Paris cinayetleri Türkiye’nin Mikonos Davası olma yolunda
BÜLENT KENEŞ  

1979 Devrimi sonrasında ülke dışındaki rejim muhaliflerine yönelik seri suikastlarıyla dikkatleri çeken İran rejimi, Avrupa’nın göbeğinde yeni bir katliama imza atmıştı. Suikastı gerçekleştirenlerden üçü Almanya’da yakalanırken, tetikçi ajanlardan biri İran’a kaçmayı başardı. İran’a ulaşan tetikçi ajan rejim tarafından türlü hediyelerle taltif bile edildi. Ancak bu olayın akabinde Berlin’de tam 4,5 yıl sürecek uzun bir soruşturma ve dava süreci de başlamış oldu.

İran rejimi, Avrupa’da önemli ticaret ortaklarından olan Almanya nezdinde bu davanın fazla kurcalanmaması için pek çok girişimde bulundu. Doğrusu Alman hükümeti arzulu bir şekilde durumu idare etmekten yana büyük çaba da harcadı. Bununla birlikte her demokratik hukuk devletinde olması gerektiği gibi mahkemenin işine doğrudan doğruya müdahale edemedi. Alman hükümetinin yargıya yaptığı dolaylı telkinler ise İran’ın arzuladığı sonuçları vermedi. Alman hükümetinin “yakalanan sanıkların üstüne gidin, ama bu işi İran Devleti’ne kadar götürmeyin” uyarıları sonuçsuz kaldı.

İran rejimi, kendileriyle ekonomik ilişkilerine büyük önem veren Alman hükümetini ikna için Mikonos suikastları davası kapsamında hakkında soruşturma yürütülen İran Enformasyon Bakanı Hüccet-i İslam Ali Falahyan’ı Almanya’ya göndermesi de pek işe yaramadı. Falahyan’ın gezisini kabul ederek siyaseten “uzlaşılabilir” mesajı veren Alman hükümetine rağmen soruşturma ve yargı süreci tamamen hukuki kriterler çerçevesinde sürdürüldü. Savcı ve mahkemenin tek dikkate aldığı hassasiyet hukukun gereğinin yerine getirilmesiydi. Üstelik Alman İstihbarat Teşkilatı’nın (BND) da yardımıyla suikastların Tahran’dan organize edildiğine dair önemli delillere ulaşmışlardı.

Dolaylı telkinlerinin işe yaramadığını anlayan Alman hükümetinden bazı merciler, ülkenin ticaret ortağı İran’ın beklentileri doğrultusunda savcılara teknik güçlükler çıkarma yoluna da başvurmaktan geri durmadılar. Özellikle devlet memuru bazı tanıkların mahkemede ifade vermelerine müsaade etmediler. Ama savcılar bunlarla yılmadığı gibi Bonn’un muhatap saydığı İran Enformasyon Bakanı Falahyan hakkında bile gıyabi tutuklama kararı çıkarttılar. Hazırladıkları iddianamede ise Mikonos’taki suikast emrinin İran devlet erkânının en tepesinden geldiğini ortaya koydular. Bu iddianame ve deliller ışığında 1993 Ekim ayında başlayan yargılama 10 Nisan 1997’de İran Devleti’nin en üst düzey yöneticilerini de mahkûm eden mahkeme kararı ile sona erdi. Berlin mahkemesi, cinayetin İran hükümetinin emriyle İran gizli servisi tarafından yapıldığına hükmetmişti. 

Zaten asıl hikâye de bu karardan sonra başladı. Uluslararası terörizmi desteklediği ve rejim muhaliflerini Avrupa ülkeleri ve başka yerlerde öldürttüğü için İran’a yaptırımlar öngören girişimlere en soğuk bakan ülkeler bile artık ikna olmuştu. Yunanistan dışında o dönemde Avrupa Birliği (AB) üyesi olan 15 ülke derhal büyükelçilerini Tahran’dan çekti. O güne kadar AB ülkeleri arasında İran’la en iyi ilişkilere sahip Almanya’nın bir mahkemesinin verdiği karar yüzünden ABD’nin tüm baskısına rağmen AB’nin sürdürme çabası gösterdiği İran’la “eleştirel diyalog” stratejisinden de vazgeçilmesi gündeme geldi. Almanya, Tahran’daki büyükelçisini çekmekle yetinmeyip ülkesindeki dört İran diplomatını da sınır dışı etti.

