Tabii hakim uygulaması ve ÖYM/TMK
Dr. Ümit Kardaş
Emekli Askerî Hâkim 

Bu ilkenin dar ve geniş olarak iki ayrı tanımını yapmak olanaklıdır. Yasanın suçtan önce gösterdiği hâkim dar anlamda tabii hâkimdir. Bu tanıma göre suçun işlenmesinden önce, önceden bakılacak davalar düşünülmeksizin gösterilen hâkim, tabii hâkimdir. Bu tanım yeterli bir tanım olmayıp, ilkenin özüne inmemektedir. Oysa tabii hâkim ilkesinin zaman kavramı dışında bir öz anlamı vardır. Bu ilkenin dar anlamda ele alınarak sadece suçtan önce kurulmuş, hatta yasayla kurulmuş mahkeme hâkimleri kabulü ile özdeşleştirilmesi ilkenin sadece şekilden ibaret kalmasına yol açar. Bu ilkenin şeklin üstünde bir öz anlamı olması gereği sadece anayasa hukuku ile açıklanamaz. Bu ilke, ceza usulünün genel teorisi ile ancak tabii hâkim ilkesine belirgin ve gerçekçi bir anlam verilmesiyle korunabilmektedir. O halde geniş anlamda ve günümüzde kabul gören tabii hâkim, bağımsız bir yargı organizasyonu içinde görev yapan, usul hukuku düzenlemeleri ile gerçek anlamda tabii yargı alanına sahip kılınmış, tarafsız, güvenceli, bağımsız hâkimdir. Kuşkusuz tabii hâkim ilkesi istisnai ya da olağanüstü mahkemeler kurma yasağını da içerir. Ancak olağanüstü mahkeme kurulmadan da tabii hâkim ilkesi çiğnenebilir. Normal hukuk düzeni içinde de, olağan yargı yerleri arasındaki görev ve yetki paylaşımına uymayan uygulamalar da, bu ilkenin ihlali anlamına gelir. Askerî yargının yetki alanının genişliğinin korunması bu ilkeyi ihlal etmektedir. Yine TCK'daki bazı suçlar ve özellikle Terörle Mücadele Kanunu içinde düzenlenmiş suçların tümü için görev ve yetki paylaşımına uymayan mahkemeler kurmak bu ilkenin ihlalidir. Söz konusu ilkenin bu şekilde ihlal edilmesi devleti polis-devlet yapar. Tabii hâkim ilkesi yoksa hâkim bağımsızlığı ve tarafsızlığından da, hukuk devletinden de söz edilemez. Nitekim bir davayı belli bir biçimde sonuçlandırmanın en etkili yolu genel yetki-görev kurallarına göre davaya bakması gereken yargılama yerlerini devre dışı bırakacak düzenlemeler yapmaktır. Bu nedenle tabii hâkim ilkesine aykırı olarak bazı özel usul kuralları, genel ceza kuralları dışına çıkan ceza düzenlemeleri uygulayan mahkemelerin kaldırılması gerekmektedir. Sonuç olarak tabii hâkim ilkesi; "önceden kurulmuş olan mahkemede görev yapmayı, hâkimlerin bakacakları dava ve suçların yerel, görevsel ve kişisel olarak görev karmaşasına yol açmayacak biçimde kesinleşmesini, hâkimlerin izleyecekleri yargılama usulünün suçtan önce yasa yoluyla saptanmasını ve yurttaşlar bakımından farklı usuller uygulanmasının engellenmesini kapsar. Kuşkusuz tabii hâkim aynı zamanda bağımsızlık ve tarafsızlık güvencesi sunan hâkimdir." Bu nedenle bu iki ilkenin birleştiği söylenebilir. Hukuk devletinin gerekleri olan hâkim bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleri tabii hâkim ilkesinin uygulamaya sokulmasıyla somutlaşmaktadır. Burada esas olan tabii mahkemeden çok süje olan tabii hâkimdir. 

