Partiler anayasa tekliflerini açıklamalı

Atilla Yayla

Tarihî bir genel seçime hızla yaklaşıyoruz. Bürokratik vesayet sistemini konsolide edilmiş bir demokrasiye dönüştürme hedefi açısından 12 Haziran seçimleri hayatî öneme sahip. Seçim sonuçları demokratikleşme yolunda son yıllarda atılan adımlara yenilerinin ve daha esaslılarının mı ekleneceğini, yoksa bürokratik vesayeti tahkim etmeye yönelik bir restorasyon sürecinin mi başlayacağını gösterecek. Bu yüzden, demokrasiyi önemseyen bütün bireyler ve toplumsal kesimler parti liderlerinin söylevlerini yakından takip etmeli ve Türkiye'yi daha iyi bir demokrasiye ve genişleyen bir özgürlükler rejimine taşıma potansiyeline sahip vaat ve projelere destek vermeli.

Seçim sonrasında gündeme geleceği, daha doğrusu gündemin baş maddesini teşkil edeceği açık olan konu, yeni bir anayasanın yapılması. Ne mutlu bize ki, en azından söylem düzeyinde, bütün partiler ülkenin yeni bir anayasa ihtiyacı üzerinde mutabık. Bu gerçekten çok büyük ve yakın siyasî tarihimizde benzeri nadiren ortaya çıkan bir şans. Kaçırılmamasına ve en iyi şekilde kullanılmasına azami özeni göstermeliyiz.

1982 Anayasası'nın hem yapılış yöntemi hem muhtevası bakımından anayasal demokrasinin standartlarına uymadığı açık. O kadar ki, bu anayasa, sadece nominal anlamda bir anayasa, gerçek anlamda değil. Zira, hedefi, temel hakları güvence altına almak ve halkın kendi kendisini idare etmesine, kamusal meselelerde son sözün sahibi olmasına zemin hazırlamaktan çok, insanların öyle olduğunu sanmasını sağlamak ve toplumu bürokratik merkezî kontrol altında tutmak. Türkiye 1982'den beri çok gelişti ve değişti. Toplum kalabalıklaştı, her bakımdan çoğulculuk arttı. Ülke küreselleşen dünyayla daha sıkı bağlar geliştirdi. 1982 Anayasası topluma ve demokrasinin gereklerine dar geliyor. Türkiye cari siyasi sistemi zorluyor. Bazılarının bir komplo olduğuna inandığı ve herkesin öyle olduğunu kabul etmesini istediği Ergenekon, Balyoz, Kafes davaları bunun sonuçlarından. sözü olan söylesin

Türkiye'nin yeni bir anayasaya çok ihtiyacı olduğuna göre hem siyasî partiler hem de ilgili kişi ve kesimler nasıl bir anayasa tahayyül ettiğini, müstakbel anayasada hangi düzenlemeleri görmek istediğini açıklamalı. Karşı olduğu, yanlış olduğunu düşündüğü görüşleri eleştirmeli.

