Suçu övme ve sözde Ermeni soykırımı
Prof. Dr. Ersan Şen yazdı;

Türk Ceza Kanunu’nun belki en yanlış bilinen, uygulanan, tatbiki pek görülmeyen suç ve ceza tanımı, TCK m.215’de düzenlenen suçu ve suçluyu övme olarak gösterilebilir. Esasında yazımızın, suçu ve suçluyu övme suçunun unsurlarının açıklanıp tartışılması ile de bir ilgisi yoktur.

Yazı, her 24 Nisan’da tartışma konusu edilen Sözde Ermeni Soykırımı iddiaları ve bu konuda yapılan hukuki girişimlerle ilgilidir.

İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu bir suçtan dolayı bir kişiyi (suçluyu) alenen öven kimse, bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin doğmasına sebebiyet vermişse iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Maddenin ilk halinde “bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde” ibaresi bulunmamakta iken, bu ibarenin demokratikleşme adına 30.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanunun 10. maddesi ile TCK m.215’e eklendiğini belirtmek isteriz. Tartışma konumuz, sonradan eklenen bu ibare de değildir.

Suçu ve suçluyu övme suçunun oluşabilmesi için, işlendiğinin veya işlediğinin mahkemenin kesinleşmiş hükmü ile sabit olan bir suçun veya suçlunun alenen övülmesi ön şartının gerçekleşmesi aranır. Bu ön şart oluşmadan kim tarafından; kötü eylem, kötü kişi, suç veya suçlu ilan edilirse edilsin bir eylemin veya kişinin alenen övülmesi suç sayılamayacaktır.

Uzun süredir başımızı ağrıtan ve siyasete alet edilmek suretiyle sürekli önümüze çıkan Sözde Ermeni Soykırımı iddialarını 2001 yılında çıkardığı bir kanunla tanıyan Fransa’nın bu hukuka aykırılığına karşı, Türk Tarihi Eğitiminde Tarafsızlık Derneği’nin etkin şekilde faaliyette bulunduğu görülmektedir. Emekli Büyükelçimiz Sayın Şükrü Elekdağ öncülüğünde, Fransız Parlamentosu’nun 2001 yılında kabul ettiği “Fransa 1915 olaylarını soykırım olarak tanır.” anlamını taşıyan Kanuna karşı başlatılan yasal girişimlerde, 1915 olaylarının soykırım olduğuna siyasilerin değil, ancak mahkemelerin, yani yargının karar verebileceği tezi savunulmaktadır. 2001 yılında çıkarılan bu Kanunun iptal edilmesi halinde, uluslararası alanda sürekli olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin önüne getirilen ve bir baskı aracı olarak kullanılan, parlamentolarının kendilerini yargı erki yerine koymak suretiyle tarihi olayları soykırım olarak tanımlayamayacağı kanıtlanmış olacaktır. Bu şekilde, uzun yıllardır Türkiye Cumhuriyeti üzerinde siyasi baskı aracı olarak kullanılan ve Ermenilerin sürekli kabulü mümkün olmayan taleplerle önümüze gelmesine yol açan, tarihi gerçekleri saptırılmış, fiili ve hukuki zeminde soykırımla ilgisi olmayan 1915 olaylarının olumsuz etkileri azaltılmış ve belki de zamanla tümü ile son bulmuş olacaktır.

Yazımızın girişinde bahsettiğimiz suçu ve suçluyu övme suçunda olduğu gibi, bir soykırım fiilinin işlendiğini yalnızca görevli ve yetkili mahkemenin kesinleşmiş kararı ile tespit ve ilan edebileceği, yasama veya yürütme organının bir olayı soykırım olarak tanımlama yetkisine sahip olamayacağı tartışmasızdır.

Soykırım fiilinin; 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Birleşmiş Milletler çatısı altında 1945 ila 1950’li yıllarda suç haline getirildiği dikkate alındığında, 1915 olaylarını soykırım sayabilecek bir suç tanımının o tarihlerde olmadığı ve mahkemenin de bulunmadığı gözardı edilmemelidir.                                                                                                                                                                                                                                    

Bu tespiti yaparken, 1915 olaylarının soykırım olup da, hukuki bazı gerekçelere sığınılması suretiyle eylemin ağırlığından kurtulmaya çalışıldığı düşünülmemelidir. Tarihin ve hukukun siyasi neden ve maksatlarla kötüye kullanılması karşısında, yasama ve yürütme organlarının kendilerini yargı erki yerine koyup, 1915 olaylarını soykırım ilan edemeyeceklerine dair net ve haklı gerekçenin mutlaka uluslararası alanda bir tez olarak ortaya koyulması gerekir. Bu hukuki gerekçe, siyasete alet edilmemiş tarihi gerçeklere ek bir argüman olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin elini güçlendirecektir.

Tarihi gerçeklerden uzak ve siyasete alet edilmiş birtakım sübjektif yöntemlerle 1915 olaylarının soykırım olarak kabulü ile basın ve ifade hürriyetlerini kullanarak sözde soykırımın inkar edilmesinin suç sayılıp cezalandırılabilmesi için, öncelikle ortada 1915’li yıllarda soykırımı suç sayan ulusal veya uluslararası bir kanuna ve bu eylemin işlendiğini kesinleşmiş hükümle ortaya koyan bir mahkeme kararına ihtiyaç vardır. Ancak bunlar gerçekleştikten sonra, yukarıda anlattığımız, suçu ve suçluyu övme suçunda olduğu şekilde soykırımın inkarı hukuka aykırı ve suç sayılabilir.

Bu açıklamalar ışığında, 2001 yılında Fransız Parlamentosu’nun çıkardığı sözde soykırım iddialarını tanıyan yasal düzenlemenin hiçbir anlamının ve bağlayıcılığının olmadığını, bu düzenlemeden hareketle soykırımı reddeden kişilerin cezalandırılmasının mümkün olamayacağını, tarihin ve hukukun ön planda olması gereken bir konuda siyasi kararlarla hareket edilemeyeceğini ifade etmek isteriz.

Türkiye Cumhuriyeti, Sayın Doğu Perinçek’in İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nde başlattığı yargı sürecinde önemli bir başarı elde etmiştir. Şimdi de Emekli Büyükelçimiz Sayın Şükrü Elekdağ’ın ve Türk Tarihi Eğitiminde Tarafsızlık Derneği’nin, Fransa’da haksız şekilde çıkarılan Yasanın etkisiz hale getirilmesi ve yürürlükten kaldırılması için hukuk yoluna başvurduğunu görmekteyiz. Bu uğurda çaba sarf edenlere sonsuz şükranlarımızı sunarız. Bu haklı dava, herkes tarafından desteklenip takip edilmeli ve en önemlisi de Türkiye Cumhuriyeti Devlet bu işin takipçisi olmalıdır.



Kaynak: Haber7
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
sizi gördükçe 8 ay önce

konferansına geldiğiniz meslektaşınızın hayatını kaybetmesinden zerre kadar üzüntü duymayan bir yaklaşımla gitmenizden başka aklıma bişey gelmiyor..bkz Tahir Elçi olayı ve sizin yaklaşımınız

Avatar
önce insan 8 ay önce

sonra vicdanlı olmalı ..siz bu gereği ihmal ettiniz.mevcut iktidara yakınlığınız da gözlerimizi yaşartıyor..