İsrail'in kanlı baskınına uluslararası hukuk ne diyor?

İsrail'in insani yardım götüren gemilere müdahalesinin uluslararası hukuk açısından yansımalarını birçok açıdan değerlendirmek mümkündür.

İlk olarak İsrail, yalnızca insani amaçlarla, Gazze'ye yardım götürmek üzere yola çıkmış olan yardım gemilerine askeri müdahaleyle BM Andlaşması'nın en temel ilkesi olan 2. madde 4. fıkra çerçevesindeki "Teşkilatın üyeleri, milletlerarası münasebetlerinde gerek bir başka devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı gerekse BM amaçları ile telif edilmeyecek herhangi bir surette, tehdide veya kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar" şeklindeki en temel yasağı ihlal etmiştir. Uluslararası ilişkilerde kuvvet kullanılmasını ve kuvvet kullanma tehdidinde bulunulmasını yasaklayan bu madde, günümüzde uluslararası hukukun /jus ad bellum en temel ilkesidir. Uluslararası örf ve âdet hukukunun da bütünleyici bir parçası olan bu temel ilkeyi İsrail hiçe saymış, barışçıl yollarla çözülebilecek bir sorunu orantısız bir biçimde kuvvet kullanarak çözme yoluna gitmiştir. Onlarca sivilin ölmesine ve yaralanmasına neden olan bu olay sonucu Türk-İsrail ilişkileri de çok büyük bir yara almış; İsrail "saldırgan" ve "haydut devlet/rough states kategorisine girmiştir. İsrail'in Mavi Marmara gemisine yönelik müdahalesini BM Andlaşması'nın 51. maddesi bağlamında bir "silahlı saldırı" olarak görmek mümkündür. Zira doktrinde vatandaşlara ve bunların mülklerine yönelik terörist saldırılar çok sayıda vatandaşın ölmesine ve yararlanmasına neden olmuşsa ve saldırıların amacı devleti siyasal bir eylem yapmaya ya da yapmaktan alıkoymaya zorlamaksa bireylere yönelik saldırıları, md. 51 bağlamında devlete yönelik bir silahlı saldırıyla eşdeğer görmek mümkündür. Üstelik yalnızca 1945—1992 arası dönemde 18 olay bu esasta meşrulaştırılmıştır ki; bu olaylar arasında İsrail'in 1976'da Entebbe baskını, ABD'nin 1983 Grenada, 1989 Panama ve 1993 Irak İstihbarat Merkezi'ne yönelik operasyonları da vardır. Bu bağlamda, açık denizde içinde 400'ü Türk toplam 581 sivilin bulunduğu Mavi Marmara gemisine yönelik İsrail'in saldırısı Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik doğrudan bir silahlı saldırıya eşdeğerdir. Türkiye'nin bu silahlı saldırıya karşı BM Andlaşması 51. madde çerçevesinde meşru müdafaa hakkı doğmuştur.

İkinci olarak, İsrail'in yardım gemilerine müdahalesi, Uluslararası Silahlı Çatışmalar Hukuku/jus in bello açısından da eleştirilere açıktır. İsrail IV. Cenevre Sözleşmesi'nin "Yüksek Akid taraflardan her biri, diğer Akid tarafın, düşman dahi olsa, münhasıran sivil halkına mahsus her türlü ilaç ve sıhhi malzeme sevkiyatını ve keza dini levazımın serbestçe geçmesine müsaade edecektir... on beş yaşından aşağı çocuklara, gebe ve loğusa kadınlara zaruri olan yiyecek, giyecek ve kuvvet verici maddelerin de serbestçe geçmesine müsaade eyleyecektir..." şeklindeki 23. maddesi çerçevesinde insani yardımlara izin vermek zorundadır. İsrail Gazze'nin Cenevre Sözleşmeleri'ne "taraf" olmadığını ileri sürebilecek olsa da kendisi bu hükümlerle bağlıdır ve Cenevre Sözleşmeleri'ni karşılıksız bir biçimde uygulamak zorundadır. Bu bağlamda, İsrail'in Gazze'ye uyguladığı abluka ve ambargo da uluslararası hukuka aykırıdır. İsrail, IV. Cenevre Sözleşmesi'nin 33. maddesine göre, Gazze halkına yönelik ambargo uygulayarak toplu cezalandırma yasağını ihlal etmektedir. Uluslararası nitelikte olmayan silahlı çatışmalara ilişkin 1977 tarihli II No'lu Ek Protokol'ün "sivil halkın hayatta kalması için gereken gıda malzemeleri ve tıbbi malzemeler gibi malzemenin yokluğundan dolayı hak etmediği zorluklara maruz kalıyorsa, tamamen insani amaçlı olarak ve herhangi bir ayrım gözetilmeksizin yürütülen tarafsız nitelikteki yardım hareketleri ilgili devletin rızası ile başlatılacaktır." şeklindeki 18 madde ancak iç silahlı çatışmalar için söz konusu olup sadece anılan protokole taraf olan devletleri bağlar. Oysa 1948'den bu yana süren İsrail-Filistin sorunu bir iç silahlı çatışma olmayıp 1977 tarihli I No'lu Protokol'ün 1. madde 4. fıkrası çerçevesinde uluslararasılaşmış nitelikte bir silahlı çatışmadır. Her ne kadar İsrail I No'lu Protokol ile bağlı olmasa da 1949 Cenevre Sözleşmeleri'ne taraftır ve bu sözleşmelere uymak zorundadır. Yine İsrail La Haye Yönetmeliği'nin md. 23/c; IV. CS md. 3, 13-23; I No'lu Protokol'ün md. 48-58 çerçevesinde siviller, sivil halk ve sivil hedeflerle "askerî" hedefler arasında ayırım yapılmasını öngören kuralları da ihlal etmiştir. Ayrıca İsrail La Haye Yönetmeliği'nin md. 23/c çerçevesinde "orantısız" bir biçimde kuvvet kullanarak da uluslararası hukuku ciddi bir biçimde ihlal etmiştir.

