Tahliyelerin anlattığı vehamet

Kanunu uygulayacak olan yargının, yapılan yasal düzenlemeye hazırlıksız yakalanmaması ve bugün ortaya çıkan sonuçlar yaşanmadan önce davaların sonuçlandırılması için, kanuni düzenlemenin yürürlük tarihi, önce 1 Nisan 2008 tarihine ertelenmiş, ancak bu sürenin de yeterli olmayacağı anlaşıldığından bilahare 31 Aralık 2010 tarihine ertelenmiştir.

01.01.2011 günü yürürlüğe giren CMK'nın (06/12/2006 - 5560 S.K.18. md ile değişik) 102. maddesi ile getirilen düzenlemeye göre, tutukluluk sürelerine üst sınır konulmuştur:

(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez."

CMK'nın 252. maddesi gereğince; devletin güvenliğine karşı suçlarda, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlarda, milli savunmaya karşı suçlarda ve devlet sırlarına karşı suçlarda ise (Hizbullah, PKK, mafya gibi organize suç örgütlerinin işlediği suçlarda ise) tutuklama süresi iki kat uygulanacaktır.

Bu duruma göre;

Ağır ceza mahkemelerinde en fazla 2 yıl tutuklu kalınabilir, bu süre en fazla 3 yıl artırılabilir, doğal olarak toplam 5 yıldan fazla tutuklu kalınamaz.

Özel yetkili ağır ceza mahkemeleri için de CMK'nın 252. maddesinde sürelerin iki katının uygulanacağı belirtildiğine göre, hem 2 yıllık sürenin 4 yıl olarak düşünülmesi hem de 3 yıllık sürenin 6 yıl olarak düşünülmesi gerekir. Bu durumda, toplam tutuklu kalınan süre 10 yıldan fazla olamaz.

Nitekim Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nce verilen en son kararda:

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 250. maddesinde tanımlanan örgütlü suçlarda tutukluluk süresinin en fazla 10 yıl olabileceğine hükmedilerek, bu süreyi dolduran bazı tutukluların tahliyesine karar verilmiştir.

Ayrıca Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nce, salıverilmesine karar verilen 26 kişinin yurtdışına çıkmalarının yasaklanmasına ve bu kişilerin, adreslerine en yakın polis ya da jandarma karakoluna her gün düzenli biçimde başvurarak, "adli kontrol'' altına alınmalarına hükmedilmiştir.

TAHLİYELER NİHAİ KARAR

Hal böyle iken; 10 yılı aşkın süredir devam eden davaları bitirilemediği için verilmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmaksızın cezaevinde tutulan, beraat etme ihtimali bulunan, suçlu mu suçsuz mu olduğu belli olmayan, tutuklu sanıkların davalarını yasada belirtilen sürede kesin hükme bağlayamamış olan da, tahliye kararlarını veren de yargı makamları olduğu halde; bir kısım yazılı ve görsel medya organlarınca, "suçlular ortalığa salıveriliyor", "katiller sokağa salınacak" şeklinde çarpıtma haber ve yorumlarla toplumun yanlış bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesi sonucu kamuoyunun adalet duygusunun incinmiş olmasından kaynaklanan tepkilere karşı haksız ve yersiz olarak TBMM ve hükümet hedef olarak gösterilmektedir.

Oysa CMK'nın 102 ve 252. maddelerinde belirtilen en çok tutukluluk süreleri, esasında yargılamanın en hızlı şekilde sonuçlandırılmasını, bu suretle üzerine suç atılı olan, ancak kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmadığı müddetçe "masumiyet karinesi" gereğince "masum sayılan", suçlu mu suçsuz mu olduğu belli olmayan, dava sonuçlandığında beraat etme ihtimali bulunan, tutuklu sanığın işbu azami süreler içinde suçlu ise cezalandırılmasına, suçsuz ise beraatine karar verilmesi için davasının makul bir sürede karara bağlanmasını, aksi takdirde ise sanığın tahliyesine karar verilmesini temin etmek maksadı ile hukuka, Anayasa'mıza, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne, AİHM'nin kararlarına, ceza hukukunun evrensel ilkelerine uygun olarak belirlenmiştir.

Gerçekleşen ve tartışma yaratan tahliyeler, nihai karar ile olmayıp, ara kararı ile olmaktadır. Kişilerin suçlu olup olmadığı ancak hüküm giydikten sonra belli olduğundan, hüküm giyene kadar herkesin masum kabul edilmesi gerektiğinden, salıverilenlere suçlu denmesi mümkün değildir.

Bu şekilde tahliye edilenler, cezadan değil; sadece mahkumiyetlerine ilişkin bir karar bulunmadığı halde, çok uzun süreler cezaevinde tutulmaktan kurtulmuş olmaktadırlar.

Bu itibarla yürürlüğe giren yasal düzenleme kesinlikle bir "af" niteliğinde değildir.

Zira salıverilen sanık, davası sonuçlandığında, suçunun sabit olması halinde kesin hüküm ile belirlenen cezasının infazı için tekrar cezaevine girecektir. Davada beraat etmesi halinde ise bu düzenleme ile sanık haksız olarak cezaevinde tutulmuş olmaktan ve mağdur olmaktan kurtulmuş olacaktır.
 
Yasal düzenleme ile, esasında sanığın kaçmasına ve delilleri karartmasına karşı bir tedbir olan tutuklama kararının, yargının hükmünü verememesi nedeni ile kesinleşmiş mahkûmiyet kararının yerine fiilî ceza olarak uygulanmasının önüne geçilmiş olmaktadır.

BİR DAVA 10 YILDA NASIL BİTMEZ?

Yargıda yaşanan, görmezden gelinmesi, ihmal edilmesi ve ertelenmesi söz konusu olmayan sorunların çözümü için 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandum ile kabul edilen anayasa değişikliklerinin ne kadar yerinde olduğu ancak yeterli olmadığı, bugün yaşanan sorunlarla bir kere daha ortaya çıkmıştır.

Nitekim Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker; "Yargıtay bu kadar ağır iş yükü ile çalışamaz." "Bir davanın 10 yılda bitirilememesi kabul edilebilir değil." şeklinde basında yer alan demeçleri ile, yaşananlardan yargının sorumluluğunu kabul ederek, yargı sisteminin artık tıkandığını, adalet dağıtamaz hale geldiğini, 10 yıldır tutuklu yargılanan sanığın davasının sonuçlandırılamamış olmasının kabul edilemeyeceğini ve yargı sisteminin içine düştüğü vahim durumu gayet açık ve samimi bir şekilde ortaya koymuştur.

Bu durum karşısında, hiç zaman kaybedilmeksizin Yargıtay'daki daire sayısının, üye ve tetkik hakimi sayısının artırılması, bir an önce istinaf mahkemelerinin hayata geçirilmesi, yeter sayıda hakim, savcı ve adliye çalışanı alınarak, çok yoğun iş yükü altında ezilen adliye çalışanlarının iş yükünün hafifletilmesi, seçimlerden sonra ise Türkiye'de tam anlamı ile hukukun üstünlüğünü sağlayacak, demokratik ve insan haklarına dayalı bir anayasanın hazırlanması zorunludur.(Zaman)


Avukat ALİ İHSAN TURAN / iSTANBUL BAROSU

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.