Terörle mücadelede asıl gereken: Demokratikleşme paketi mi yeni anayasa mı?

Dr. Bekir Çınar*

Bu gelişmeler, özellikle terörle mücadelede 'psikolojik' üstünlüğün güvenlik güçlerine geçtiği şeklinde adlandırılıyor. İki başbakan yardımcısından, yeni bir 'demokratikleşme' paketiyle genelde terörle mücadeleyi, özelde ise 'PKK' ile mücadeleyi de içine alacak şekilde bazı düzenlemelerin yakında TBMM gündemine geleceğini öğrenmiş durumdayız. Tabii arkasından da tartışmalar başladı. Tarih tekerrür mü ediyor?
 
Türkiye'de 1984 yılından beri sürdürülen ve sebebini bilimsel olarak izahta güçlük çektiğimiz hataların hemen hemen her iktidar tarafından tekrar ediliyor olmasıdır. Sanırız hatanın tekrar edilmesinin iki önemli kaynağı var. Bunlardan ilki 'siyasetçiler' bilim adamlarından daha çok 'bürokrasiyi' dinlemeleri. Diğeri de 'günü' kurtarmaya yönelik çalışmaları ve kararları seviyor olmalarıdır. Geçici bir başarı elde edilince, her şey tamamlanmış, mücadele başarıyla sonuçlanmış ve terör bitmiş algısı her tarafa hakim oluyor. Sonra tekrar başa dönüyoruz.
 
Türkiye'de terörün siyasal, etnik ve ekonomik olduğunu görüyoruz. PKK terör örgütünün sadece 'dağdan' ibaret olmadığı özellikle Avrupa başkentleriyle Türkiye'nin önemli şehirlerinde oluşturdukları yasal ve yasa dışı 'ekonomik' faaliyetlerde milyar dolarla ifade edilen bir finansal güce sahip oldukları biliniyor. Bir taraftan Avrupa başkentlerine yeni 'siyasal sığınmacılar' göndermek, diğer taraftan da 'örgüte sığınmanın' dışında başka bir yolun olmadığını göstermek için 'çocukları' sürekli olarak gösteri ve boykotlarda kullanmaya devam ediyorlar. Özellikle Doğu ve Güneydoğu'daki 'bölge yatılı' okulları olmak üzere oralarda yeni kurulan üniversiteleri denetimleri altına almaya çalışarak sürekli yeni eleman devşirmekteler. Yine yapılan bilimsel çalışmalar Türkiye'de 'yerleşim' adları kullanılarak 'yüzlerce' Facebook ve diğer 'sosyal paylaşım ağları' vasıtasıyla Kürtler üzerinde denetimleri sürdürmektedirler. Başka bir sorun, 'Köye Dönüş' projesi gereği devletten alınan para, köylerine dönmedikleri için direkt PKK'ya gidiyor. İkinci nokta, PKK terörüne destek veren önemli sayıda 'devletten maaş alan' görevliler olduğu biliniyor. Eğer öyle olmasa nasıl 18 defa belirlenen hedefleri bombalamak için kalkan uçaklara yanlış koordinat verilir. Ya da Hakkâri'nin 30 km ötesinde onlarca 'kamp' yıllardır terör adına 'mahkeme' vazifesi görebilir? Bu konudaki örnekleri devletin dışında kalan basın-yayın organlarıyla, sivil toplum kuruluşlarını da dahil ederek çoğaltabiliriz.
 
Üçüncü nokta ise Türkiye'de terörün ekonomik olduğu gerçeğidir. Dünyadaki 'uyuşturucu' ticaretinin yeri toplam dünya ticaretinin yüzde 7'sini oluşturmaktadır. Ek olarak, 'insan ticareti' ve diğer yasa dışı işler hep terör ve organize suç örgütleri eliyle yapılmaktadır. Hukukun üstünlüğü olmadığı, adaletin tam tesis edilmediği ülkelerde yukarıdaki örgütler önemli iş görmektedirler. Bu işleri görürken de hem kendileri hem de iş yaptıkları 'özel ve tüzel' kişilerin 'kasaları' dolmaktadır. Türkiye'de 'terör ekonomisi'nin yıllık cirosunun 15-20 milyar dolar olduğunun, uyuşturucu satmaktan dolayı sadece Londra hapishanelerinde 500'den fazla PKK'lının yattığının altını çizelim. Sonuncusu ise Türkiye'de siyasal yönetim, 'bürokratik' yönetimi henüz tek elden yönetememektedir. Girişte bahsettiğimiz güvenlik güçlerinin 'başarılı' koordinasyonunun geçmişi, Genelkurmay Başkanı'nın 'kararlılığı' ile ortaya çıkmıştır ve her an 'kurumların' egolarına kurban gidebilir.
 
