Kurallar ve kurumlar matrisi olarak anayasa
 
Tamer Çetin
Doç. Dr., YTÜ, İktisat Bölümü
 
Kaya, her taşındığında tekrar yuvarlanmakta ve Sisyphos, onu tekrar zirveye taşımaktadır. Bu metafor, Türkiye'nin yakın siyasi tarihiyle sıkı bir paralellik arz ediyor. Bunun temel nedenlerinden biri, henüz olgunlaşmamış anayasal demokrasi geleneğimizdir. Bir toplum açısından anayasal sözleşmenin can alıcı yanı, anayasa sonrası dönemde toplumun yönünü tayin eden kurallar bütününün yer aldığı bir metin olmasıdır. Öyle ki anayasa, o ülke içerisindeki bireylerin nasıl oy kullanacaklarından ibadet biçimlerine, nasıl evleneceklerinden, neden ve ne şekilde yargılanacaklarına kadar pek çok hayati konuda doğrudan belirleyici veya yönlendirici kurallar ve kurumlar matrisinden oluşmaktadır. Açıkça anayasa, sosyal ve bireysel yaşamı doğrudan biçimlendirir. Bununla birlikte anayasanın bu tür kuralları belirgin hale getirmesi, beraberinde mutlaka etkin bir toplumsal yapı tesis etmez. Etmek bir yana, bazen toplumla çatışarak veya çelişerek, yerleşik düzeni bozabilir. Bu noktada sorun, belirleyici ve bağlayıcı olanın anayasa olmasıdır. Anayasalar genellikle formel kurallar bütünüdür. Ancak toplumlar, genellikle enformel kurallara göre bir yaşam sürmektedirler. Örneğin anayasa, her gelir sahibi iktisadi aktör üzerine vergi salınmasını yasal olarak zorlayabilir, ancak pek çok insan bunun dışında dinî inanış biçimine veya kültürel pozisyonuna göre toplumun geri kalan kısmına veya devlete gönüllü parasal yardım müesseselerini de tercih edebilir. Anayasa, milli ve kutsal değerlere hakareti, sövmeyi ve/veya başkaldırıyı yasaklayabilir, ancak pek çok insan sahip olduğu geleneksel, dinî ve kültürel normlara göre bu türden fiillerinin yönünü tayin eder. Kısacası anayasalar, formel kuralları belirler, fakat insanlar aynı zamanda dinî, geleneksel, kültürel ve etnik değerlerine göre belirledikleri enformel kurallara göre yaşarlar. O halde anayasa ile ilgili bir önemli mesele, bu anayasal-formel kuralların, sosyal-enformel kurallarla uyum içinde olup olmadığı meselesidir. 

Bu anlamda anayasa, barındırdığı kuralları, toplumun gelenek ve göreneklerine uygun bir biçimde kurumsallaştırabildiği ölçüde başarılı bir sözleşmedir. Her bir yazılı ve yazılı olmayan kural, bir süre sonra pratik karşılık olarak bir düzen tesis ettiğinde kurumsallaşmaktadır. Şimdi kural, kurumdur. Anayasadaki her madde bir kuraldır ve uygulanmaya başladığında pratik karşılık olarak kurum haline gelmektedir. Bu nedenle anayasalar, toplumların kurumsal donanımını yeniden dizayn ederler. Genellikle anayasalarda yer alan kurallar, yazılı olmaları hasebiyle, toplumun politik ve formel kurumlarının temsilcileri niteliğindedirler. Diğer yanda gelenek ve görenekler gibi yazılı olmayan kurallar yüzyıllar neticesinde toplumların kendilerine özgü enformel kurumsal yapılarını tesis ederler. Ancak modernite sonrası dünyada anayasalar, enformel kurumsal yapı üzerinde derin tesir gösterirler. Genellikle geleneksel yapının, çağdaş sayılan unsurlara tabi olması beklenir. Özellikle 82 Anayasası türünden anayasalar, kesinlikle bu anlamda neredeyse tektipleştirici, tepeden inmeci ve zorlayıcıdırlar. Aslında bu anlamda yapılış iddiasının hilafına, bu tür bir anayasayı yapıcı sözde modernlerin barındırdığı zihinsel zaaflar ve anayasanın uygulamadaki karşılığı nedeniyle modern olmak bir yana, iptidai olmaktan öte gidememektedirler. Bununla birlikte tersi de geçerlidir. Toplumların özellikle yazılı olmayan kurallarından müteşekkil enformel kurumsal yapıları, bu defa anayasal geleneğe yön verebilir. Aslında etkileşimin yönü, karşılıklıdır. O halde anayasa yapma süreçlerinde toplumun geleneksel kurumsal yapısı görmezden gelinemez veya ihlal edilemez. Zira enformel kurumsal yapının toplumsal dinamik üzerindeki etkisi, formel kurumsal yapının etkisinden kesinlikle daha az değildir. 

