Milli onur meselemiz; Ermeni \'soykırım\'ı

ABD’de Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili bir tasarının kabul edilmesine karşı neler yapılacağını anlatan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “TBMM’de temsil edilen muhalefet partileri ile de gerekirse temas kurarız. Bu bizim için bir milli onur meselesi” dedi. Ardından Başbakan Erdoğan, “Türkiye bu tür konularda hassastır. Onuru ile oynatmaz” diye tamamladı. Madem öyle, gelin şu milli onur meselesini ve hassasiyetlerimizin neye dayandığını bir konuşalım.
Onur, insanın kendine karşı duyduğu saygıyı ifade eder. Şerefli, kıvanç duyulan işler yapmaya dayanır. Eski kelimelerle ifade edersek, yerine göre şereftir, yerine göre haysiyet. Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı kişisel bir değerdir aynı zamanda. Bu nedenle günümüzde itibarın karşılığı olarak da kanımca yanlış biçimde kullanılıyor.
İtibar bütünüyle dışadönük bir haldir. Onursuz işler yaparak itibarlı bir konuma gelinebilir. Başkasının kitabını kelimesi kelimesine çalarak profesör, hatta YÖK başkanı olabilirsiniz. Arkanızdan methiyeler yağar. Ama siz kendi içinizde bu itibarın onursuz bir işe dayandığını bilir, bunun ezikliğini ömür boyu yaşarsınız. Başkalarını ezerek ezikliğinizi bastırmaya çalışırsınız. Aynı zamanda güce karşı da biat edersiniz. İtibarlı olmak her zaman onurlu olmak demek değildir. Onurunu yitirmiş insanlar, genellikle şirretleşir.

