Mühür bozma suçu
Prof. Dr. Ersan Şen yazdı;

Mührün amacı, mülkiyetin veya zilyetliğin el değiştirmesi veya malın kullanılma şeklini değiştirmek değildir.

Mühürlemede hedef; bir kurala veya emre uymayan, izinsiz veya ruhsatsız hareket eden, Kamu Hukuku kurallarını dinlemeyen, bedelini ödemek kaydı ile kullanabileceği veya tüketebileceği kamu hizmetlerinden bedelsiz veya eksik bedel ödeyerek yararlanmak isteyen kişilere karşı, kanun koyucu bazı durumlarda tedbir, zorlama aracı ve hatta bir tür ceza olarak “yasak” yöntemini kullanabilir ve bunu da ilgiliye kamu güvenini taşıyan mühürle gösterebilir.

Mühürleme; keyfiliğini ve kamu otoritesinin ceberutluğunu değil, özellikle kamu hizmetlerinin vatandaşlara ve insanlara eşit sunulduğunu, sürdürülebilir olduğunu, ortak kural ve yasakların varlığı ile bunlara uyulması gerektiğini gösterir. Mühürlemeyi; kamu hizmetinin ve kamu güveninin hüküm sürdüğü her alanda bulmak mümkündür. Sınırlayıcı gibi gözükse de esasında mühürleme, sadece yasakları değil, bunun ötesinde kamu güvenin varlığını, kural ve düzenin sürdürdüğünü ortaya koyar. İmar, sağlık, gıda, güvenlik gibi kamu hizmeti alanlarında, koruma veya yasak amaçlı mühürler görmek mümkündür.

Mühür bozma suçu; Türk Ceza Kanunu’nun “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısımda yer alan “Kamu Güvenine Karşı Suçlar” başlıklı dördüncü bölümünde düzenlenmiştir. 

“Mühür bozma” başlıklı TCK m.203’de mühür bozma suçu; “Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.” şeklinde tanımlanmıştır .

Madde gerekçesi şu şekildedir: “Madde, esasta bir şeyin saklanmasını veya varlığının olduğu gibi muhafazasını sağlamak üzere, kanunun veya yetkili makamların emrine uyularak konulmuş mührün kaldırılmasını cezalandırmaktadır.

Gerçekten bu gibi hallerde mührün konulmasının esas nedeni, durumun aynen muhafazasını sağlamaktır. Oysa uygulamada, mühre dokunulmaksızın, durumun değiştirilmemesi hususundaki emre aykırı faaliyetlerin sürdürüldüğü görülmektedir. Bu durumu da ceza yaptırımı ile karşılamak üzere, madde metninde ‘konuluş amacına aykırı hareket eden’ kimsenin de aynı yaptırıma tabi kılınacağı açıklanmıştır. Böylece; örneğin mühür altına alınan nizamlara aykırı inşaat faaliyetine mühre dokunmaksızın devam edilmesi, mührün fekki gibi ceza yaptırımına tabi olacaktır”.

203. madde, mühür bozma suçunun iki seçimlik harekete yer vermiştir. Buna göre suçun maddi unsuru için, ya malvarlığı üzerine koyulan mühür kısmen  veya tümü ile kaldırılma veya kaldırma amacıyla bozulacak veya mühre dokunulmaksızın mührün koyulma maksadına aykırılık içeren faaliyette bulunmanın varlığı gerekir.

Belirtmeliyiz ki, mühür bozma suçunu oluşturan eylem mührün koyulması olmayıp, kaldırılması, bozulması veya etkisiz bırakılmasıdır. Koyulan mührün doğru olup olmadığı, sahteliği, görevi kötüye kullanma veya iş ve çalışma hürriyetini tahdit edip etmediği, o mührün koyulma gereğinin hukukiliği ile ilgilidir ki, Ceza Hukuku açısından bu tür bir eylemin tartışma yeri başka suç tipleri de olabilir. Elbette mührün hukukiliği, suçun bir ön şartı olarak TCK m.203’de tanımlanan suçun kurucu unsurların varlığı için daha işin başında araştırılıp incelenmelidir

Fail bilmeden veya kastı olmaksızın mührü bozmuş veya mührün yasakladığı yere elinde olmayarak girmiş veya girmek zorunda kalmışsa, ya suç işlem kastı olmadığından veya hatadan veya kusurluluğu kaldıran sebebin varlığı nedeniyle sorumlu tutulmayacaktır.

