Olması gereken çok basit değil mi?

Av. Ömer Avcı
Şanlıurfa Hukukçular Derneği Başkanı


Türk Ceza Kanunu'nun değişmesiyle 2005 yılında gündeme gelen istinaf kurumu bugünlerde tekrar gündemde. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle bu ihtiyaç daha da belirginleşecek... İstinaf kurumu, bugün idari yargıda başarı ile uygulanan bir sistem.. Bölge İdare Mahkemeleri, idare mahkemelerinden gelen bazı kararları inceleyerek kesin olarak hükme bağlıyor ve bu süreç birkaç ay içerisinde sonuçlanıyor. Ancak belirtmek isteriz ki; idare mahkemelerinin sayısının az olması ve idari yargının iş yükünün adli yargıdan az olması, bu sistemin idari yargı için başarılı uygulanması sonucunun oluşmasında en büyük sebep. Ancak konuya adli yargı açısından bakılırsa, hemen her ilçede örgütlenmiş en az dört mahkemenin olduğu bir sistemde birkaç ili kapsayacak istinaf kurumunun yeni sorunları da beraberinde getirmesi olası, hele bir de buna bölge adliye mahkemelerinin yargılama yapmasını (duruşma yapıp, delil toplamak vs.) eklersek, bir dosyanın kesinleşmesi süreci daha da uzayabilmesi mümkün. İstinaf kurumunun yargılama sistemimizi araçsallığının düzgün planlanması halinde rahatlatacağı açıktır ancak bizce bu konuda beş başlık ön plana çıkmaktadır.

Yargıtay'ın daire sayısı artırılmalıdır: Mevcut haliyle bu iş yükünü adli yargının en tepesindeki kurumun kaldırabilmesi mümkün değildir. Örneğin, 12. Hukuk Dairesi'nin 2007 yılında çıkardığı dosya sayısı 24.508'dir. Daire başkanının bir dosyaya ayırabileceği inceleme süresi mesai saatleri açısından değerlendirilirse, yaklaşık olarak 5,1 dakika olmaktadır. Bu sürenin 2010 yılı itibarıyla daha da kısaldığı açıktır. Bir hakimin 5 dakika gibi kısa bir sürede adaleti tesis etmesini beklemek, adalete ve o hakime yapılacak en büyük zulümdür. Bu inceleme süresi, ceza davaları için daha da kısalabilecektir.

Yüksek yargının kararları ve dosya safahatları ilan edilmelidir: Ülkemizde UYAP (Ulusal Yargı Ağı Projesi'nin) tüm yerel mahkemeleri kapsadığı ve vatandaşların yerel mahkemedeki dosyalarının her türlü safahatını ve kararını görebilmekte iken, bunun yüksek yargı organları kapsamı dışında kalması büyük bir sıkıntı olacağı gibi, aleniyet ilkesi ile çelişmektedir. Zira; ancak bu biçimde kararların bir tür denetime açılması mümkün olacaktır.

Hakim, savcı sayısı en kısa sürede artırılmalıdır: Yerel yargılama mercilerinin önündeki iş yükü ile mücadele edilebilmesinin en önemli yolu, hakim, savcı sayısının artırılmasından geçmektedir. Buna paralel olarak; kalem hizmetlerini yürütecek personel sayısının fazlalaştırılması elzemdir.

Yargılama sürecinin yerelde kesinleşmesine dönük bir sistem belirlenmelidir: Toplumun adalet duygusunu, verilen cezadan çok, cezanın verilmesi süresi tatmin edecektir. Bunun için ceza davalarında soruşturma evresini ve hukuk dosyalarında ise tensip mekanizmasını etkin kılacak ve yargılamayı hızlandırıp sonuca bağlayacak bir yapıya geçilmelidir. Kesin mahiyette verilebilecek kararların sayıları artırılmalı, hakime yaptığı basit hataları karardan sonra bile kendiliğinden düzeltme imkânı tanınmalıdır. Daha teknik tabirle, tavzih kanun yolunun genişletilmesi şarttır. Zira; bu tip basit hataların düzeltilmesi için yüksek yargının meşgul edilmesi bile başlı başına iş yükünü artıracak bir durumdur. Bunun gibi, istinaf kurumunun; buna göre formüle edilerek ilk derece sıfatı kesin ve mutlak suretle kaldırılması/olmaması gerekmektedir. Böylece merkezden uzaklaşan bir yargılama hızlı, pratik ve bulunduğu toplum gereklerine hitap edecek bir hal alabilecektir.

Yargılama öncesi çözüm kurumları yaygınlaştırılmalıdır: Devletin en büyük varlık nedeni, sorunların bireyler tarafından çözülemediği ve toplumsal düzeni bozduğu anlarda topluma/bireye müdahale etmektir. Böylece taraflar arasında önceden belirlenmiş kurallar ışığında "sorunu çözmek" için yargılama yapılır. Bu olmadığı zaman; yani yargı fonksiyonu işlevsel değil ise toplumun karşısında egemen, baskıcı, topluma ve siyasi kurumlara karşı özerk bir devlet çıkacaktır. Devletlerin kullandığı yargı argümanları gelişen tarihsel süreç içerisinde çeşitlenip ihtisaslaşmakta ve gelişmektedir. Dünyada son zamanlarda gelişmiş hukuk sistemlerinde tarafların yargılama yoluna gitmeden aralarındaki sorunu çözeceği alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının oluşturulduğunu görmekteyiz. Bunların başında tahkim, hakem, dostane çözüm, arabuluculuk ve uzlaşma kavramlarının yaygınlaştığını görmekteyiz. Bu konuda yapılması gereken; topluma uzlaşmanın ne demek olduğunu anlatmak bizce. Böylece bireylerin siyasal adımları algılama biçimi, hukuk kurumlarını kullanma isteği, ötekini algılama ve empati yeteneği artacaktır. Zira hukuk, yazılı olan kurallardan çok; uygulanan kurumlar ile vardır. Onun için alternatif uyuşmazlık çözüm yolları konusunda toplumun anlayacağı şekilde tanıtım filmlerinin hazırlanması, broşürlerin yayımlanması, barolar aracılığı ile okullara yönelik seminerlerin verilmesi, hatta lise ve üniversite ders programlarına içeriğe matuf derslerin konulması, projelerin yapılması ile toplumdaki "uzlaşma bilinci" olması gereken noktaya gelir. En azından uzlaşmanın ne anlama geldiği bilinir. Bu teklifin reddedilmesinin ne sonuçlar doğurduğunun farkına varılır. Mevcut adalet sistemimizin insanlara refah sunamadığı açıktır.
 
Gerçek bir yargı reformu için bu belirttiklerimiz evvelemirde alınması gereken tedbirlerdir, tam anlamıyla yeni bir sistemin oturmasının daha uzun süreceğini belirtmek gerekir, zira; yargıyı yöneten bir yapı olan HSYK'nın yapısının değişmesinin bu kadar sancılı geçtiği bir ülkede, yüksek yargıyı istenilen konuma getirmek çok daha zor olabilir.(Zaman)



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.