İLKENİN TARİHÇESİ 

1876 Anayasası'nın 85. maddesinde her davanın ait olduğu mahkemede görüleceği belirtilerek kanuni olarak tabi olunan mahkeme kavramına dolaylı olarak yaklaşılmış, 89. maddede de olağanüstü mahkeme kurulması yasaklanmıştır. Tabii hâkim ilkesinin dar anlamına yakın bir düzenlemeyi ilk kez 1924 Anayasası'nın 83. maddesinde görmekteyiz. Bu madde "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mahkemeye celp ve sevk olunamaz" düzenlemesini getirmiştir... Dar anlamda kanuni mahkemeye vurgu yapan bu düzenleme geniş anlamda tabii hâkim ilkesini çağrıştırmamaktadır. Geniş anlamda tabii hâkim ilkesinin ilk defa 1961 Anayasası'nın 32. maddesinde düzenlendiğini görüyoruz. "Tabii yargı yolu" kenar başlıklı bu madde, "Hiç kimse, tabii hâkiminden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi tabii hâkimden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz." düzenlemesini getirmiştir. Dikkate değer olan husus burada kanuni mahkemeden değil, tabii hâkimden açıkça söz edilerek içeriği geniş anlamda doldurulabilecek bir çerçeve yaratılmaktadır. Yine çok önemli olarak bu ilkeyi ihlal sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü mercilerin kurulamayacağı belirtilerek tabii hâkim ilkesinin aynı zamanda olağanüstü mahkemeler kurulmasına engel oluşturduğu kabul edilmiştir. 1961 Anayasası ile getirilen bu düzenleme 12 Mart 1971 askerî müdahalesinden sonra 20.09.1971 tarih ve 1488 sayılı yasayla değiştirilmiştir. Bu değişiklikle "tabii hâkim" ilkesinden "kanuni hâkim" ilkesine dönüş yapılmıştır. 1982 Anayasası da 37. madde ile bunu devam ettirmiştir. Ancak bu düzenlemeyle tabii hâkim ilkesi zedelenmiştir. Çünkü bir kimsenin "kanunen tabi olduğu yargı", "tabii yargı"dan başkası olamaz. 

Bu ilkenin özünü zedeleyen düzenleme yasal da olsa bir şey değişmeyecektir. Çünkü hukuk devleti ilkesine aykırı olacaktır. Hukuk devletini gerçekleştirme yollarından biri, hâkim bağımsızlığını yerleştirmek ve yargı kuruluşlarına güven duyulmasını sağlamaktır. Cezalandırma yetkisinin keyfî kullanımının önlenmesi, suça ve sanığa göre mahkeme kurulmasını önleyen "tabii hâkim" ilkesine bağlı kalınması ile olanaklıdır. Bir hukuk devletinde kanuni yargı yolu ancak tabii yargı yolu olabilir ve bir kimsenin kanunen tabi olduğu mahkeme, tabii hâkimlerden kurulu bir mahkemeden başkası olamaz. Diğer bir anlatımla hâkimi ve mahkemeyi gösteren yasa, ancak tabii hâkim ilkesine uygun olduğu zaman bir hukuk devleti yasasıdır. Hâkimin ve mahkemenin yasayla gösterileceği ilkesinin getirilmesi bu alanda gelişigüzel düzenlemeler yapılabileceği anlamına gelmez. Dolayısıyla anayasadaki hukuk devleti ilkesi var olduğu sürece tabii yargı yolu ile kanuni yargı yolu aynı anlamda değerlendirilmelidir. 

1971 ve 1973 yıllarında, 1961 Anayasası'nda yapılan değişikliklerde öngörülen anlayış 1980 askerî müdahalesinden sonra daha uç noktalara götürülerek, tabii hâkim ilkesini ortadan kaldıran anayasal ve yasal düzenlemeler yapılmıştır. Yurttaşların suçtan önce hangi mahkemede yargılanacağının belli edilmiş olmasıyla sağlandığına inanılan dar anlamda tabii hâkim ilkesiyle geniş anlamda tabii hâkim ilkesine varılabilir mi? Tabii hâkim ilkesinin özünde yer alan hususların kanuni hâkim ilkesinde aranmaması söz konusu olabilir mi? Bu iki kavram birbirinden farklı mıdır? Yabancı hukuk sistemlerinde ve uluslararası hukukta "tabii yargı", "tabii hâkim" kavramları ile "kanuni mahkeme", "kanuni hâkim" ya da "kanunen tabi olan mahkeme" gibi kavramların özde aynı olduğu, aralarında anlam ve içerik farkı bulunmadığı, uygulamada aynı kullanıldığı görülmektedir. 