Fail; şey üzerine koyulan mühre dokunmaksızın, mührün koyulma amacına aykırı hareket etmeyi sürdürür. Bu yönü ile mühür bozma suçu, neticesi devam eden, yani mütemadi suç olarak nitelendirilebilir. Örneğin, ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılan bina veya çalışan işyerinin kapısına veya dışarıdan görülebilen bir yerine mühürleme yapılabilir veya mühür bir tutanak üzerinde de yer alabilir. Bu durumda fail, yasak öngören mühre veya tutanağa dokunmaksızın faaliyetini sürdürdüğünde de mühür bozma suç oluşur.

Bazı durumda mühür öyle bir şekilde koyulur ki, yasak yere girilmesini veya müdahale edilmesini önüne geçmek için otorite, mühre konu yerin kapısını zincirler, her yanını kapatır veya girişi engellemeye yönelik tedbirler alır. Artık failin yasak yere girmek için mührü kırmak, koparmak ve engelleri kaldırmaktan başka çaresi kalmaz. Bu halde fail; kırdığı, kopardığı, yırttığı mühür için yalnızca mühür bozma suçundan sorumlu olacaksa da, yasak yere girmek için veya faaliyete başlamak amacıyla kaldırıp tahrip ettiği engellerden dolayı, eğer kendi malı değilse mala zarar verme suçundan da sorumlu tutulacaktır. Belki bu noktada, TCK m.203’de öngörülen malı saklama veya aynen koruma maksadını son vermenin müdahalenin ve bu sırada tahrip edilen malın TCK m.203 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, maddede yer alan “mühür” kavramının sembolik olduğu, ancak saklanan veya aynen korunan malvarlığına ulaşmak için gerekli olmayan tahribin mala zarar verme suçu olarak ele alınabileceği fikri ileri sürülebilir. Bizce, sembolik olsa da malı saklayan veya aynen koruma amaçlı olarak kamu güveni adına koyulan mührün bozulması, kaldırılması veya maksadının ihlali, TCK m.203’de tanımlanan suçun gerçekleşmesinde yeterlidir. 

Ancak öncelikle; bir şeyin saklanması veya varlığının aynen, yani hiçbir bozulmaya veya değişikliğe uğramadan korunması gereği, doğrudan bir kanunda yer alması  veya dolaylı olarak, yani kanun veya KHK ile yetkili makama tanınan yetki ile ortaya koyulmalıdır. Aksi halde, usule uygun bir mühürlemeden bahsedilemez.

Mühür bozma suçu, genel suç işleme kastı ile işlenebilir. Kanun koyucu, ilk bakışta mühür bozma suçunda failin saikine önem vermemiş gibi gözükmektedir. Ancak maddede yer alan “konuluş amacına aykırı hareket eden kişi” ibaresinin, bir saik ve özel kast hali olarak düşünülmesi ve failde mührün koyuluş amacına aykırı hareket kastının varlığına bakılması gerektiği ileri sürülebilir. Bu fikre katılmak mümkün değildir. Burada kanun koyucu, failin saikine değil, mührün koyulma amacına ve suça konu fiilin bu amacı ihlal edip etmediğine bakılmasını öngörmüştür. Failde şu veya bu maksatla suç işleme kastının olup olmadığına değil, suçun maddi unsuruna konu fiilin, somut olayda mührün koyulma amacını ihlal edip etmediğine bakılmalıdır. Suça konu eylemin, objektif bir değerlendirme ile mührün koyulma maksadını ihlal ettiği durumda suç işlenmiş, aksi halde, işlenmemiş kabul edilecektir.

Mühür bozma suçu ile korunan hukuki yarar; toplumun ve bu kapsamda kamu güveninin korunmasıdır. Esas itibariyle TCK m.203, sırf kamu otoritesi tarafından kullanılan bir simge veya sembolün bozulmasına veya “mühür” olarak tezahür eden malvarlığına karşı suç ve ceza tanımlamasına gitmemiştir. Bu maddede; saklanması veya aynen korunması gereken bir mal veya unsurun bu özelliğinin gözetilmesi amacıyla yapılan bir mühürleme, yani koruma tasarrufuna karşı müdahale edilerek, kamu güveninin sarsılması suç haline getirilmiştir. Mühre konu malın veya yerin veya değerin müdahaleye uğraması, bozulması veya zarar görmesi TCK m.203’ün kapsamına girmez.