Yapısal olmayan yapılar 
Nobel iktisat ödülü sahibi Douglass North, bir ülke içerisinde kuralların tayin ettiği kurumsal yapının, ülkelerin ekonomik performansları üzerinde doğrudan bir etkisinin olduğunu, hatta Batı dünyasındaki 500 yıllık yüksek ekonomik performansın temel belirleyicisinin kurumsal donanım olduğunu kabul etmektedir. Ancak North, aynı zamanda bu başarının arkasındaki temel dinamiğin formel kurumlar mı yoksa enformel kurumlar mı olduğu konusunda kesin bir yargıya varılamayacağını, enformel kurumsal yapının da en az formel kurumsal yapı kadar etkili olduğunu teslim etmektedir. Bu analojiyi bugün sosyal bilimciler, siyaset bilimi, hukuk, sosyoloji ve psikoloji alanlarında da kullanarak, toplumların yazılı olmayan kurumsal donanımlarının, bu alanlar üzerindeki etkilerini kabul etmekte ve analize tâbi tutmaktadırlar. Bu nedenle bugün sosyal bilimciler, kurumsal donanımlarında bir reform süreci başlatan ülkelerin, tercih edecekleri kurumsal yapı içerisinde yer alan formel kurallarının, mutlaka o ülkenin kendine özgü enformel kurumsal çevresiyle uyumlu bir reform sürecine girişmeleri gerektiğini kabul etmektedirler. 

O halde bizatihi anayasanın kendisi bir kurallar bütünü olarak yerleşik hale gelmeye başladığında toplumun tüm yönlerini tayin eden en temel kurum halini alır. Ancak anayasa, toplumsal tüm kodları ve normları tayin etmekle, belirlemekle veya işleyişine yön vermekle birlikte, bu türden konuların mutlaka anayasada yer alması gereksizdir. Bunun yerine, bu anlamda anayasanın temel işlevi, toplumda doğal süreç içerisinde ortaya çıkmış olan kurumların devamlılığının önünde kısıtlayıcı devlet faaliyetini öne alması bir yana, engellemesidir. Çünkü devletin seçkinci, ancak kısır tercihini bireyin yaşam tercihi fonksiyonuna yeğleyen bir anayasal metnin veya politika yapıcı zihniyetin, toplumsal süreçlere müdahalesi yoluyla gerçekleştirmek istediği velev ki pek çok iyiniyetli ve diğerkâm politika, bu tür toplumsal normlar ve kodlar bütünü olarak enformel kurumların, müdahale olmaksızın toplumların içsel dinamikleri yoluyla inkişafının önüne set çekmiş olacaktır.

Özellikle post-kapitalist dönemlerde ve post-modern toplumlarda devletin -iyi niyetle olduğu varsayımı altında bile- anayasal mühendislik marifetiyle bu kadar derûna nüfuz etme teşebbüsü, doğal sürecin işleyişine dışsal bir müdahale ve tekemmül etme sürecinde sapma anlamına gelir. Zira bu türden enformel kurallar veya kurumlar, zaten toplumların doğal süreçleri içinde fiilen işlemekte, gelişmekte, evrilmekte ve tekemmül etmektedirler. Böylelikle yasal bir zorlama ve yönlendirmeye gerek kalmaksızın beşerin faydasına hizmet etmektedirler. Buna göre toplumsal kodlar ve kültürel normlar matrisinde yer alan din, gelenek, görenek, örf ve âdet gibi enformel kurumların işleyişi için anayasal bir dayanağa veya devletin yol göstericiliğine gerek yoktur. Aynı zamanda enformel kurumsal yapı, devletin kusursuz işleyen bir makine olabilmesinin önünde bir engel olarak da düşünülemez ve bu kaygıyla tahdit edilemez. Bilakis bu türden kurumların, üçüncü taraflara zarar vermediği ve onların serbestçe fiillerini kısıtlamadığı sürece, yasal olarak uygulanabilmesinin anayasal teminat altına alınması yeterlidir. Dahası, gereklidir.