Tartışmaya herkes katılmalı. Bu çerçevede TÜSİAD'ın bir anayasa önerisi hazırlatmasını ve onu kamuyla paylaşmasını memnuniyetle karşılamak lâzım. Bu derneğe, "sen de kim oluyorsun!" diye çıkışmak veya "sicilin bozuk" gerekçesiyle TÜSİAD üyelerinin tek tek yahut topluca bu önemli mevzuda ifade özgürlüğünü kullanmasına saldırmak yanlış ve anti-demokratik bir tavır. Sözü olan, konuşmak isteyen her kişi ve kuruluş aynısını yapmalı. Herkes konuşmalı, talep ve önerilerde bulunmalı. Özellikle partiler nasıl bir anayasa istediklerini mutlaka açıklamalı, sürecin ana aktörleri olmalı. Kaçamak güreşmeyip, muğlaklıkların arkasına sığınmayıp, açık ve net olarak pozisyonlarını belirlemeli. Bu, seçime giderken, halka karşı en acil siyasî görevleri. Yeni anayasa, liberal demokrasinin genel ve vazgeçilmez standartlarına uymak zorunda. Aksi takdirde, 1982 Anayasası gibi, demokratikliği lafta kalır. Bu bağlamda en çok dikkat edilmesi gereken husus, anayasanın otoriter bir resmî ideolojisinin olmaması. Ben anayasanın bir ideolojisi olmamalı, diyenlerden farklı düşünüyorum. Bir bütün olarak anayasa fikri, bugün orta malı gibi gözükse ve kullanılsa da, aslında tek bir siyasî felsefenin, yani özgürlükçü düşünce geleneğinin ürünü. Anayasa yapmayı kabul etmek o felsefenin ana çizgilerini kabul etmek anlamına gelir. Demokratik bir anayasa birey haklarını ve özgürlüğü esas alan ilke ve değerlere dayanmak zorunda olduğuna göre, dışlanması gereken, sert, otoriteryen, totaliteryen ideolojiler (komünizm, faşizm, nasyonalizm, nasyonal sosyalizm gibi). Bu evrensel ilkenin Türkiye pratiğindeki gereği, Kemalizm'in (Atatürkçülüğün) anayasaya resmî ideoloji olarak yerleştirilmemesi. Bu tür ideolojileri anayasanın esası yaparsanız, herkes ideolojik bir dayatmayla karşılaşır, anayasanın öngördüğü ideolojiye bağlı kalmaya zorlanır. Bu, demokrasiye aykırı olur. Özgürlükçü felsefenin ana ilkelerinin anayasal değer hâline gelmesinin benzer bir sonuca yol açmamasının sebebi, bu felsefenin herkesi her alanda her zaman bağlayan (bilimden, dinden, ırktan, tarihten, führerden, ulu önderden vs. çıkmış) pozitif içerikli mutlak doğrulara değil, prosedürel kurallara dayanmasıdır. Kemalizm bu nitelikte olmaktan uzak olduğu için yeni anayasada hiçbir surette resmî ideoloji olarak yer almamalı ve anayasada bir etnisite gibi bir tarihî figüre de atıf yapılmamalı. Başka bir deyişle anayasa bir düşünce olarak Kemalizm'in yaşamasına ve Kemalizm'i benimseyenlerin eşit vatandaşlar olarak topluma katılmasına izin ve imkân vermeli ama hiç kimseyi Kemalist olmaya zorlamamalı. yüksek demokrasi standardı

Demokrasilerde hükümetler başkanlık sistemi veya parlamenter sistem biçiminde teşkilâtlanıyor. Bunlardan birinin diğerine otomatik ve kesin üstünlüğü yok. Türkiye demokrasisinin ana derdi, demokrasinin genel standartlarının düşüklüğü, sistemin başkanlık sistemi olmaması değil. Bu yüzden, siyasi tablonun tamamı görülmeli, yeni anayasa arayışları sistem tartışmalarına kurban edilmemeli. Türkiye'nin parlamenter sistemdeki asırlık tecrübesi çöpe atılmamalı. Başkanlık sistemine demokrasimizin her problemini hemen çözecek sihirli yol gibi bakılmamalı. Demokrasi iktidarı kullanma yolu olması yanında paylaşma yolu da olduğundan, iktidara ortak olma kademeleri azaltılmamalı ve demokratik siyaset "kazanan her şeyi kazanır, kaybeden her şeyi kaybeder" (sıfır toplamlı) oyununa dönüştürülmemeli.

Yeni anayasada askerî bürok-ratik vesayetin hukukî dayanaklarının tasfiye edilmesi de şart. Bunun için Genelkurmay Başkanlığı mutlaka Savunma Bakanlığı'na bağlanmalı. Genelkurmay hiyerarşik bir ordu karargâhı olmaktan çıkarılmalı. Genelkurmay başkanı oluşta karacı tahakkümünün kırılmasını ve kimin GKB ve Kuvvet Komutanı olacağına sivil-siyasî idarenin karar vermesini sağlayacak düzenlemelerin altyapısı hazırlanmalı. Bu konuda daha çok konuşacak, çok tartışacağız. Yazıyı çok önemli bir gerçeğe işaret ederek bitireyim. Hayat devamlılık taşıyan bir süreç. İstisnai haller dışında mucizeler yok. İyi bir anayasa yapmak önemli ama mucizevî bir formül değil. Uzun vadede demokrasinin kalitesine en fazla tesir eden unsur demokratik siyasî kültürün yaygın ve derin olması. Bu olmamışsa, dünyanın en iyi anayasasını da yapsak, istikrarlı ve güçlü bir demokrasi olamayız. Tersinden bakarsak, demokratik siyasî kültür ve tavır egemense, kötü anayasadan da iyi sonuçlar çıkartabiliriz. Şöyle bir düşünelim: 1961'den sonra Anayasa Mahkemesi'nde boy gösteren siyasî kültür demokratik bilgi ve görgüden yeterince nasiplenmiş olsaydı, Türkiye demokrasisi 1982 Anayasası'na rağmen bugün daha sağlam olmaz mıydı?



Zaman
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.