TCK m.203 ile kanun koyucu, kamu otoritesinin mühürlediği veya mühürlettiği eşyanın saklanması veya aynen korunmasında gördüğü yarara karşı gelen eylemi cezalandırmaktadır .

Mühür bozma, bağlı seçimlik hareketli bir suç tipi olup, yalnızca mührün kaldırılması veya mührün koyuluş amacına aykırı hareket edilmesi suretiyle suç tamamlanmış olur. Kanun hükmünde geçen “mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi”  deyiminden mühür bozma suçunun özgü/mahsusu suç olmadığı, failinin sıfatının ne olduğunun önem taşımayacağı ve herhangi birisi olabileceği anlamı çıkmaktadır.

Mühür bozma suçunun failinin veya mağdurunun herhangi bir kimse olabileceği konusunda şüphe yoktur.

Tartışma konusu olabilecek husus, mührü bizzat koyan veya mühürlemeye karar veren kişinin kamu görevlisi olması şart mıdır? Bir başka ifadeyle, mührü koyan kişinin kamu görevlisi olmasına gerek olmaksızın yasa ile yetkili kılınmış herhangi bir kimse olup olamayacağıdır.

Mührü bizzat koyan ve mühürlemeye karar veren kişinin ilk bakışta kamu görevlisi olması gerektiği anlaşılabilir. Çünkü TCK m.203’de tanımlanan suçla korunan hukuki yarar kamu güvenidir. TCK m.203’ün gündeme gelebilmesi için, ortada bir kamu otoritesinin varlığı ve bu otoritenin toplum nezdinde duyduğu güvene bağlı mühürlemenin varlığı gerekir. Belirtmeliyiz ki, mührü koyan kişi kamu görevlisi olsun veya olmasın, mühürleme eylemi kanundan veya yetkili makamdan alınan emirle gerçekleşmelidir. Her kamu görevlisinin yapmış olduğu mühürleme hukuka uygun sayılmayacak, bu mühürlemeyi bozan kimsenin eylemi de mühür bozma suçunu oluşturmayacaktı

Ancak bir başka düşünceye göre; TCK m.203’de geçen yetkili makamın kamu görevlisi olmasına gerek bulunmamaktadır. “Kanun veya yetkili makamın emri” kavramından anlaşılması gerekenin mutlaka kamu görevlisi olmadığı, özel kişi veya şirketin de kanun veya kamu otoritesi tarafından yetkilendirilebileceği ve bu yetki kapsamında mühür koyabileceği ileri sürülebilir. Çünkü 203. maddede “kamun veya yetkili makamların emri uyarınca … konulan mührün…”  şeklindeki ibarede; kamu veya yetkili makamların emri uyarınca yetkilendirilen “kamu görevlisi” deyimi yer almadığından, kamu görevlisi veya özel kişi tarafından mühür koyma eyleminin yapılacağı, tek şartın kamu veya yetkili makamın emrinin varlığı halinde mühür koymanın gerçekleşebileceği düşünülebilir.

Bu noktada kanuna bakmak gerekir. Kanun, özel teşebbüsü mühür koyma konusunda kamu otoritesi gibi yetkili kılmışsa TCK m.203’ün tatbiki gündeme gelebilecektir. Bunun dışında yasal dayanak olmaksızın, kamu görevlisinin veya bir özel teşebbüsün mühürleme yetkisini kullanabilmesi, mührün bozulması halinde fail yönünden cezai sorumluluğun gündeme gelebilmesi mümkün değildir.
Kanaatimizce, yasal dayanak olduğu takdirde özel kişilerce mühür koyulmasına engel bulunmamaktadır. “Suçta ve cezada kanunilik” prensibi uyarınca, mühür koyanın mutlak şekilde kamu görevlisi olması gerektiğine dair bir ibare TCK m.203’de bulunmamaktadır.

