Terörün sonunu getirecek tek şey...

Hükümetin son iki yıl içinde terörle mücadele konusunda ortaya koyduğu yeni plan, politika ve strateji değişikliklerinin ciddi şekilde terör örgütü PKK ve onun destekçilerini zor durumda bıraktığını ifade edebiliriz ki, bunun karşısında yeni politika ve strateji öğretemeyen terör örgütü yöneticileri ve destekçileri sürekli olarak hata yapmaktadırlar. Bunun anlamı artık PKK başta olmak üzere terör örgütü destekçileri için de sonun başlangıcı sürecinin başlamasıdır.

12 Eylül referandumuna yönelik olarak genelde terör örgütünün silahlı kanadı özelde ise hem BDP ve İmralı'nın arka arkaya gelen açıklamalarındaki çelişkiler, Türkiye'de PKK'nın ve onun destekçilerinin eskiden olduğu gibi sadece yurtiçinde değil aynı zamanda yurtdışından da istedikleri seviyede destek göremediklerinin açık bir belirtisi olarak algılamak gerekiyor. Bunu da Dışişleri Bakanlığı'nın kararlı ve sonuç alıcı çalışmalarına bağlamakta fayda var. Sayın Başbuğ'un 'Terörle mücadele devlete, teröristle mücadele ise güvenlik kuvvetlerine aittir.' ifadesiyle açıklamaya çalıştığı mücadele şekli yıllardır 'devlet' tarafında son zamanlardaki şekliyle ele alınamamıştı.

Yeni durum bize Kuzey İrlanda'da yapılanları hatırlattı. İngiliz devleti Kuzey İrlanda'da belli şeylerin yanlış gittiğini anladığında, devlet olarak soruna çözüm üretme konusunda çalışmalar başladı. Önce teröre bulaşmamış ve destek vermeyen insanları ve sivil toplum kuruluşlarını dinlediler. Onların ifadelerinde yıllardır yapılanların Kuzey İrlanda'daki sorunu 'yanlış ve yanlı' anlamdan kaynaklanan ve sadece 'güvenlik' sorununa indirgeyen bakış açısını değiştirmeye başladılar.

İktidardaki Muhafazakâr Parti ve John Major siyasi olarak ciddi risk aldı ve Kuzey İrlanda'daki siyasal partiler, STK'lar 'barış sürecinde' yerlerini alırlarken, diğer taraftan da hükümet Serbest İrlanda hükümetiyle bir dizi görüşme yaparak ikili anlaşmalar imzalandı ki, bu anlaşmalarda ABD hep ya 'gözlemci olarak' ya da 'destekçi' olarak hep bulundu. Çünkü 'terör' örgütüne en çok yardım ABD'li İrlanda kökenlilerden geliyordu. Bu yardımları Clinton yönetimi yıllık 40-100 milyon US Dolar olarak her yıl İrlanda'ya aktarma sözü verdi. Bunun sonucu olarak da Serbest İrlanda başta 'bilişim' teknoloji olmak üzere tarım, inşaat ve enerji yatırımlarına yönelerek ciddi olarak zenginleşmeye başladı ki, bu, Kuzey İrlanda'yı da doğrudan etkileyen bir 'refah' düzeyini artırma demekti.

Öcalan gibi, bu barış sürecinde rahatsız olan ve 'dağdaki' otoritelerini kaybetmek istemeyen terör örgütleri İrlanda'da barış sürecini sürekli tehdit ettiler. Buna rağmen İngiliz hükümetleri terör örgütleriyle görüşmeleri kesintisiz sürdürdüler. 1997 yılında başbakan olan Tony Blair bir önceki hükümetin sürdürdüğü süreci hızlandırarak barış sürecinin en önemli anlaşmasını Serbest İrlanda hükümetiyle imzaladı ki, bu anlaşmayla birlikte terör örgütleri silahlara veda edeceklerini kamuoyuna deklare etmişlerdi. Anlaşma öncesi terör örgütleri ateşkes ilan etmiştiler. Ve uluslararası gözlemciler nezaretinde silahlarını da imha ederek, teröre son vermiş oldular.

