Sorun HSYK’da mı başka yerde mi?
ESER KARAKAŞ  

HSYK’nın mevcut yapısına, işleyişine bugün itirazlar var, bu itirazlar doğru da olabilir, yanlış da olabilir, çok net bir şey söylemek mümkün değil ama unutmayalım aynı HSYK’nın 12 Eylül 2010 referandumu öncesi yapısına, kararlarına da büyük itirazlar vardı, bu kurum yine büyük tartışmaların odağında idi, siz okurları temin ederim, benzer itirazlar, yarın da, HSYK Kanunu’nda, hatta ilgili anayasa maddesinde hangi değişikliği yaparsanız yapın, yine devam edecektir zira kanımca temel sorun başka yerdedir, bu temel sorun görülmediği ölçüde de Türkiye HSYK, ya da daha genel bir ifadesiyle hukuk tartışmalarından başını alamayacaktır.

Tekraren söylüyorum, görüşüm, ülkemizde yaşanan hukuk tartışmalarında HSYK’dan kaynaklanan problemler, dün, bugün ya da yarın, temel problemler değildir, sorun başka yerdedir ve bu sorun teşhisi çok da zor olmayan bir sorundur, hatta aritmetik olarak da saptanabilecek bir sorundur. Türkiye 1987 senesinden günümüze AİHM’ye (eski adıyla Komisyon) Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının bireysel başvuru hakkını tanımış bir ülkedir, bu tarihten günümüze de Türkiye’den AİHM’ye binlerce dosya taşınmıştır. AİHM’de bugüne dek, daha doğru bir tabirle başlangıçtan 2012 sonuna kadar, yapılan başvuruların 2 bin 870’i sonuçlandırılmış, bu dosyaların 2 bin 521’inde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin en azından bir maddesinin ihlal edildiği, sadece 60 dosyada ihlal olmadığı sonucuna varılmıştır, geri kalan dosyaların statüleri ise farklıdır. Basit bir aritmetik hesap, toplam sonuçlanan dosyaların yüzde 88’inde AİHM’nin ihlal bulduğunu göstermektedir ve bu sonuç, bu oran kanımca hukuk sistemimizin müflis bir sistem, iflas etmiş bir sistem olduğunu ortaya koymaktadır; unutmayalım, AİHM’de ihlal bulunan dosyaların kısm-ı azamı bizim yüksek yargı organlarının kararlarıdır, altlarında yüksek yargıçların imzaları bulunmaktadır. Bu aşamada basit bir mukayese yapmama izin verilebilir kanısındayım; bir fabrika düşünün, ürettiği her yüz maldan 88’i defolu, ayıplı çıkıyor, bu fabrikanın piyasada ayakta kalması mümkün değildir, mutlaka ama mutlaka iflas eder ama hukuk sistemi, tanım gereği iflas etmemektedir ama sadece hukuken ve görüntüde ayakta kalmış gibi durmaktadır. Bir otomobil fabrikası düşünün, her gün yüz araba ürettiğini varsayın ama bu yüz arabanın 88’inde bir mekanik ya da elektronik ya da başka bir hata tespit edilirse, söz konusu araba fabrikasının geleceğini tartışmak bile komik addedilebilir.

Meseleyi çok net tanımlamakta fayda vardır, bizim hukuk sistemimiz en genelinde defolu, ayıplı bir hukuk sistemidir, AİHM’ye ulaşan dosyalardan yüzde seksen sekizi ayıplı görülmektedir, bu sistem rekabete konu olan bir sistem olsa ayakta kalması mümkün değildir, bu sistemin aktörleri olan yargıçlar ve savcılar da ya kendilerini evrensel hukuk çizgisine çekmek zorunda kalırlar ya da işsiz durumuna düşerler, bu hukukçuların işsiz kalmamış olmalarının yegane nedeni hukuk sistemimizin rekabete açık olmamasıdır.

Bu koşullarda, yani hukuk sistemimizin genel anlamda defolu olarak nitelendirilebileceği bir koşullar ortamında sorunu HSYK’da, sadece HSYK’da aramak hiç anlamlı durmamaktadır. HSYK sorunlu bir kurul, bir kurumdur ama sorunu buraya indirgemek çok daha büyük bir hatadır. Bu yazının Yorum sahifesinde yayınlanacağı tarihte MHP dışında üç partinin, AK Parti, CHP ve BDP’nin aralarında anlaşıp Anayasa’nın HSYK’yı düzenleyen ilgili maddesini yeniden düzenleyebilecekleri hususunda anlaştıklarını öğreniyoruz; bu uzlaşma sinyali ilk bakışta önemli bir uzlaşma sinyalidir, siyasal sistemimizde özlenen bir durum olarak telakki edilebilir ama meseleye biraz daha yakından baktığınızda bu kez de ortaya başka problemlerin çıkabildiğini gözlemleyebilir ve kendimize şu soruyu sorabiliriz: 2014 senesinin başlarında Kenan Evren Anayasası’nda değişmesi, uzlaşma ile değişmesi gereken ilk madde daha üç buçuk sene önce değiştirilmiş ve referandumda yüzde 58 oyla değiştirilmiş bir madde değil midir?

Şayet siyasi partiler ve özellikle de söz konusu üç parti, MHP dışındaki TBMM’de grubu olan üç siyasi parti bir madde, diyelim HSYK’yı düzenleyen Anayasa’nın 159. maddesi için uzlaşabiliyorlar ise, benim kanaatim bu maddeye gelene kadar uzlaşılması ve hemen, evet hemen değiştirilmesi gereken başka maddeler mevcuttur.

Geçtiğimiz hafta Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı, hukuk tarihimize geçecek berbat bir karar üretti, “kaçınılmaz hata” gibi tipik bir oksimoron kavram kullanmak zorunda kaldı ama yapacak bir şey yok zira 34 sivil vatandaşımızın göz göre göre öldürülmesi davasına Kenan Evren Anayasası’nın 156 ve 157. maddelerine göre askerî yargı baktı ve bu utanç verici karar ortaya çıktı. Şimdi AK Parti, CHP ve BDP milletvekillerine sormak lazım, bugün değiştirilme, ortadan kaldırılma önceliği çift başlı yargıyı düzenleyen 156 ve 157. maddeler midir, yoksa daha üç buçuk sene önce değiştirilmiş HSYK’yı düzenleyen 159. madde midir?

Sorun sadece bu maddeler ile de sınırlı değildir, Genelkurmay Başkanı’nı Başbakan’a bile bağlı kılmayan, 117. madde, MGK’yı düzenleyen 118. madde orada dururlar iken bu anayasa değişikliğini seçmene anlatmak kolay olmayacaktır.

Peki bu tuhaf durum neden ortaya çıkmaktadır? Bu sorunun cevabını da yine hukuk sistemimizin içinde debelendiği acıklı durumla açıklamak mümkündür muhtemelen.




Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.