Oy verme yönteminde bir yanlışlık var mı?

Eser Karakaş

Yazıya girmeden önce belirtmem gereken bir nokta var; başlığa bakıp meselenin seçim sonuçlarıyla ilgili bir mesele olduğunu lütfen düşünmeyin, konunun kesinlikle seçim sonuçlarının yorumuyla, Stockholm sendromuyla (!) falan bir ilgisi yok ama tartışacağımız oy verme teknik yöntemimizin seçim sonuçlarını doğrudan etkileyebileceğini de öngörmek lazım.

Geçtiğimiz hafta Abant Platformu, 12 Haziran seçim sonuçlarını tartışmak, yorumlamak için bir mini toplantı düzenledi. Bu toplantıda bendeniz de bir söz aldım ve seçim sonuçlarına girmeden teknik bir konuyu gündeme de getirdim; toplantının katılımcılarından Sayın Tarhan Erdem de "bu teknik konuyu bir yazı haline getirir isen, tartışma, cevap verme olanağımız olur" diyerek bir anlamda bana bir görev verdi ve ben de bu yazımda Sayın Tarhan Erdem'in verdiği görevi, ödevi çok özet olarak Zaman gazetesinin Yorum sayfasına taşımak istedim. Önce mevcut sisteme bir bakalım, tartışmadığımız yönlerini öne çıkaralım, daha sonra da ne yapılabilir sorusuna cevap üretmeye gayret edelim.

12 Haziran günü elli milyona yakın seçmen sandık başına gitti, kendilerine bir seçim pusulası verildi ve her seçmen bu seçim pusulası içinden önümüzdeki dönem iktidarda görmek istediği siyasi partiye oy attı; bu arada, konumuz bu değil ama seçim sonuçlarından türetilen metafizik yorumların, mesela "seçmen AK Parti'nin anayasa konusunda uzlaşmasını istedi", "seçmen MHP'nin barajın altında kalmasının Türkiye'nin istikrarı için sakıncalı olduğu mesajını verdi" gibi yorumların saçmalığına değinelim. 12 Haziran'da seçmenin yüzde ellisi AK Parti'ye, yüzde 26'sı CHP'ye, yüzde 13'ü MHP'ye, vs. oy verdi, nokta; bundan ötesi, bireysel tercihlerden kolektif iradeye geçerken yapılan yorumların yaklaşık tümü saçmalık, metafizik yüklü yorumlar.

Gelelim ana konumuza; 12 Haziran günü seçmen sandığa gitti ve bir partiye ya da bağımsıza oyunu verdi. Bu oy tercihi seçmenin mevcut alternatifler arasında en çok hangi siyasi partiye ya da bağımsız adaya rağbet ettiğini çok net olarak gösteriyor; bu açıdan, demokrasi açısından, milli iradenin tecellisi açısından önemli bir adım. Ancak, bu tercihin, daha doğrusu bu tercih yönteminin demokrasi açısından önemli sakıncaları, eksikleri de mevcut.

12 Haziran günü yaklaşık elli milyon seçmen seferber oldu, evlerinden çıktılar, sandıklara gittiler, oylarını kullandılar, bu oylar tek tek sayıldı, sonuçlar ilçe, il seçim kurullarında bilgisayarlara geçti; yarın muhtemelen oy verme yöntemlerinde daha da fazla teknoloji kullanımına şahit olacağız. Seçim yapmanın nihai amacı seçmenin siyasi tercihini sandığa aktarmak ve bu siyasi tercih kümesi üzerinden de TBMM'yi oluşturmak ve temsilî demokrasinin gereklerini yerine getirmek ise acaba, mevcut oy verme yöntemi yani seçmenin sadece en çok tercih ettiği parti ya da aday üzerine mühür basması seçimlerin nihai amacı olduğu söylenen seçmenin siyasi tercihlerinin sandıklar üzerinden Meclis'e yansıması için yeterli mi, yeterli enformasyon mevcut yöntemle sandığa giriyor mu? Seçmenin bizzat sandık başına gittiği bu nispeten zahmetli usulden çok daha fazla siyasi enformasyon üretmek, türetmek mümkün değil midir?

