Millî değerler kanunlarla korunmalı mı?

Bu konu üzerine yazı yazmak da kolay değil ama milli değer kavramının önemi başka bir alan, bu alanın kanunlarla düzenlenmesi, daha doğrusu korunması başka bir konu. Bir alanın kanunlarla korunma kapsamının daraltılması hatta ortadan kaldırılmasının söz konusu alanın ne önemini, ne de kutsallığını ortadan kaldırdığı da çok sarih bir konu.

Milli değerlerin soyut alanının kanunlarla korunmasının başka bir şey, bu değerlere sahip olduğunu deklare eden kişilere hakaret edilmesinin ise bambaşka bir alan olduğunu da hatırlatmak gerekiyor.

Bu yazıyı yazmama neden olan olay Eskişehir'de 1 Mayıs törenlerinde bir grubun İstiklal Marşı çalınırken çektikleri halayı durdurmamaları üzerine haklarında açılan soruşturma; törende bir grup, İstiklal Marşı çalınırken saygı duruşunda bulunmayıp halay çekmiş, ıslık çalmış ve zafer işareti yapmış, 35 kişi hakkında da, 'İstiklal Marşı'nı alenen aşağılama' suçlamasıyla Eskişehir 4'üncü Sulh Ceza Mahkemesi'nde 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmış.

Konunun ülkemizde hassasiyeti belli, bu alanda yazı yazmak da kolay değil, ama bazı konuların da basında artık açık açık tartışılmasının zamanı geldi de geçiyor bile.

Bir toplumu oluşturan milyonlarca insanın belirli konularda ortak bir hassasiyet göstermesini beklemek hem anlamlı hem de mümkün değil; zaten toplum ya da millet olmanın koşulu da günümüz dünyasında artık bu tür hassasiyetleri kanunlarla korumak ya da dayatmak asla olmamalı. Çağımızın millet kavramı artık çok daha kapsayıcı, kucaklayıcı, çok daha hukuki bir kavram; bir devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan kişilerin, yurttaşların toplamı millet kavramına tekabül etmeli.

Yurttaşların toplamı anlamında tanımlanan milletin tek tek bireyleri devlet tarafından saptanan kimi milli değerler ritüellerine uymak zorunda mıdırlar, esas soru bu olmalıdır.

Konumuza giriş nedenimiz Eskişehir'de 1 Mayıs kutlamalarında İstiklal Marşı söylenirken halay çekmeye devam eden insanların yargılanması idi; birazdan konuya ilişkin uluslararası hukuk metinlerine girmeye, elimden geldiği kadar gayret göstereceğim ama bundan önce daha yerel bir soruyu kendimize sormaya cesaret edebilmeliyiz. Soru da şöyle formüle edilebilir: 1 Mayıs gibi tanım ve başlangıç olarak enternasyonal bir günde İstiklal Marşı'nın söylenmesi kimin isteğidir, bu konuyla zorunlu uyumu kim dayatmaktadır?

Konu, özünde kamu hukukunu ilgilendiren bir konudur ve kamu hukuku 2010 dünyamızda uluslar, ulus-devletler arasında radikal farkları kabul edemeyecek bir noktaya ulaşmıştır; özel alanda, dışsallık içermeyen, bireyler, kurumlar arasında ilişkiler uyumlaştırma gerektirmeyebilir, hatta gerektirmez diyebilmeliyiz ama kamu hukuku artık kesinlikle ulusal diyebileceğimiz farklılıkları kaldıramaz.

Anayasa Mahkemesi kararları da, diğer yüksek yargı kararları gibi "ulusal nitelik" taşıyamayacak kararlardır, evrensel (en ileri özgürlük hukuku anlamına) hukuku ulusal hukukta bire bir uygulamakla yükümlü kurumlardır.

1943 senesinde ABD Anayasa Mahkemesi (Supreme Court) bugün tartıştığımız konuya ilişkin çok önemli bir karar üretmiş; unutmayalım, 1943 senesi İkinci Dünya Savaşı dönemi ve ABD savaşıyor.

1942 senesinde ABD'de Batı Virjinya Eğitim Konseyi devlet okullarında tüm öğrenci ve öğretmenlere yönelik bir yönetmelik yayınlanıyor ve bayrak törenlerinde nasıl davranacakları, ABD bayrağını nasıl selamlayacakları konusu düzenleniyor.