Kanun koyucu, mühür bozma suçu için kamu görevlisi şartının aranmasına gerek olmadığını ortaya koymuştur. Hele özelleştirmenin olduğu, kamu hizmetlerinin imtiyaz sözleşmeleri ile özel teşebbüsçe yerine getirildiği bir ortamda, yasal dayanağı olmak kaydıyla kamu hizmetini vermekle yetkilendirilen özel teşebbüsün TCK m.203 kapsamında mühür kullanamayacağı düşünülemez. Bunun engeli kanun olabilirdi. Özel teşebbüsün TCK m.203 kapsamına giren bir mührü koyamayacağına dair bir hüküm ve yasak olmadığına göre, yasal zemini olmak ve şartları taşımak kaydı ile bir şeyin korunması veya aynen saklanması için kamu otoritesi adına kamu gücünü kullanmakla yetkili kılınan özel teşebbüsün ve kişinin saklanmaya veya aynen korunmaya konu şeye mühür koymasında sakınca bulunmamaktadır.  Mühür keyfi veya TCK m.203’ün aradığı unsurlar yoksa, zaten suç oluşmayacaktır.

Esasında mühür bozma suçu, bir anlamda 5320 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Emre aykırı davranış” başlıklı 32. maddesinde düzenlenen kabahate benzer ve bir anlamda onun özel bir tipi olarak Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiştir. Kabahatler Kanunu 32. maddesinde öngörülen kabahatte geçen “yetkili makam” kavramından da kamu görevlisini anlamamak gerekir. Kanunla yetkilendirilen ve adli vazife, kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlık hizmetinde görevlendirilen özel teşebbüste vazife gören kişilerin yasal çerçevede emir verebilmesi mümkün olmalıdır. Gerçi bu husus, kamu kudreti kullanıcısı devletin gücünün paylaşılması, kamu görevi ve gücünün kısmen özel teşebbüse devri gibi gözükse de Devlet hiçbir zaman milletten aldığı kamu kudretini kullanma yetkisini devretmemekte, yalnızca bazı kamu hizmetleri yönünden kendi denetimini saklı tutarak özel teşebbüsü yetkili kılmaktadır. Devlet dilediğinde ya da şartlara riayet etmediğini gördüğü özel teşebbüsün kamu kudretini kullanma yetkisini geri alabilir.

Devletçi bir yaklaşımla bu paylaşma uygun olmadığı halde, örneğin cezaevi, hastane ve sağlık hizmetlerinde özel teşebbüsün kamu görevlisi gibi hareket etmesi, yetki kullanması kabul edilebilir.
Yukarıda yaptığımız açıklama ve tespitler ışığında, aşağıda konu ile ilgili birkaç Yargıtay kararının kısa değerlendirmesine yer vereceğiz:

1- Yargıtay 21. Ceza Dairesi’nin 09.03.2016 tarihli ve 2016/1092 E., 2016/2171 K. sayılı kararına göre;

“ ’Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, kaçak elektrik enerjisi tükettiği tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektriğini keserek Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunacağı’ belirtilmişse de bu düzenleme, yukarıda yer verilen Anayasanın 38 ve TCK’nın 2. maddeleri hükmü karşısında özel bir şirketin tatbik ettiği mührün bozulması eylemini suça dönüştürmez. Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; suça konu mühürleme işlemini gerçekleştiren katılan ... Anonim Şirketi'nin mühürleme tarihinden önce 30.10.2009 tarihinde özelleştirilmesi nedeniyle, lisans sahibi özel şirket görevlileri tarafından yapılan bu mühürleme işlemine aykırı davranışta, ‘mühür bozma’ suçunun unsurları oluşmayacaktır”

2- Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 05.10.2015 tarihli ve 2015/1922 E., 2015/29111 K. sayılı kararında;

“Özel hukuk tüzel kişisi olarak kamusal yetki kullanma hakkı olmadığından, Anayasa ve Kanuna dayalı kamusal yetkiyi kullanan bir makam tarafından konulmuş mühürleme işleminin bulunmaması nedeniyle, sanığa yüklenen ‘mühür bozma’ suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, beraatı yerine mahkumiyetine karar verilmesi Yasaya aykırıdır.” şeklinde hüküm oyçokluğu kurulmuştur.