TERÖRLE ADİL MÜCADELE

Silahlı mücadele, tarih boyunca 'en son çare' olarak müracaat edildiği durumlarda hep sonuç alıcı olmuştur. Türkiye'nin de silahlı mücadeleyi bu çerçevede ele aldığını düşünüyoruz. Bu yapılırken, 'adil savaş' teorisyenlerinin altını çizdiği bir nokta var ki; o da silahlı mücadele esnasında da 'adil' davranılmasıdır.
 
İkinci nokta, 'terörist' olarak hedef olan kişilerin de 'vatandaş' olduğu akıldan çıkarılmamalı, ölenlerin cenazeleri ailelerine teslim edilmeli, yaralananlar ise derhal hastanelere kaldırılmalı, askerlerin yakınında sağlık ekipleri hazır bekletilmelidir. Teslim olan ve alınanlar ise aileleriyle buluşturulmalıdır. Silahlı mücadelenin amacının 'öldürmek' olmadığının, bilakis 'vazgeçirmek' olduğunun altı çizilmeli ve bu noktada basın-yayın organlarının desteği talep edilmelidir. Üçüncü nokta, silahlı mücadelede şimdiye kadar 'tam' olarak yapılamayan bütün devlet birimlerinin aynı hedefe yönelik birlikte hareketi sağlanmalı. Kurumların kendi 'egolarına' şu anda sağlanan ortak hareket edilebiliyor düşüncesi feda edilmemelidir.
 
Basın-yayın organlarına da bu noktada önemli bir görev düşüyor. Örnek olarak, 35 vatandaş hava saldırılarından dolayı hayatlarını kaybettiler. Bu olay BBC'de (ilk alınan bilgilere göre) 23 köylünün uçaklar tarafından bombalandığı şeklinde yer alırken, Türkiye'deki diğer basın-yayın organlarının bazıları, uçakların 'bilerek' köylüleri bombaladığını ifade ettiler. Bu durumda basına düşen, işin aslını öğrenmek ve kamu yararı gözetilerek haber vermektir. Devlet yetkililerine düşen ise olayın aslını ortaya çıkaracak 'bağımsız bir komisyon' tarafından çalışmalara hemen başlatılmasını sağlamak olmalıdır. Yanlışlıkla bile olsa, 'kaçakçıların' bombalanması doğru mudur? Bu durumda yapılması gereken hem doğru bilgi verilmeli hem de eğer bu 'katliamda' bir yanlışlık ya da hata varsa, bunun da 'yasal' olarak soruşturulmasına ve gerekirse 'kovuşturulmasına' başlanılmalı ve kamuoyu bu konuda çok hızlı bir biçimde bilgilendirilmelidir. Bilimsel çalışmalara göre, geçmişteki faili meçhullerden dolayı terör örgütüne katılanların oranı yüzde 63 olarak ortaya konulmuştur. Bu durumda bu 35 vatandaşın öldürülmesi 'faili meçhul' olarak kalmamalı. Neticede 18 defa uçaklara yanlış ve yanlı koordinat verenler bu defa da benzer bir yanlışı yapmış olabilirler!
 
Türkiye eğer demokratik bir devlet ise ve bu devleti idare edenleri de halk seçiyorsa, 'devlet yetkililerinin' bilgilerinin 'doğru' olması beklenir ve herhangi bir propagandaya meydan verilmeyecek şekilde doğru bilgiler basınla, ailelerle paylaşılmalıdır. Amacın 'kalplerin kazanılması ve akılların iknası' olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Mevcut hükümet 'demokratikleşme' paketinden söz ediyor. Kamuoyunu ciddi bir beklenti içine sokuyor. Sonra ise hayata taşınan çalışmalar adeta 'dağ fare doğurdu' dercesine hiç kimseyi memnun etmediği gibi, beklentilerden dolayı da toplum 'kamplara' bölünmüş oluyor. Modern dünyada 'devletler' özellikle terörle mücadele konusunda yapacaklarını yapmadan evvel kamuoyu ile paylaşmıyorlar. İlgili devlet kurumları tarafından 'yasalaştırıyorlar' sonra da adım adım uyguluyorlar. Halk çözüm bekliyor ve artık insanların ölmesini istemiyor. Bu nedenle söz konusu yeni demokratikleşme paketi söylentisinin terörü azaltmayacağı bilakis azdıracağını ifade etmek yerinde olur. Yeni demokratikleşme paketi sözüyle birlikte 'kontrolsüz' ayaklanmalar ve ölümler gündemimize geri döndü.
 