Bayrak törenlerine katılmama, tören esnasında belirtilen davranış kalıplarının, ritüellerin dışına çıkma bir itaatsizlik olarak tanımlanıyor ve bu suçu işleyen kişilere hem para hem de hapis cezası öngürülüyor.

Bir grup öğrenci velisi de bu karara karşı çıkıyorlar, karşı çıkış nedenleri de ağırlıklı olarak dinî inanç temelli ve tanrısal işaretler dışında başka işaretlere, mesela ulusal bayrağa bu tür bir ritüel ile selam veremeyeceklerini ifade ediyorlar.

Tahmin edilebileceği gibi konu yargıya ve ABD Federal Yüksek Mahkemesi'ne kadar gidiyor ve ABD Yüksek Mahkemesi (bizdeki Anayasa Mahkemesi) ünlü Batı Virjinya Eğitim Konseyi Barnette'e karşı kararını üretiyor.

Bu kararda Yüksek Mahkeme özetle şöyle bir ifade kullanıyor: Anayasal sistemimizde değişmeyen, değişmeyecek yegâne konu ifade özgürlüğü konusudur, siyasetin, siyasetçinin yaklaşımları, milliyetçilik, dinî konular ya da başka mülahazalar ifade özgürlüğü değerinin önüne geçemez.

Eskişehir'de yaşananları ve yargı sürecini gazetelerde okuduğumda nedense aklıma ABD Federal Mahkemesi'nin 1943 tarihli bu kararı geldi.

Bu karardan iki sene sonra, 1945 senesinde yine ABD Federal Mahkemesi ifade özgürlüğüne ilişkin başka bir karar daha üretiyor.

Thomas/Collins 1945 (izinsiz konuşma yapan sendikacı Texas kanununa göre mahkûm oluyor, ifade ve toplanma özgürlüğünü ihlali davası): "Halkı zararlı fikirlere karşı korumak devletin vazifesi veya hakkı olamaz. First amendment'ın (ABD Anayasası birinci ek) temel amacı kamusal makamların basın, ifade ve inançları sınırlamak suretiyle toplumun zihnini korumaya kalkışmasını önlemektir" (meşhur Yargıç Jackson kararı).

1989 senesine gelindiğinde ABD Federal Mahkemesi'nin önüne başka bir bayrak konusu, üstelik bir bayrak yakma konusu geliyor ve bu davada da ABD Yüksek Mahkemesi mealen şöyle diyor:

Texas/Johnson 1989: Bayrak yakma davası: (Meşhur Yargıç Brennan kararı): "Eğer First amendment'ı (ABD Anayasası birinci ek) belirleyen temel bir prensip varsa o da hükümetin bir fikri sadece toplum onu rahatsız edici ve kabul edilemez buluyor diye yasaklayamamasıdır."

ABD Federal Mahkemesi'nden AİHM'ye gelirsek, yani içtihadı Anayasa'mızın 90. maddesine göre bizi bağlayan bir mahkemenin bir kararına gelirsek karşımıza 1976 tarihli ünlü Handyside kararı çıkıyor:

İfade özgürlüğü sadece hoşa giden düşünceler için değil, "devleti ve toplumun herhangi bir kesimini inciten, şoke eden ya da rahatsız eden" görüşler için de geçerlidir. Bu durum çoğulculuk, hoşgörü ve açık görüşlülük temelinde söz konusudur.

Temennim bizde de yüksek yargı kararlarının bu düzeye gelebilmesi, ifade özgürlüğünü, hakaret ve şiddet çağrısı içermediği ölçüde tüm değerlerin önüne geçiren kararların altına imza atabilmeleridir.

Bayrağa, İstiklal Marşı'na saygısızlık bu satırların yazarını da rahatsız etmektedir ama esas konu bu alanın kanunlarla, cezalarla düzenlenip düzenlenmemesi meselesidir.

Mesela sadece milli maçlarda söylenmesi anlaşılır olabilecek milli marşın lig maçlarında da söylenmesini durdurarak konuya ilişkin bir adım atabiliriz diye düşünüyorum. ZAMAN


Eser Karakaş

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.