Paket, reform özelliğini koruyor...


Bu kararın herkesi tam olarak tatmin ettiği söylenemez. İptal davasını açanlar, paketin hiç olmazsa HSYK ve AYM'nin yeniden yapılandırılmasına ilişkin bütün maddelerinin iptal edilmesi beklentisi içinde idiler. Karar bu beklentiye cevap vermekten çok uzaktır. Kararın, iptal davasına karşı olanlar açısından tatmin edici olmamasının sebebini ise, AYM'nin daha yasalaşma süreci tamamlanmamış bir yasama işlemini incelemesi ile bu paketi esastan denetime tabi tutmuş olması oluşturmaktadır. Ben önce bu kararın eleştirilecek, sonra da müspet yönleri üzerinde duracağım. AYM'nin bu kararının Anayasa'ya aykırılığının üç yönü bulunmaktadır.

(1) AYM, daha yasalaşma süreci tamamlanmamış bir işlemi denetime tabi tutmuştur. Anayasa'ya göre (md. 175), anayasa değişikliğine ilişkin yasalaşma sürecinin tamamlanmış sayılması için halkoyuna gidilmesi zaruri bir anayasal gerekliliktir. Burada bu sürecin tamamlanması beklenmeksizin, AYM, yasamanın iradesine müdahale ederek halkın önüne gelen metinde kısmi bir değişiklik yapmıştır. Bu yolla tali kurucu iktidarın kullanıcısı olan yasama organı ile asli kurucu iktidarın sahibi olan halk arasındaki irtibat AYM tarafından kısmen koparılmış olmaktadır.

(2) AYM, 2007 yılında, Anayasa'ya aykırı bir şekilde başlatmış olduğu "esastan denetim yapma" yönündeki uygulamayı bu kararla sürdürmüştür. AYM Başkanı Haşim Kılıç'ın Hikmet Bila'ya verdiği bilgiye göre: "AYM'nin anayasa değişikliklerini sadece şekil yönünden denetleyeceği yönündeki konu heyette ele alındı. Anayasa'nın 4. maddesinde yer alan değiştirilmesi teklif edilemez hükmü üzerinden gidilerek, içeriğe girilebileceği oyçokluğuyla kabul edildi. Bu karar verildikten sonra düzenlemelerin içeriği incelendi. İptal edilen ifadeler, Anayasa'nın değiştirilmesi teklif edilemez maddeleri arasında yer alan 2. maddedeki demokratik hukuk devleti ilkelerine aykırı bulundu." (Milliyet Gzt., 8.7.2010)

(3) AYM'nin yıllardır süreklilik kazandırarak Anayasa'nın "iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz" hükmüne açıkça aykırı bir şekilde gelenekleştirmiş olduğu "iptal kararını derhal açıklama" alışkanlığını bu kararda da devam ettirmiştir.

AYM'nin, Anayasa'nın "Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz." hükmünü öngören 6. maddesi ile anayasa değişikliği kanunlarına ilişkin esastan denetimi açıkça yasaklayarak sadece şekli denetimi öngören ve şekli denetimi de sadece üç hal ile sınırlayan 148. maddesini açıkça ihlal ederek karar vermesinin, hukuk devleti ve anayasa yargısının temel misyonu ile bağdaşırlığı bulunmamaktadır. AYM'nin bu üç yönden Anayasa'ya aykırı tutum sergilemesi, onun hukuki meşruiyetini ciddi manada zedelemiştir.

Gelelim AYM'nin kısmi iptal kararının anlam ve neticelerine. AYM, anayasa değişikliği paketinin 8., 14., 16., 19., 22., 25. ve 26. maddelerinin bazı bölümlerini "değiştirilemez nitelikteki maddelerin değiştirilmesi yasağı" kapsamına dâhil ederek esastan incelemiştir. Paketin iptal edilen kısımları iki noktada toplanmaktadır. Bunlar:

Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Sayıştay, YÖK ve baro başkanlarının gönderecekleri üyeler için yapacakları seçimlerde "her üyenin ancak bir aday için oy kullanabilmesine ilişkin ibare" iptal edilmiştir. Bunlarla bağlantılı ek maddelerdeki düzenlemeler de paketten çıkartılmıştır.