Buna rağmen, ilişkilerdeki siyasi ve diplomatik soğukluk derinleşse de başta enerji alanında olmak üzere İran’la olan ticaretine büyük önem veren ülkeler ufak tefek yaptırımlar dışında bu tavırlarını İran’a karşı kapsamlı bir ekonomik boykota vardırmadılar. Bu cinayetler yüzünden yine de terörü bir devlet politikası olarak uygulayan İran rejimi, diplomatik yalnızlaşma ve tecridin en kaba haliyle karşı karşıya bırakılmıştır.

Tarih 9 Ocak 2013. Yer Paris’te Gare du Nord tren istasyonu yakınlarında bulunan ve terör örgütü PKK’ya yakınlığıyla bilinen Kürdistan Enformasyon Bürosu.

PKK’nın kurucu üyelerinden “Sara” kod adlı Sakine Cansız ile birlikte Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Paris temsilcisi Fidan Doğan (kod adı Rojbin) ve Leyla Söylemez (kod adı Ronahi) susturuculu silahla başından vurularak öldürüldü. Tetikçi Ömer Güney, olayın üzerinden fazla zaman geçmeden yakalandı.

Erdoğan hükümetinin başlattığı çözüm süreci kapsamında PKK ile görüşmelerin ivmelendiği bir dönemde gerçekleşen bu gizemli suikastlar üzerine pek çok spekülasyon yapıldı, pek çok senaryo dile getirildi. Hatta 12 Ocak 2014 günü MİT elemanı oldukları iddia edilen bazı kişiler ile yakalanan suikastçı Ömer Güney arasında geçtiği ileri sürülen kaynağı belirsiz bazı ses kayıtları bile sosyal medyaya düştü. Paris savcılığı, olayın vukuundan itibaren kapsamlı bir soruşturma başlattı.

İşte bu davada geçtiğimiz günlerde çok önemli bir gelişme yaşandı ve Paris’te esrarengiz bir şekilde öldürülen PKK’lı üç kadının aileleri tetikçi Ömer Güney’e suikast talimatını verdiği öne sürülen 4 MİT elemanı için tutuklama talebinde bulundu. Aileler soruşturmayı yürüten Yargıç Jeanne Duye’ye başvurarak, dört MİT elemanı için uluslararası tutuklama emri çıkarılmasını istedi. Ajans France Presse’nin geçtiği haberde, tutuklanması istenen isimlerin geçtiğimiz ocak ayında yayınlanan ‘gizli’ ibareli belgede isimleri bulunan MİT yetkilileri O.Y., U.K.A., S.A. ve H.Ö. olduğu kaydedildi.

Konuyla ilgili bir açıklama yapan avukat Antoine Comte’nin değerlendirmeleri ise oldukça dikkat çekiciydi. Comte, siyasi cinayetlerde her zaman emri veren bir devletin olabileceğini ama ortada bir kanıt olmayacağını vurgulayarak, “Oysa şimdi burada böyle bir şansımız var.” diyordu.

Soruşturmada sonuna kadar giderek emri veren sıralı amirleri ortaya çıkarmak gerektiğini belirten Comte’un işaret ettiği sürecin nereye varacağını şimdiden kestirmek zor. Ancak 4,5 yıl süren Mikonos suikastları soruşturması göz önüne alındığında varılması muhtemel yerin hiç de iç açıcı olmayabileceğinden endişelenmek için yeterince sebep mevcut.

Allah korusun, soruşturma ve yargılama neticesinde söz konusu suikastların tıpkı Mikonos cinayetleri gibi en üst düzey hükümet yetkililerinin bilgisi ya da emri dahilinde bir devlet terörü olduğu hükmüne varılırsa izlenen yanlış ve basiretsiz politikalar sonucu giderek dünyada yalnızlaşan Türkiye’nin halini hiç kimse düşünmek bile istemeyecektir.


Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.