ve bunu da Batı düşüncesindeki türdeşleştirici eğilimlerin etkisine bağlayan Bulaç'ın, "Batı aydınlanması, Hıristiyanlığı sekülerleştirmekten başka neyi orijinal olarak üretti ki?" diyerek eleştirdiği şeyi yapması, Aydınlanma ve sonrasındaki çeşitliliği ve daha da önemlisi din ve inanç farklılıklarından kaynaklanan sorunların çözümü için ne gibi farklı önerilere yöneldiklerini görememesi üzücü. Daha üzücü olan ise İslamcılığın Bulaç tarafından yapılan tanımında, modernitenin en gayri insani yüzü olan totalitarizmin İslam'a yakıştırılması tehlikesini içerdiğinin hiç görülemiyor olması. 



Zaman
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.