Başkalarının düşündükleri
Buna karşılık, insanın kendine karşı duyduğu bir hisle, ona karşı başkalarının gösterdiği saygı her zaman örtüşmez. Siz, kendi değerleriniz çerçevesinde şeref duyacağınız bir iş başarmış veya bir tutum almışsınızdır. Buna karşılık etrafınızdakiler, yaptığınız bu işi ondan kıvanç duyulacak bir hareket olarak tanımlamayabilirler. Hiçbir şekilde başkasının sırtından bu dünyanın nimetlerinden yararlanmamayı tercih eden bir kişi, içinde bulunduğu yoksulluğu onurlu bir hayat tarzı olarak görebilir. Zenginliği bir şeref ve haysiyet simgesi olarak görenler bunu benzer biçimde değerlendirmeyeceklerdir. Yoksul bir yaşamı seçmiş kişinin yaptığı işten, seçtiği yaşam tarzından kendi gözünde duyduğu kıvanç, insanın düşünen ve hisseden bir özgür varlık olarak taşıdığı değere denk düşüyorsa, başkalarının onu onurlu olarak görüp görmemesi önemli değildir. Ama bunun için onur duyulan işin insanın insan olarak değerine uygun olması gerekir.
Elbette başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğüne hiç önem vermeyebiliriz. Bunun onurlu olup olmamakla ilgisi dolaylıdır. Böyle bir önemsememeyi insani bir değeri sahiplenerek yapabiliriz ya da bu değerleri fütursuzca çiğneyerek. Onurlu olmak veya olmamak bizim elimizdedir. Yanlış yapmak onursuzluk değildir. Her ne kadar atasözlerimiz arasında, “inkâr yiğidin kalesidir” öğüdü yer alsa da, yapılan yanlışı gizlemek veya inkâr etmek dünyada genellikle onurlu bir davranış olarak görülmez.
ABD’de Ermeni soykırımının resmen tanınmasıyla ilgili, 1975’ten beri gündeme gelen dördüncü veya beşinci girişim bu. Bundan öncekileri, tehdit, şantaj, para ve menfaat dağıtma yollarıyla milletçe savuşturduk. Onurumuzu kurtardık. Bu son girişimin de, adı geçen komitede kabul edilmiş olmasına rağmen, komitenin kapısını aşıp aşmayacağına bağlı olacak milli onurumuz. Bugün ve geçmişte hangi onurlu işi yapmış olarak milli onurumuzu kurtarmış olacağız?
Davutoğlu bunun yanıtını dolaylı olarak veriyor. “1915’te yaşananları en iyi o dönemi yaşayan halkların bileceğini” belirtip “Ermeniler için 1915’in tehcir dönemi olabileceğini, ancak Türkler için de 1915’in aynı zamanda bir Çanakkale olduğunu” söylüyor. Bundan iki farklı sonuç çıkıyor.
1915’te Türkler Çanakkale’de varlık yokluk mücadelesi verirken, Ermenileri de birileri tehcire maruz bıraktı, demek midir bu? Bundan dolayı mı 1915 deyince Türkler farklı nedenlerle kıvanç duyarlar, Ermeniler ise büyük bir yas? Aksi takdirde Çanakkale şimdi nereden çıktı diye insan kendine soruyor. Peki, bu Ermeniler kendi kendilerine mi tehcir oldular ya da işgal güçleri mi onları tehcir etti? Ermenileri Merihliler mi başka bir dünyaya ışınladı, İttihat ve Terakki hükümetinin yöneticileri mi? Yoksa 1915’te Ermeniler Çin’de, Türkler Maçin’de yaşıyordu da 1915’te diğer halkın ne yaşadığını bilmediler, duymadılar mı? Bu ve benzeri başka soruları meşrebinize göre, emperyalist güçlerin menfur oyunları, kader, savaşta herkes büyük acılar çekti türünden yanıtlarla savuşturduğunuzu zannedersiniz.
Ya da bu karşılaştırmayı amaçlı okursanız, ondan Türkler Ermenileri Çanakkale nedeniyle tehcir ettiler sonucuna da varabilirsiniz. Tehcirin sadece tehcir olmadığını anlamak için yalnızca Talat Paşa’nın itinayla tuttuğu çeteleyi okumak yeterli. Ahmet Davutoğlu’nun, yaptığı Çanakkale ve tehcir karşılaştırmasının soykırım iddialarının bütün bir millete şamil kılınmasının kapısını araladığının farkında bile olduğunu zannetmiyorum.
Osmanlı Ermenilerini Türkler tehcir etmedi. İttihat ve Terakki yönetimi bu kararı aldı ve bütün bir insan topluluğunu, dinsel, dilsel ve ırki nitelikleri itibarıyla, suçlu suçsuz, kadın erkek, çocuk ve yaşlı ayırmadan cezalandırdı. 
İttihatçılar bunu devleti kurtarmak saikiyle yapmış olabilirler. Türk milletini korumak ve yaşatmak amacıyla bu vahim kararı hayata geçirmiş olabilirler. Tehciri yönetenlerin, uygulayanların bir kısmı ırkçı-dinsel bir nefretle, diğer bir bölümü dünyevi bir müsadere hırsıyla bunu şevkle yapmış olabilir. Ama ne olursa olsun, bunu yapanların insanlığa karşı bir suç ve ağır cezalık bir iş yaptıklarını reddetmek onurlu bir davranış olarak değerlendirilebilir mi? Milli onurun savunulması, insanlığa karşı işlenmiş bir suçun inkârına dayanıyorsa, savunulanın adına onur denebilir mi?
Savuşturmak
1915’te yapılanların soykırım olarak tanımlanıp tanımlanmayacağını tartışabiliriz. 1915’te Osmanlı Ermenilerine karşı işlenmiş, son derece ağır suçların 1923’e kadar yayılmasını eleştirebiliriz. Ama bütün bunları, 1915’te Osmanlı Ermenilerinin insanlığa karşı işlenmiş çok ağır bir suçun kurbanları olduğunu açık biçimde kabul ettikten sonra yapabiliriz. Aksi takdirde Çanakkale haklı olarak milli onurumuz iken, Ermeni tehcirinin dünya vicdanında lanetlenmesini savuşturmak da bu milli onurun bir parçası haline gelir. Başkalarını bir kenara bırakalım. Kendimizin şeref duyacağı, haysiyetli bir iş yapmış olur muyuz?
“Soykırım iddiasını reddediyoruz çünkü atalarımız soykırım yapmış olamazlar” diye haykırıyor Başbakan. Türk milletinin ortak atası yoksa İttihatçılar mı? Ya da bir milleti toplu tehcire maruz bırakanların İttihatçılar değil, Türk milleti olduğuna önce biz mi gizli gizli inanıyoruz ve bu nedenle milletin uluslararası itibarını korumak için paralanıyoruz?
Ahmet Altan geçen hafta Taraf’ta şu soruyu soruyordu: “Bu korkunç suçu niçin saklamaya uğraşıyoruz, neden o katilleri savunmaya, suçlarını gizlemeye çabalıyoruz, neden gerçekler ortaya çıkmasın diye aşağılanmayı da göze alarak kıvranıp duruyoruz?” Evet, neden 1915’te Osmanlı Ermenilerine karşı işlenmiş organize cinayetlerin, eziyetlerin mahkum edilmesini, lanetlenmesini atalarımıza karşı yapılmış bir hakaret olarak kabul ediyoruz? Neden böyle bir inkârı bu milletin hassasiyetlerinin bir parçası olarak tanımlıyoruz?
O zaman neden böyle bir onuru ve hassasiyeti korumak için çırpınan ve gayet mümtaz şahsiyetlerden oluşan Talat Paşa Komitesini AKP baştacı etmiyor? 8 Mart günü bu komitenin danışma kuruluna başkanlık yapan Rauf Denktaş, toplantının sonunda “Asıl başkanımız Doğu Perinçek’e selam gönderiyorum” dedi. Böyle bir milli onur ve hassasiyetin yılmaz savunucusu neden hâlâ hapiste tutuluyor?
Yoksa bu onurun, bu hassasiyetin arkasında son derece elle tutulur bir neden mi var? Soykırım iddialarıyla mücadele etmezsek arkasından toprak tazminat talebi gelir diye mi korkuyoruz? 6 Mart tarihli Zaman gazetesinde yer alan haberde, diplomatik çevrelerin, “ABD’nin tanımasını, Ermenilerin tazminat ve toprak talepleri izleyebilir” uyarısında bulundukları aktarıldı. Bu ilk kez dile getirilmiyor.
Biz millet olarak, toprak ve tazminat taleplerini engellemek için mi bu milli onur savaşını veriyoruz? Milli onurumuz toprak ve parayla mı ilgili? Ayrıca kim toprak ve tazminat talep ediyor? Talep edilmese bile, bizim kendiliğimizden el konulan mal ve mülkleri, kaybolan hayatları en azından simgesel olarak tazmin etmemiz mi onurlu bir davranıştır, yoksa bu büyük yağma ve müsadereyi inkâr etmek için dünya ile savaşmak mı? Kısacası, 1915’te Osmanlı Ermenilerine yapılanları onurlu bir davranış olarak görüp görmediğimizi önce etraflı biçimde bir konuşalım. Ondan sonra milli onurumuzu nerede ve nasıl savunacağımıza sıra gelir.

AHMET İNSEL / Radikal



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.