Uluslararası deniz hukuku açısından açık deniz

Üçüncü olarak İsrail'in müdahalesini uluslararası hukuk çerçevesinde Türkiye'nin Ortadoğu'da izlediği politikayı değiştirmeye zorlamak maksadıyla işlenmiş bir uluslararası terörizm eylemi olarak görmek de mümkündür. İsrail, yıllardır Filistin halkına karşı yukarıdan aşağıya terör uygulayan kısacası "devlet terörizmine" başvuran bir devlettir. Ancak İsrail'in yardım gemilerine müdahalesini "devlet terörizmi" olarak nitelemek yerinde değildir. Bu müdahaleyi İsrail'in Türkiye'ye yönelik doğrudan bir terörizm eylemi olarak görmek daha mantıklıdır. Zira uluslararası ilişkilerde devletlerin birbirlerine karşı da terörizme başvurması mümkündür. Bunun geçmişteki en tipik örneği I. Körfez Savaşı sırasında Irak'ın koalisyon güçlerini dağıtmak için İsrail'e karşı füze saldırıları düzenlemiş olmasıdır. Oysa bu son olayda İsrail'in kendisi bu yönteme başvurmuş ve uluslararası ilişkilerini terörizme başvurarak yürütmeyi tercih etmiştir.

Uluslararası deniz hukuku açısından açık deniz, hiçbir devletin ülkesine girmeyen bir deniz alanıdır. Bütün devletlerin yaralanmasına açık olup burada temel ilke "serbestliktir". Gemilerde yönetsel ve yargısal yetkiler bakımından her devlet kendi ulusal yetkileri altında bulunan gemiler üzerinde yetkili olup bu kural bayrak yasası olarak bilinir. Bayrak yasasına kural dışı olarak, yalnızca yabancı ticaret gemileri için deniz haydutluğu, köle ticareti; uyuşturucu madde kaçakçılığı ve açık denizden ses ya da görüntü aracılığıyla yapılan izinsiz yayınlar şeklindeki uluslararası nitelikteki suçlar nedeniyle devletlerin her birisi açık denizdeki her uyruktan gemi üzerinde geminin kimliğini inceleme ve ziyaret hakkını kullanabilir. İsrail tarafından yardım gemilerine kıyaya 72 mil uzaklıkta, yani açık denizdeyken müdahale edilmiş olması, açık denizin serbestliği ilkesinin açık bir ihlalidir. İsrail'in bu eylemi, 1856 Paris Konferansı ile yasaklanmış olan "korsanlıktan" başka bir şey değildir. Zira devlet eliyle düşman ticaret gemilerine saldırmak, ele geçirmek ve yüklerine el koymak korsanlıktır.

İsrail'in uluslararası hukuku ihlal eden bu müdahalesi karşısında Türkiye çeşitli karşı tedbirlere başvurabilir. İlk olarak Türkiye, müdahaleyi bir "silahlı saldırı" olarak değerlendirebilir ve md. 51 çerçevesinde meşru müdafaa hakkını kullanabilir. İkinci olarak, kuvvet kullanmasını içermeyen karşı tedbirlere başvurabilir ki, bu tedbirler çeşitli andlaşmaların uygulanmasının durdurulması ya da feshi, malların ve gemilerin zapt ve müsaderesi ve ambargodur. Üçüncü olarak, uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümlenmesi mekanizmalarını harekete geçirebilir. Bu yollar arasında uzlaştırma, araştırma ve soruşturma komisyonlarının kurulması gibi yargı dışı yöntemler vardır. Yine bu çerçevede BM, NATO, AB gibi örgütlerin harekete geçirilerek İsrail'in kınanması sağlanabilir. Dördüncü olarak, uluslararası sorumluluk kurumu çerçevesinde Uluslararası Adalet Divanı gibi yargısal organlar önünde İsrail'in uluslararası sorumluluğu ileri sürülebilir. Sonuç itibarıyla Türkiye'nin uyguladığı veya uygulayacağı önlemler mutlaka uluslararası hukuka uygun olmalıdır. Alınacak önlemlerin ve tedbirlerin uluslararası hukuk çerçevesinde olması Türkiye'nin uluslararası hukuka saygı gösteren saygın bir devlet olduğunu bir kez daha kanıtlar. Aynı zamanda alınacak önlemler, vatandaşlarımızın can ve mallarının en az İsrail'in kendi vatandaşları kadar değerli olduğunu gösterecek boyutta olmalıdır. Zaman

Yrd. Doc. Dr. Fatma Taşdemir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.