PKK ile mücadele ve silahlı çatışmalar hukuku
Cenap Çakmak, Doç. Dr., Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi 

Diğer tartışmalı noktalar bir yana, bu ve benzeri terimlerin seçilmesi buna bağlı tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bu tartışmaların başında da Türkiye'nin PKK ile mücadelesinde savaş hukuku da denilen silahlı çatışmalar hukukunun (veya daha genel bir ifade ile uluslararası insancıl hukukun) uygulanabilir olup olmadığı yer alıyor. PKK'ya yakın çevreler ısrarla Türkiye'nin uluslararası hukukun bu özel dalını ihlal ettiğini vurgularken PKK'yı Türkiye'nin karşısında bir silahlı çatışmanın muhatabı ve tarafı olarak konumlandırıyor. Yukarıda bahsi geçen nedenlere dayanan bu varsayım aslında bir yönüyle bilinçli bir seçim gibi görünüyor. Türkiye'nin PKK ile mücadelesine silahlı çatışmalar hukukunun uygulanabilir olduğunu iddia etmek bu hukuk kurallarının ihlali halinde Türkiye'nin sorumlu tutulabilir olduğu anlamına da geliyor. Ancak uluslararası hukuk açısından bakıldığında Türkiye'nin terörle (ve PKK ile) mücadelesine insancıl hukukun uygulanabilir olduğunu söylemek pek mümkün değil.

Gerek insancıl hukuk ve gerekse de uluslararası ceza hukuku sadece devletler arasındaki değil, devlet dışı aktörlerin de müdahil olduğu silahlı çatışmalara bu hukuk kurallarının tatbik edilebileceğini öngörüyor. İnsancıl hukukun en önemli kaynağı olan Cenevre Sözleşmeleri'nin ortak üçüncü maddesi "uluslararası nitelikli olmayan silahlı çatışma" (armed conflict not of an international character) durumunda da devletin sorumlu olduğu bazı noktaların altını çiziyor. Benzer şekilde uluslararası suçlar bağlamında bireysel sorumluluğu düzenleyen Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Roma Statüsü de "uluslararası nitelikli olmayan silahlı çatışmalar"a tatbik edilebilen bu 3. maddenin ihlalini de savaş suçu olarak tanımlıyor.

Ancak burada tabii konu açısından önemli olan nokta neyin "uluslararası nitelikli olmayan silahlı çatışma" olarak tanımlanabileceği. Zira bu şekilde tanımlanmayan çatışmaların veya diğer durumların insancıl hukuk bağlamında devlet adına yükümlülük doğurması mümkün olmadığı gibi uluslararası ceza hukuku bağlamında da bireysel sorumluluk kaynağı olması söz konusu değil. Nitekim Roma Statüsü'nün savaş suçlarını düzenleyen 8. maddesi yukarıda bahsi geçen 3. maddenin ihlali ile ilgili düzenlemenin ayaklanma, kargaşa, izole şiddet olayları ve buna benzer durumları kapsamadığını ifade ediyor.

Tekrar konuya dönecek olursak, Türkiye devletinin PKK ile yürüttüğü mücadelenin "uluslararası nitelikli olmayan silahlı çatışma" olup olmadığının belirlenmesi söz konusu çatışmaya insancıl hukuk kurallarının tatbik edilip edilemeyeceğinin tespiti açısından önemli. Her şeyden evvel belirtmek gerekir ki Türkiye açısından bakıldığında PKK böylesi bir çatışmanın tarafı olarak nitelendirilebilecek bir silahlı güç olarak değil, bir terör örgütü olarak tanımlanıyor. Bu, bir devletin yargı yetkisi iddia edebilmesi bakımından önem arz ediyor. Zira koruma prensibine göre herhangi bir ülke kendi egemenliğine yönelik eylemler konusunda yargı yetkisi iddia edebiliyor. Bu prensibe göre mesela egemenliğe yönelik eylemin söz konusu devletin ülkesinde meydana gelmesi veya söz konusu devletin vatandaşı tarafından gerçekleştirilmiş olması gerekmiyor. Diğer bir ifade ile böyle bir durumda kişisellik ve ülkesellik prensiplerini aşan bir yargı yetkisi iddia edilebilmesi söz konusu. Ama bundan daha önemlisi de aşağıda biraz daha detaylı açıklanacak olan "muharip ayrıcalığı"nın sadece insancıl hukukun tatbik edilebildiği silahlı çatışmalarda geçerli olması.