Anayasal geleneğin başarısızlığı

Bu anlamda anayasa, geleneksel kurumsal yapı ile zamanın ruhuna uygun yönetim tarzlarını ve kamusal davranış biçimlerini eşleştiren bir sözleşmedir. Bu unsurlardan birini ihmal ve hatta ihlal eden bir anayasa eksik bir sözleşmedir. Bizde anayasal gelenek, Türkiye'nin geleneksel kurumsal yapısını ihlal eden suni bir modern kurumsal yapı tesis etmeyi hedeflemiş ve başarısız olmuştur. Mevcut anayasa, pratik karşılığı kalmayan pek çok madde barındırmaktadır. Gelinen gelişmişlik düzeyinde hükümsüzleşmiş ve yersizleşmiş bir sözleşmedir. Anayasa yapma süreci dikkatle izlendiğinde müstakbel anayasanın da bu unsurlardan geleneksel kurumsal yapıyı ihmal eden bir anayasa olma yolunda ilerlediği gözlenmektedir. Anayasa yapma süreci, belli maddelerin değişimi, geri kalana dokunulmaması üzerine bina edilmemelidir. sal anlamda hem de ekonomik anlamda ülkenin politik, bürokratik ve hukuki kurumsal yapısında ciddi bir revizyon süreci başlatmış ve bu süreç için genellikle politik ve yasal inisiyatifler almış olmasına rağmen, fiilen bir başarı sağlayamamıştır. Başarısızlığın temel nedeni, alınan inisiyatiflerin gerçekçi adımlar olmamasıdır. Gerçekçi olmayan pek çok neden sayılabilir. Bu yazının kapsamı açısından en önemli başarısızlık hikâyesi, Türkiye'nin geleneksel-yazılı olmayan kurumsal donanımına uygun bir kurumsal reform sürecinin asla başlatılamamış olmasıdır. Başlatmak bir yana, tersine tanıklık eden bir geçmişe sahibiz. Sanılanın aksine, geleneksel-yazılı olmayan kurumsal yapıyla uyumlu bir anayasa, modern zamanların yönetişim tarzlarına aykırı ve demode bir zihniyet inşasına değil, karmaşık dünyayı basitleştirmeye yarayan ve modern olanla son derece at başı giden genel toplumsal bir yapıya neden olur. Felsefesi açısından tamamen değiştirilmiş, modernle yerleşik olanı ve gelenekseli harmanlayan, özgürlükleri genişleten, ideolojik olmayan, değiştirilemez madde gibi hükümlerin yer almadığı, nötr ve öz bir anayasa, Türkiye'nin her anlamda gelecek performansı açısından yüksek bir güvenilirlik ve taahhüt sağlayacaktır.Bu anlamda anayasa değişikliği büyük bir fırsattır, ama aynı zamanda bu inisiyatifi alanlar açısından büyük de bir belirsizliği ima etmektedir. Sistemin, tortularından henüz arındırılmış olmadığı açıktır. Sistemin tortuları, bürokratik vesayet ve ilkesel duruştan uzak, miyopik, pragmatik, kaygan ve kırılgan siyasi yapıdır. Toplumun geri kalanı sıçramayı başarmış görünmektedir. Mutlak ilerleme için geri kalan kısmın yaşam tarzına yön veren politika belirleyici alanda bir değişim ve arındırma gereklidir. Bu, bir meydan okumayla değil, ilkesel bir duruşla ve gevşek olmayan bir kararlılıkla olmalıdır. Politika belirleyici kurumsal yapı, 2010'a kadar önemli düzelme emareleri göstermesine karşın, son zamanlarda geriye dönüş sinyalleri vermektedir. Genellikle beklenen, bir ustanın, çırak olduğu döneme nispetle daha mahir işler kotarmasıdır. Türkiye, topyekûn sıçramak için büyük bir fırsat yakalamıştır. Gelinen noktada değiş-tokuşlarımızı görmemiz gerek. Türkiye, ya her gün yüksek tepenin zirvesine taşıdığı ve fakat, ertesi gün dünyayla entegre yaşamına uyandığında yine kapının önünde bulduğu kayayı tekrar yuvarlanmak üzere zirveye çıkarmakla uğraşarak dünyanın hızına erişememeyi göze almalı veya geleneksel kurumsal yapıyla politik kurumsal yapı arasındaki çatışmaya son vererek sıçramalıdır. Ne Türkiye Sisyphos'tur, ne de bu köhnemiş, ama kanıksanmış yapı, bizim lanetlenmiş alınyazımız.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.