Paralelin anayasalı
ESER KARAKAŞ  

Bu tür konulara yaklaşır iken ben yasal-yasal olmayan ayırımını yapmaya özen gösteriyorum; yasal derken de asla bu kavramı meşruyu da içerecek bir biçimde kullanmıyorum. Son aylarda yolsuzluk meselesini tartışıyoruz, bu kavramın da yasalı ve yasal olmayanı var; yasal olmayan yolsuzluklarla yani ceza kanunlarının suç addettiği yolsuzluklarla mücadele çok da zor değildir aslında, sağlam bir siyasi irade, cesur bir savcı ve savcının emrinde bir kolluk gücü yasal olmayan yolsuzlukları çözer ama yasal yolsuzluk ile mücadele daha zordur, mesela, kanun düzeyinde rekabetçi olmayan ihale kanunları, mutlaka yolsuzluk üretir diyemem ama yolsuzluk üretmeye uygun ortam yaratırlar ve bu tür yolsuzluklar kağıt üzerinde kılıfına uygundurlar, siyasetin finansmanında kullanılırlar,  bu nedenle de mücadele çok daha zordur. Paralel devlet yapılanmaları ve girişimleri de çağdaş devlet kavramı çerçevesinde kabul edilemezler. Ancak, paralel devlet girişimi ve yapılanması gibi bir ayırım kullanıyorum zira bazı paralel yapılanmalar anayasal ve yasal olabiliyorlar, bunlarla mücadele gerçekten çok daha zor, başka paralel devlet girişimleri, şayet mevcutsalar, anayasal ve yasal çerçeveleri yok ise, yine sağlam bir siyasi irade, düzeyli savcı ve kolluk ile çözümlenirler.

Son günlerde tartışma konusu olan paralel devlet meselesi, benim yaptığım bu ayırıma göre, anayasal ve yasal nitelikler taşımayan bir girişimdir, şayet kamu hizmeti üretimi mekanizması içinde bu kamu hizmetinin yönünü, tarafsızlığını çarpıtmak isteyen, kamu hizmetinin niteliği ve miktarını siyasi otoritenin, TBMM’nin çizdiği çerçeve dışına taşımak isteyen varsa, bu girişim ile mücadele şarttır, anayasaldır, yasaldır, hukuka da uygundur ve bu mücadele, yukarıda belirttiğim gibi çok da zor değildir. Ancak, bir de ülkemizde, devlet yapılanması içinde, anayasal ve yasal düzeyde paralel başka bir devlet daha vardır ve bu anayasal paralel devletle mücadele çok zordur. TSK’yı kastediyorum ve bu paralel anayasal yapı ile mücadele derken muradım normal olarak TSK ile mücadele değildir, olamaz, TSK çok önemli, vazgeçilmez bir kamu hizmeti üretir ama demokratik bir hukuk devletinde mücadele edilmesi gereken konu devlet içinde mevcut anayasal paralel yapıdır; ne demek istediğimi tek tek, sahifenin sınırları ölçüsünde açmaya gayret edeceğim.

TSK’yı Genelkurmay Başkanlığı ve Genelkurmay Başkanı yönetir. Bir hukuk devletinde her kamu birimi, vergilerle finanse edilen her kamusal ünite, her kamu hizmeti üretim birimi, buna Genelkurmay da dahildir, bir siyasi otoriteye, nihai olarak da bir bakana ya da başbakana bağlı olmak zorundadır, bunun tek istisnası da demokrasilerde parlamentolardır. Ancak, Anayasa’nın 117. maddesinin dördüncü paragrafına göre bizim Genelkurmay Başkanlarımız bırakın Milli Savunma Bakanı’na bağlı olmayı, Başbakan’a bile bağlı değildirler, anayasal olarak Başbakan’a karşı sorumludurlar ama iyi idare hukukçuları bu ifadenin bir kamu çalışanı, bir devlet memuru için kabul edilemez olduğunu iyi bilirler zira bu yapı demokrasi teorisine aykırıdır, her kamu hizmeti üreticisi memur, mesela Genelkurmay Başkanı bir siyasi otoriteye “bağlı” olmak zorundadır, sorumlu olmak demek eylemlerinde özgür ama sonuçları itibarıyla rapor vermek demektir, devlet yapısı içinde hiçbir kamu çalışanı için, Genelkurmay Başkanı dışında, böyle bir ayrıcalık söz konusu değildir ve zannımca paralel anayasal yapı böyle başlamaktadır.

Mevcut Anayasa’nın 145, 156 ve 157. maddeleri anayasal paralel yapının yargısal ayaklarını oluşturmaktadırlar, 156. madde Askeri Yargıtay’ı, 157. madde ise Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ni düzenlemektedirler; Anayasa başka hiçbir kamu birimine, asker dışında, paralel bir yargı oluşturma hakkı vermemektedir. Anayasa’nın 156 ve 157. maddeleri, aslında mesela, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Eğitim Yargıtayı, Eğitim Danıştayı gibi kurumlara sahip olması ile aynı şeydir. Anayasa 117 TSK’nın devlet hiyerarşisi içinde yönetim, 145, 156 ve 157 de yargı birliği ilkesinin dışına itmektedir; peki milli eğitimde durum nasıldır? Eğitim kavramının başına koyduğumuz milli sıfatı bir ölçüde bir değerler sistemini ama daha büyük ölçüde de kapsamı işaret etmektedir. Oysa, Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 57. maddesi askeri okulları, Anayasa’nın 132. maddesi de yüksek askeri okulları bu genel kapsamın dışına taşımaktadırlar. TSK’nın genel devlet çerçevesi dışında yapılanmasına, yönetim ve yargının yanında eğitim de girmektedir.

Anayasa’nın 148. maddesi Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının görevleriyle ilgili suçlarda Yüce Divan’da yargılanacağını hükme bağlıyor; iki gün önce de bu anayasa maddesinin uyum kanunu geçti TBMM’den. Genelkurmay başkanı ya da kuvvet komutanlarının başka bürokratlardan, mesela Başbakanlık Müsteşarından, bakanlık müsteşarlarından kamu hizmeti üretimi çerçevesinde teorik farkları nelerdir, anlamak kolay değildir.  Anayasa’nın 108. maddesi Devlet Denetleme Kurulu’nu (DDK) düzenler, yargı ve TSK DDK’nın denetleme alanına girmezler, yargının bu kapsam dışında olmasını anlamak kolaydır, kuvvetler ayrılığı temel ilkesi böyle emreder ama neden TSK DDK kapsamı dışındadır, idare hukuku temel ilkeleri içinde bu soruya teorik cevap verebilecek kimse var mıdır?

Bürokrasinin her yüksek memuru üçlü kararname (Cumhurbaşkanı, Başbakan, ilgili Bakan) ile atanır iken, kuvvet komutanlarının göreve gelmesi ancak Genelkurmay Başkanının önermesi ile mümkün olabilmektedir. Bu listeyi uzatmak mümkündür.

Devlet içinde anayasal, yasal olmayan bir paralel devlet var ise, bununla mücadele çok zor değildir, yasaları işletmek ile mümkündür. Peki anayasal, yasal paralel devlet yani anayasal paralel yönetim, anayasal paralel yargı, anayasal paralel eğitim, anayasal paralel denetlemeler, paralel atanma meseleleri ne olacaktır? Çağdaş hukuk devleti hiçbir paralel devlete izin veremez, vermemelidir, anayasal temeli olsa bile.


Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.