O halde bizatihi anayasanın kendisi bir kurallar bütünü olarak yerleşik hale gelmeye başladığında toplumun tüm yönlerini tayin eden en temel kurum halini alır. Ancak anayasa, toplumsal tüm kodları ve normları tayin etmekle, belirlemekle veya işleyişine yön vermekle birlikte, bu türden konuların mutlaka anayasada yer alması gereksizdir. Bunun yerine, bu anlamda anayasanın temel işlevi, toplumda doğal süreç içerisinde ortaya çıkmış olan kurumların devamlılığının önünde kısıtlayıcı devlet faaliyetini öne alması bir yana, engellemesidir. Çünkü devletin seçkinci, ancak kısır tercihini bireyin yaşam tercihi fonksiyonuna yeğleyen bir anayasal metnin veya politika yapıcı zihniyetin, toplumsal süreçlere müdahalesi yoluyla gerçekleştirmek istediği velev ki pek çok iyiniyetli ve diğerkâm politika, bu tür toplumsal normlar ve kodlar bütünü olarak enformel kurumların, müdahale olmaksızın toplumların içsel dinamikleri yoluyla inkişafının önüne set çekmiş olacaktır.
Özellikle post-kapitalist dönemlerde ve post-modern toplumlarda devletin -iyi niyetle olduğu varsayımı altında bile- anayasal mühendislik marifetiyle bu kadar derûna nüfuz etme teşebbüsü, doğal sürecin işleyişine dışsal bir müdahale ve tekemmül etme sürecinde sapma anlamına gelir. Zira bu türden enformel kurallar veya kurumlar, zaten toplumların doğal süreçleri içinde fiilen işlemekte, gelişmekte, evrilmekte ve tekemmül etmektedirler. Böylelikle yasal bir zorlama ve yönlendirmeye gerek kalmaksızın beşerin faydasına hizmet etmektedirler. Buna göre toplumsal kodlar ve kültürel normlar matrisinde yer alan din, gelenek, görenek, örf ve âdet gibi enformel kurumların işleyişi için anayasal bir dayanağa veya devletin yol göstericiliğine gerek yoktur. Aynı zamanda enformel kurumsal yapı, devletin kusursuz işleyen bir makine olabilmesinin önünde bir engel olarak da düşünülemez ve bu kaygıyla tahdit edilemez. Bilakis bu türden kurumların, üçüncü taraflara zarar vermediği ve onların serbestçe fiillerini kısıtlamadığı sürece, yasal olarak uygulanabilmesinin anayasal teminat altına alınması yeterlidir. Dahası, gereklidir.
Anayasal geleneğin başarısızlığı
Bu anlamda anayasa, geleneksel kurumsal yapı ile zamanın ruhuna uygun yönetim tarzlarını ve kamusal davranış biçimlerini eşleştiren bir sözleşmedir. Bu unsurlardan birini ihmal ve hatta ihlal eden bir anayasa eksik bir sözleşmedir. Bizde anayasal gelenek, Türkiye'nin geleneksel kurumsal yapısını ihlal eden suni bir modern kurumsal yapı tesis etmeyi hedeflemiş ve başarısız olmuştur. Mevcut anayasa, pratik karşılığı kalmayan pek çok madde barındırmaktadır. Gelinen gelişmişlik düzeyinde hükümsüzleşmiş ve yersizleşmiş bir sözleşmedir. Anayasa yapma süreci dikkatle izlendiğinde müstakbel anayasanın da bu unsurlardan geleneksel kurumsal yapıyı ihmal eden bir anayasa olma yolunda ilerlediği gözlenmektedir. Anayasa yapma süreci, belli maddelerin değişimi, geri kalana dokunulmaması üzerine bina edilmemelidir. sal anlamda hem de ekonomik anlamda ülkenin politik, bürokratik ve hukuki kurumsal yapısında ciddi bir revizyon süreci başlatmış ve bu süreç için genellikle politik ve yasal inisiyatifler almış olmasına rağmen, fiilen bir başarı sağlayamamıştır. Başarısızlığın temel nedeni, alınan inisiyatiflerin gerçekçi adımlar olmamasıdır. Gerçekçi olmayan pek çok neden sayılabilir. Bu yazının kapsamı açısından en önemli başarısızlık hikâyesi, Türkiye'nin geleneksel-yazılı olmayan kurumsal donanımına uygun bir kurumsal reform sürecinin asla başlatılamamış olmasıdır. Başlatmak bir yana, tersine tanıklık eden bir geçmişe sahibiz. Sanılanın aksine, geleneksel-yazılı olmayan kurumsal yapıyla uyumlu bir anayasa, modern zamanların yönetişim tarzlarına aykırı ve demode bir zihniyet inşasına değil, karmaşık dünyayı basitleştirmeye yarayan ve modern olanla son derece at başı giden genel toplumsal bir yapıya neden olur. Felsefesi açısından tamamen değiştirilmiş, modernle yerleşik olanı ve gelenekseli harmanlayan, özgürlükleri genişleten, ideolojik olmayan, değiştirilemez madde gibi hükümlerin yer almadığı, nötr ve öz bir anayasa, Türkiye'nin her anlamda gelecek performansı açısından yüksek bir güvenilirlik ve taahhüt sağlayacaktır.Bu anlamda anayasa değişikliği büyük bir fırsattır, ama aynı zamanda bu inisiyatifi alanlar açısından büyük de bir belirsizliği ima etmektedir. Sistemin, tortularından henüz arındırılmış olmadığı açıktır. Sistemin tortuları, bürokratik vesayet ve ilkesel duruştan uzak, miyopik, pragmatik, kaygan ve kırılgan siyasi yapıdır. Toplumun geri kalanı sıçramayı başarmış görünmektedir. Mutlak ilerleme için geri kalan kısmın yaşam tarzına yön veren politika belirleyici alanda bir değişim ve arındırma gereklidir. Bu, bir meydan okumayla değil, ilkesel bir duruşla ve gevşek olmayan bir kararlılıkla olmalıdır. Politika belirleyici kurumsal yapı, 2010'a kadar önemli düzelme emareleri göstermesine karşın, son zamanlarda geriye dönüş sinyalleri vermektedir. Genellikle beklenen, bir ustanın, çırak olduğu döneme nispetle daha mahir işler kotarmasıdır. Türkiye, topyekûn sıçramak için büyük bir fırsat yakalamıştır. Gelinen noktada değiş-tokuşlarımızı görmemiz gerek. Türkiye, ya her gün yüksek tepenin zirvesine taşıdığı ve fakat, ertesi gün dünyayla entegre yaşamına uyandığında yine kapının önünde bulduğu kayayı tekrar yuvarlanmak üzere zirveye çıkarmakla uğraşarak dünyanın hızına erişememeyi göze almalı veya geleneksel kurumsal yapıyla politik kurumsal yapı arasındaki çatışmaya son vererek sıçramalıdır. Ne Türkiye Sisyphos'tur, ne de bu köhnemiş, ama kanıksanmış yapı, bizim lanetlenmiş alınyazımız.

Başkanlık için anayasal hazırlık yeter mi?
Anayasada uzlaşma kaygısının yersizliği...
Avukatlar niçin var?
Bir hukuk dili olarak Türkçenin kötü kullanımı
“Darbe anayasaları hukuken 'yok hükmünde'dir“
'Olmayan anayasayı yapmak çok zor değil'
Soykütüğü ile bağı koparılmış bir kurum;...
'Hal Kanunu': Tarladan sofraya ticarette güven
Bu habere yorum yapan ilk siz olun!