Türk hukukunda bu kavramların uygulama ve doktrinde öne sürüldüğü gibi aynı anlamı taşıdığı sonucuna varılmıştır. Ancak mevcut anayasal ve yasal düzenlemeler bu ilkenin belirtildiği şekilde anlaşılmadığını, aksine bu düzenlemelerden kanuni hâkim ile anlaşılanın dar anlamda tabii hâkim ilkesi olduğunu göstermektedir. Genel yargılama, askerî yargılama, terör suçlarına ilişkin yargılama, memur yargılaması gibi farklı yargılama organizasyonları ve yöntemleri ile yargılama birliği ilkesinin yok edilmesi, hâkim bağımsızlığı, tarafsızlığı ve güvencesini zedeleyen kuralların varlığını sürdürmesi bu anlayışın göstergeleridir. Daha önce belirttiğimiz gibi bugün de tabii hâkim ilkesi terk edilmiş, kanuni hâkim ise demokrasi ve hukuk devletinden sapmaları içinde taşıyan bir kavram haline getirilmiştir. 

ŞEKLİ DEĞİŞİKLİKLER 

Tıpkı DGM'ler kaldırılmış gibi yapılıp, bu mahkemelerin uyguladıkları usul kurallarını CMK 250-252 içinde düzenleyip, tabela değişikliği ile özel yetkili mahkemeler kurulurken, son yapılan değişiklikle de usul kuralları TMK içine alınarak bölge ağır ceza mahkemeleri yoluyla tabela değişikliğine gidilmiştir. Gerek kaldırılan özel yetkili mahkemelerin gerekse yeni kurulacak olan bölge ağır ceza mahkemelerinin varlığını TMK ile ilişkilendirmeden değerlendirmek mümkün değildir. TMK, muğlâk terör tanımı, ihtiyaçtan doğan özel suç tipleri öngörmemesi, cezalarda eşitlikten ayrılması, özel yargılama usulleri ve infaz kuralları getirmesi ve işbölümü ve ihtisaslaşma ihtiyaçları dışında kalan mahkemeleri yetkili kılması nedeniyle anayasa ve evrensel hukukun temel ilkelerine aykırılık oluşturmaktadır. Bu nedenle adaletin ve adil yargılanma hakkının sağlanabilmesi bakımından TMK'nın tamamen kaldırılması gerekmektedir. Sorunun kaynağı TMK'dır. Türkiye'de hukuk dünyası, halen tabii hâkim ilkesinin anlamına uygun bir berraklığa ulaşamamıştır. Aynı fiillere ilişkin tek ceza kanunu, tek usul kanunu, tek infaz kanunu ve işbölümü esasına uygun görev yapan mahkemeler... Eşitliğin, hukuk devletinin ve adil yargılanma hakkının gereği budur. Terörle ilgili bazı özel suç düzenlemeleri gerekiyorsa bunun TCK'da genel kurallara ve ilkelere göre yapılması gerekir. Yine bazı suçların yargılaması, aynı usul kuralları uygulanarak, işbölümü esaslarına uygun olarak görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yapılabilir ve bu durum tabii hâkim ve yargılama birliği ilkelerine aykırılık oluşturmaz. Siyasetin işlemediği yerde sadece cezaları TCK'daki üst sınırları da aşacak şekilde artırarak uygulamak ve adil yargılanma hakkını zedeleyen mahkeme organizasyonlarına gitmek suç siyaseti bakımından yanlıştır. Bu yanlış, örgüte giden insan sayısını ve terörü artırır. Kurmaca bir hukukun sorunların çözümünü zorlaştırmaktan, barış çabasını engellemekten başka bir işlevi olamaz. Toplum, suç işledikleri iddia olunanların adil yargılandıklarına inanmalıdır. 




Zaman
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.