PKK'NIN ULUSLARARASI HUKUKÎ STATÜSÜ

Elbette ki PKK'nın bir terör örgütü değil bir gerilla grubu, direniş örgütü veya isyancı bir silahlı güç olduğu ileri sürülebilir. Ve "uluslararası nitelikli olmayan silahlı çatışma"nın tarafı olduğu için de yürüttüğü çatışmaya insancıl hukukun tatbik edilebileceği de iddia edilebilir. Ancak bir çatışmanın bu kategoride değerlendirilebilmesi için çok temel birkaç şartı sağlaması gerekiyor. Birincisi, meşru hükümete karşı isyan eden tarafın organize bir silahlı gücü ve eylemlerinden sorumlu bir otoritesinin olması şart. Söz konusu tarafın ayrıca kontrol ettiği belirli bir bölgede hareket etmesi ve Cenevre Sözleşmeleri hükümlerine uyma araçlarına da sahip olması bekleniyor. İkincisi, yasal hükümetin bu örgüt veya gruba karşı askerî yöntemlere başvurmak zorunda kalması. Ancak bu grubun askerî bir biçimde örgütlenmiş olması ve yasal hükümetin yetkili olduğu ülke içinde belirgin bir bölgeyi kontrol ediyor olması da aranan şartlardan bir diğeri. Üçüncüsü, (a) yasal hükümet isyancıları düşman olarak tanımış olmalı, ya da (b) kendisinde düşman olmakla ilişkili hakların varlığını iddia etmeli, ya da (c) ilgili ihtilaf BM Genel Kurulu veya BM Güvenlik Konseyi gündeminde uluslararası barışa bir tehdit veya saldırı eylemi olarak tartışılıyor olmalı. Dördüncüsü, (a) isyancıların, bir devletin niteliklerine sahip olmayı hedefleyen bir örgütünün olması, (b) isyancıların sivil otoritesinin ülke sınırları içinde belli bir bölgede halk üzerinde fiilî yetki kullanabilmesi (KCK meselesi işte bunun için son derece önemli), (c) isyancı örgütün silahlı güçlerinin organize bir otoritenin yönetiminde olması ve savaş hukuku kurallarına uymaya hazır olması ve (d) isyancı sivil otoritenin sözleşme hükümleri ile bağlı olmaya rıza göstermesi gerekiyor. 

PKK'nın yukarıda sözü edilen şartların bir kısmını sağladığı iddia edilebilir. Ve hatta bir çatışmaya insancıl hukuk kurallarının uygulanabilmesi için bu şartların tamamının sağlanmasının şart olmadığı da düşünülebilir. Ancak her halükârda en önemli nokta, isyancı grubun silahlı güçlerinin belli bir bölgede kontrolü sağlamış olması ve yine sivil kanadın da halk üzerinde fiilî kontrolünün görünür olması mutlaka aranan bir şart. PKK'nın Kuzey Irak'ta bu şartı sağladığını düşünsek bile Türkiye sınırları içinde otorite tesis ettiği bir bölgeden söz etmek mümkün değil. Aynı şey PKK'nın sivil kanadı veya kanatları için de geçerli.

Bu elbette ki bir devletin, mesela Türkiye'nin, yukarıda sözü edilen 3. madde kapsamında çatışma sırasında sivilleri korumak zorunda olmadığı anlamına gelmiyor. Gerek yapılageliş kuralları bağlamında ve gerekse de uluslararası insan hakları hukuku çerçevesindeki yükümlülükler gereği Türkiye'nin ve diğer herhangi bir devletin hayat hakkı başta olmak üzere muharip olmayanları koruma sorumluluğu bulunuyor. Ancak burada önemli olan nokta, Türkiye'nin PKK ile mücadelesine silahlı çatışmalar hukuku kurallarının uygulanamayacağı veya Türkiye'nin mesela sivilleri koruma yükümlülüğünün insancıl hukuk kaynaklı olmadığının belirlenmesi.

Kaldı ki belirtmek gerekir ki Türkiye'nin bugün için uluslararası hukuktan kaynaklanan sorumluluğu insan hakları hukuku kurallarıyla ilişkili. Diğer bir ifade ile PKK ile yürütülen mücadeleye insancıl hukuk kurallarının tatbik edilemez oluşu Türkiye'nin bir devlet olarak vatandaşlarına karşı insan hakları hukukundan kaynaklanan sorumluluklarından sarf-ı nazar edebileceği anlamına gelmiyor. Savaş hukukunun siviller ile ilgili düzenlemelerinin büyük ölçüde zaten insan hakları hukuku bağlamında ilgili devlete önemli yükümlülük ve sorumluluk yüklediği açık. Diğer bir ifadeyle terörle mücadele sivilleri öldürme veya onların bazı haklarını ihlal etmek bileti anlamına gelmiyor.

Peki ama her halükârda Türkiye'nin yükümlülüklerinde bir değişiklik olmayacaksa PKK ile mücadeleye insancıl hukukun tatbik edilip edilmemesinin ne önemi olabilir? Burada hayati nokta, insancıl hukukun muhariplere sağladığı ayrıcalıklı statü. Çatışmanın içsel ve kaçınılmaz olarak öldürmeyi de ihtiva etmesinden dolayı insancıl hukukun tatbik edilebildiği çatışmalarda muharipleri çatışmanın bir parçası olan ölümlerden sorumlu tutmak mümkün değil. Muharip ayrıcalığı ayrıca savaş esiri statüsünü de kapsıyor. Savaş esirini ancak çatışma hukuku kurallarının ihlali bağlamında yargılamak mümkün. Dolayısıyla çatışmanın taraflarının muharipler üzerinde başka eylemleri ile bağlantılı yargı yetkisi iddia etmesi söz konusu olmuyor. Bu durumda, yani PKK ile yürütülen mücadelede silahlı mücadele hukukunun tatbik edilmesi PKK militanlarına doğrudan muharip statüsü kazandıracak ve belli durumlarda bahsi geçen muharip ayrıcalığından faydalanma imkânı sağlayabilecek. 


Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.