Bugünkü yöntemle seçmen sandık başına gidiyor ve A partisinin üzerine mühür basıyor; seçimlere yirmi siyasi partinin ve adayın katıldığını düşünelim. Seçmen A partisi lehine yaptığı tercihle birinci tercihinin A partisi olduğunu ortaya koyuyor ve bu yöntemle oylar sayılıyor ve Meclis'in teşekkülüne kadar gidiliyor. Ancak, bu yöntemin, hadi yanlış demeyelim ama eksik yönlerinin olduğu aşikâr; seçmen A partisine oy verdiği zaman, adına ister sandık, ister siyasi sistem deyin, sandık seçmenin diğer on dokuz parti hakkında tercihlerini göremiyor, daha doğrusu matematik anlamda, sistem, seçmenin diğer on dokuz oluşum arasında "tarafsız" olduğunu algılıyor, bunun başka açıklaması olamaz. Oysa, gerçek hayatta, seçmenin A partisine oy verdiği an, diğer on dokuz parti ya da aday arasında "tarafsız, nötr" olduğunu söylemek mümkün de değil, gerçekçi de değil. Seçmenin oy vermediği on dokuz parti arasında mutlaka ikinci, üçüncü tercihleri var ve yine çok önemli olmak üzere iktidarda, Meclis'te hiç görmek istemediği partiler de var ama A partisine oy verildiğinde sistem ya da sandık seçmenin ikinci tercihi ile son tercihi ya da asla tercih etmeyeceği parti arasındaki farklılaşmasını göremiyor. Seçim süreci bir karar alma mekanizması ise mesela bir iktisatçı bu durumu eksik enformasyonla karar alma süreci olarak tanımlayabilir ve eksik enformasyonla alınacak kararların etkin kararlar olmayacağını çok iyi bilir. Benzer bir düşünce ile, mevcut oy verme yöntemleriyle ulaşılan seçim sonuçları da etkin olmayabilir. Biraz uç bir örnek olsa da, şu örneği biraz düşünelim: Seçimlerde oy kullanan seçmenlerin hiçbirinin mesela B partisine oy vermediğini varsayalım; bu durumda B partisinin oyu da, Meclis'te temsil oranı da sıfır olacaktır. Ama, seçmenlerin mevcut partiler arasında en çok tercih ettiklerinden mesela beşinci tercihlerine kadar bir sıralama yaptıkları bir sistemi düşünelim; seçmenlerin tümünün de, yirmi parti arasında, B partisini hep ikinci tercih olarak belirttiklerini varsayalım. Acaba hiç birinci tercih olmayan ama seçmenlerin büyük çoğunluğu tarafından hep ikinci parti olarak tercih edilen bir siyasi partinin Meclis'te temsili hakkaniyete uymayacak mıdır? Ya da, meseleye tersinden bakarsanız, milyonlarca seçmenin ikinci tercihi partinin Meclis'te temsil edilmemesi hakkaniyete aykırı değil midir?

Daha etkin ve hakkaniyete uygun olacak bir seçim yani karar alma mekanizmasında sandık başına giden bir seçmenin sadece bir parti ya da adayı tercih etmek yerine bir sıralama yapması, en çok tercih ettiği siyasi oluşumdan sonra ikinci, üçüncü tercihlerini de sandığa yani sisteme sinyal olarak göndermesi seçim sonuçlarının çok daha etkin ve hakkaniyete uygun tecelli etmesi anlamına gelebilir. Bu önerinin uygulanan mevcut seçim sistemleriyle bir alakası da yoktur. Önerinin uygulama aşamasında zorluklar çıkaracağı aşikârdır ama teknolojinin gelişim hızı bu önerinin uygulanmasının çok yakın gelecekte kolaylaşacağını düşündürmektedir.

Unutulmaması gereken temel fikir, seçim sürecinin özünde bir karar alma mekanizması olduğu ve bir karar alma mekanizmasının sağlığının sisteme giren enformasyonla doğru orantılı olduğudur; mevcut uygulanan sistem, seçmenin sadece bir tercihini, en çok tercih ettiği partiyi görmekte, bu tercihin yanında daha hakkaniyetli ve etkin bir sonuç için çok önemli olduğunu bildiğimiz bir dizi tercih, sandığa yansımamaktadır. Bu konu aslında bilim adamları, matematikçiler arasında 18. asırdan beri tartışılan bir teorik meseledir ve daha 18. asırda ünlü Fransız felsefeci-matematikçi Condorcet tarafından, beraberinde taşıyabileceği sakıncalarla birlikte gündeme getirilmiştir; bu konu ünlü iktisatçı Kenneth Arrow başta olmak üzere çağımızda da tartışılmıştır. Bu sütuna taşıdığım bu tartışma sadece bir öneridir, zorlukları da ama aynı zamanda uygulandığı takdirde daha etkin ve hakkaniyete uygun sonuçlar üreteceği de bilinmektedir.


Zaman
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.