Karşı oy gerekçesine göre; “Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği’nin 13. maddesinin 4. fıkrasında ‘Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, kaçak tespit süreci sonucunda kaçak elektrik enerjisi tüketimi tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektrik enerjisini keserek mühür altına alır ve Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunur’ hükmü yer almaktadır. Hükümde kaçak elektriği tespit eden kurumun/şirketin enerjiyi keserek mühür altına alacağı belirtilmiştir.

Bu düzenleme kaçak enerji kullanımı halinde yapılacak işlemlere ilişkindir. Herhangi bir ceza hükmü içermemektedir. Bu idari işleme suç elbisesini giydiren TCK'nın 203. maddesidir. Ceza Kanununun 203. maddesindeki düzenleme ortadan kaldırıldığında yönetmelikteki işlem/hüküm aynen yerinde durmasına rağmen ceza hukuku açısından herhangi bir önem ifade etmeyecektir. Kaldı ki, TCK'nın 203. maddesindeki suçu oluşturan eylem mührün bozulmasıdır. Yönetmelikte ise mührün konuluşu düzenlenmiştir. Suç duyurusu da mühür bozma suçu ile değil kaçak elektrik kullanma suçu ile ilgilidir. Mühür bozma suçunu oluşturan eylem mührün konulması değil kaldırılmasıdır. …

TCK'nın 203. maddesindeki ‘kanun veya yetkili makamların’ şeklinde düzenleme ile veya bağlacı kullanılarak mühürlemeyi, ya yetkili makamların yapması ya da dayanağını kanundan alması amaçlanmıştır. Aradaki veya bağlacı çıkarılarak yetkili makam ve kanun terimlerinin birlikte değerlendirilmesinin ve mutlaka kamu görevlisi tarafından yapılması gerektiği düşüncesinin doğru olmadığı kanaatindeyim.

Elektrik Piyasası Kanunu’nun 2/2. maddesi ‘Piyasada faaliyet gösterecek tüzel kişilerin faaliyetlerinde uymaları gereken usul ve esaslar bu kanun ve ilgili yönetmeliklerle düzenlenir.’ hükmünü getirmiştir. Bu hüküm gereğince çıkarılan Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği’nin 13. maddesi ilk düzenlemede ‘Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, kaçak elektrik enerjisi tükettiği tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektriğini keserek Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunur.’ şeklinde iken, 13.07.2011 tarihli değişiklikle, ‘Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, kaçak tespit süreci sonucunda kaçak elektrik enerjisi tüketimi tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektrik enerjisini keserek mühür altına alır ve Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunur.’ şeklinde değiştirilmiştir. Bu Yönetmelik, Kanuna aykırı değildir. Kanunun verdiği yetkiyle, uygulanacak usul ve esasların belirlenmesi amacıyla, kanun koyucunun iradesine uygun şekilde çıkarılmış ve lisans sahibi tüzel kişilere mühürleme yetkisi verilmiştir. Bu yetkiye dayanılarak konulan mührün kaldırılması da kamu güvenini zedeleyecek ve TCK'nın 203. maddesindeki suçu oluşturacaktır”.

Yargıtay kararlarında tartışmalı olan husus; mühürleme eylemini kamu görevlisinin mi, yoksa kamusal yetki kullanma yetkisi olmayan özel hukuk tüzel kişisinin mi yapacağıdır. Yargıtay kararları gözden geçirildiğinde çoğunluk görüş; özelleştirme olsun veya olmasın kamu görevlisi dışında kalanlar tarafından yapılan mühürleme eylemi sonrası mührün bozulması TCK m.203’de yer alan suçu oluşturmayacaktır. Biz bu görüşe, yukarıda yer verdiğimiz düşüncelerle katılmamaktayız.

Sonuç olarak; Kanunun lafzına bakıldığında, kanun veya yetkili makamların emrinin esas alındığı, mühürlemenin kim tarafından yapılması gerektiğinin net bir şekilde ifade edilmediği görülmektedir. Bu durumda; bilhassa elektrik dağıtımının özel tüzel kişiliklere devrinden sonra, şirket yetkililerince yapılan mühürleme eylemenin kanundan veya yetkili makamların emrinden kaynaklanmadığını söylemek isabetli olmayacaktır.



Kaynak: Haber7
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.