HSYK'ya iktisat, siyasal bilimler ve üst kademe yöneticiler arasında seçim yapılması yönündeki düzenleme iptal edilmiştir. Bu değişikliğe göre, HSYK'ya sadece hukuk alanında uzmanlaşmış öğretim üyeleri ile avukatlar arasından seçim yapılabilecek.

Burada iptal edilen "her üyenin ancak bir aday için oy kullanabilmesine ilişkin ibare" üzerinde kısaca durmak istiyorum. Mevcut uygulama, kaynağını hiçbir hukuki düzenlemeden almayan bir seçim usulüne göre işletilmektedir. Yani Yargıtay, Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, Askeri Yargıtay ve YÖK tarafından her bir üyelik için üç adayın belirlenmesinde üç kez oylama usulünü öngören bir kanuni düzenleme mevcut değildir. Sadece bu yönde bir fiili uygulama söz konusudur. AYM, bu fiili uygulamayı demokratik hukuk devletinin zaruri bir gereği haline getirmek suretiyle anayasal bir norm düzeyine çıkararak, anayasa değişikliğini bu fiili uygulama ile çeliştiği gerekçesi ile iptal etmiştir. Burada da AYM'nin yasama organının anayasal yetkilerini Anayasa'ya aykırı bir şekilde daralttığı söylenebilir.

Kararda sözü edilen maddeler tamamen iptal edilmiş değildir. Sadece ilgili maddelerde yer alan söz konusu ibareler iptal edilmiştir. Maddelerin geri kalan kısımları varlığını korumaktadır. İptal kararına rağmen, değişiklik paketinin iptale tabi olan yargıya ilişkin hükümlerinin bütünlüğü bozulmuş değildir. Anayasa değişikliği paketi, çok küçük bir aşınma ile varlığını muhafaza etmektedir. Bu durum karşısında, anayasa değişikliği, AYM tarafından kısmi iptal yoluyla değiştirilmiş hali ile halkoyuna sunulacaktır.



 

Yukarıdaki eleştirilerim baki kalmak kaydıyla, bu karar üzerine anayasa değişikliği paketinin halkoylamasında evet demeyi hak edecek unsurları içerdiği kanaatindeyim. Şayet karar iptal davasındaki taleplerin tamamı dikkate alınarak paketin en esaslı hükümleri iptal edilmiş olsa idi, artık bu paketin geri kalan kısımları, olumlu hükümleri içermekle birlikte, çok fazla anlamlı olmayacaktı. Paketin iptal edilen kısımları ayıklandıktan sonraki haline göre, hem AYM'de hem de HSYK'da üyelerin belirlenmesi konusunda çoğulculuğun sağlanması yolu aralanmış olmaktadır. Artık bu kurumlar, kast sisteminden kurtarılmış olacaktır. Ayrıca bu paketle, çağdaş kriterlere bir adım daha yaklaşılmış olunmaktadır. Tabii ki bütün bu iyimser yorumlar, halkoylamasından evet yönünde çıkacak oyçoğunluğunun sağlanmasına bağlı bulunmaktadır.

Hiçbir demokratik hukuk devletinde anayasa yargısı, verdiği kararlar sebebiyle bizdeki kadar tartışılmamış ve yıpranmamıştır. Bunun müsebbibi bizzat bu mahkemedir. Hiçbir devlette siyaset ve toplum AYM'nin Anayasa'yı çiğnemesine seyirci kalmaz. Bizde ise maalesef siyaset ile sivil toplum, AYM'nin bu anayasa dışı kararlarına karşı bütünlük içerisinde çok güçlü bir tutum sergilememektedir. Gerçi AYM, son iptal davasında toplumun önemli bir kesiminden çok ciddi tepki almıştır. Fakat bu tutum AYM'nin anayasal yetkileri içinde karar vermesi için yeterli olmamıştır. Umarım "AYM, yeni ve daha çoğulcu yapısı ile kendiliğinden kendisini anayasal yetkileri sınırlarına çeker". Şayet bu iyimser beklenti gerçekleşirse, AYM, bir hukuk devletinde sahip olması gerekli meşruiyet zeminine yerleşir. Zaman

Yrd. Doç. Dr. Adnan KÜÇÜK

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.