İkinci nokta, Türkiye'de iki problem birbiriyle hep karıştırılıyor. Bunlardan ilki Türkiye Cumhuriyeti Devleti zoraki 'Kemalizm' dayatmasıyla sadece Kürtleri değil, Türkiye'de yaşayan bütün etnik grupları mağdur etmiştir. Öyleyse bu mağduriyet bir yasal düzenlemeden daha çok yeni bir 'ideolojik' olmayan anayasa ile sağlanmalıdır. İkincisi ise terör ve Kürt sorunudur. Kürt sorunu Türkiye'deki diğer 'mağdurların' sorunlarıyla birlikte ele alınmalıdır. Terörle mücadele ise belli başlı yukarıda altını çizdiğimiz sebeplerin hepsine yönelik bütüncül bir çalışmanın sonucunda başarılabilir ki, bunun için demokratikleşme paketine değil yeni bir anayasaya gerek var. Mevcut kanunları daha fazla esnetmenin terörle mücadeleyi zafiyete uğratacağını düşünüyorum. Çünkü mevcut durum bir sistem değil, farklı yamalarla oluşturulmuş. Bu yamalardan bazılarının kaldırılması, sistemde var olan açıkları daha da genişletecektir ki, teröristin ve Türkiye'nin gelişmesinin karşısında olanların istediği de bu tür 'pansuman' çözümlerdir.

Üçüncü nokta, mevcut yasalara göre, henüz KCK tutukluları için mahkeme aşaması tamamlanmadan, son bir iki aylık süre içerisinde bir iki bölgede 'görece' başarı elde edilmiş gibi gözükürken ve 'dağdan' inmeler başlamamışken, kışın gelmesiyle güvenlik güçleri PKK kamplarını kuşatmaya, tek tek boşaltmaya daha yeni başlamışken hükümetin aceleciliğini anlamış değilim. Diğer taraftan, terör örgütü ve taraftarları geçmişte yaşanan bazı olayları bahane ederek her gün farklı şehirlerde terör örgütünün emirleri doğrultusunda gösteri ve yürüyüşlere devam ediyorlar.
 
Bu durumda, sorunun çözümü için öncelikler iyi belirlenmeli. Bunlardan ilki, terörün finans kaynaklarına yönelik yasal düzenlemelere öncelik vermektir. Nasıl 11 Eylül'den sonra başta Amerika, İngiltere ve Fransa olmak üzere birçok devlet 'terörle mücadelede' terörün finans kaynaklarına yönelik mücadele için yasal düzenlemeler yaptılar, Türkiye de bir an önce benzeri bir düzenlemeye gitmelidir. İkincisi, Türkiye'de bakanlıklar arasında, bürokratik kurumlar arasında terörle mücadele konusunda 'eşgüdüm' sağlanması için 'demokratikleşmeye' ihtiyaç yok. İngiltere terörle mücadelede başarılı oldu ise bu mücadelenin sadece askerin, istihbaratın, polisin ya da adaletin mücadelesi olmadığı, siyasal iktidarla birlikte muhalefet ve basın-yayın ve sivil toplum kurumlarının da mücadelesi olduğuna inandıkları, inandırıldıkları on yıllık bir süreçten dolayıdır. Türkiye'de beklenen, 'devletten maaş alan' bütün birimler başta olmak üzere, basın-yayın ve sivil toplum kurumları da bu mücadeleye katılmalıdır.
 
Karar vericiler 'bilimsel' çalışmalardan yararlanarak, bütün bakanlıklar arasında 'eşgüdüm' sağlayarak sadece teröristle değil terörle mücadeleyi esas alırlarsa Türkiye'de terör kontrol altına alınabilir ve zamanla sona ulaşılır. Bunun için yeni bir demokratikleşme paketine gerek yok. Sistemi kökünden değiştirecek bir anayasa çalışmasına ve terörle doğru mücadeleye ihtiyaç var.(Zaman)
 


* Arnavutluk'taki Epoka Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.