İngiltere'nin başarılı olmasının arkasında yatan önemli sebeplerden bazılarının altını çizmek gerekirse, şunları ifade etmekte fayda var:

Birinci olarak terörle mücadeleye İngiltere bir 'devlet politikası olarak' bakmış ve ne iktidar partisi ne de muhalefet partileri bu konuyu iç politika malzemesi olarak kullanmadıkları gibi, bilakis hükümetin konuyla ilgili çalışmaları muhalefet partileri tarafından desteklenmiştir.

İkinci olarak, 'demokratikleşme'nin gereği olarak yerel halkın (terör örgütlerinin değil) taleplerini ifade etmelerine imkan verilerek başta İrlanda'daki siyasal partiler olmak üzere, STK'lar konunun çözümünde en önemli görevleri üzerlerine almışlardır. IRA ile siyasal bağı olan 'Sinn Fein' partisinin lideri 'Gerry Adams' özellikle İngiliz İstihbaratı tarafından muhtemel bir IRA saldırısına karşı korunmuştur. Yazılanlara bakılırsa iki kez suikasttan kurtarılmıştır.

Üçüncü olarak, hükümetler verdikleri sözleri yerine getirme konusunda takvime bağlı olarak gayret göstermişler ve bu konuda 'halk'ın İngiltere'ye güveni artmaya başlamıştır. Barış şartlarının bölgeye refah, huzur ve yatırım getireceği, ateşkes süreciyle gerçekleşmeye ve hayata taşınmıştır. Dolayısıyla 'halk' üçüncü bir yolun varlığını görmüş ve daha fazla teröre karşı sesini çıkarmaya başlamış. Bunun sonucu olarak da kiliseler arasında ortak ayinler yapılmaya ve aileler arasında ziyaretlerin artırılmasına gayret edilmiştir.

Sonuncu olarak da terör örgütlerinin hem nabzı hem de talepleri ve çalışmaları hakkında sürdürülen istihbarat çalışmalarından taviz verilmediği gibi, belli bir süreye kadar İrlanda'da askerler çekilmeden 'teröristle mücadele' tamamen polise devredilmiş ve bölge savaş havasından çıkarılmış, normalleşme ortaya konmuştur.

Anlaşmaya varana kadarki süreçte yukarıda saydıklarımı ciddi olarak hayata taşıyan hükümet, anlaşma maddelerini de yerel halkın talepleriyle ve terör örgütlerinin taleplerini birleştirerek kaleme almıştır. Bu maddelerden ikisi çok önemlidir: 'Kuzey İrlanda'nın Serbest İrlanda ile birleşerek 'Birleşik İrlanda' olmasına yerel halkın 'referandumla' verecekleri karar sonucunda ulaşılacaktır. Terör suçlarından içeride olanlara 'af' ilan edilecek ve bunlar belli süre içinde 'teröre' bulaşmazlarsa suçları affedilecek aksine yatmadıkları süreyi tekrar gelip yatacaklardır. Bu iki radikal sayılacak hüküm anlaşmada yer almaktadır ki, belki Türkiye için çok ileri sayılabilir. Fakat demokratikleşmenin bir gereği olarak bunların yapılmasında da daha doğal bir yol gözükmemektedir. Bununla beraber Türkiye'de Kürtlerin taleplerine (bilinen) bakıldığında bunların hepsinin yerine getirilmesi Türkiye'yi bölmeyeceği gibi, hem kaynaştıracak hem de güçlendirecektir.

Öcalan'ın ve PKK'nın kabul etmekte zorlandıkları, kendilerinin dışında Kürtler adına STK'ların kimi talepleri ortaya koymalarıdır. Zira kendi 'karanlık' dünyalarından kendilerinden başka Kürtler adına hiç kimse konuşma 'özgürlüğüne' sahip değil. Bundan dolayı da çok kolay 'referandum lehine açıklama yapan Diyarbakır'daki STK'ları tehdit etmekte bir mahzur görmedikleri gibi, STK'ların muhatap alınması Öcalan için 'iç savaş çıkarmak' için yeterli bir sebep. Bu anlayış bile açık olarak ortaya koymaktadır ki, PKK'nın sonunu getirecek olan Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürtleri 'devlet' ve 'örgüt' taraftarı olmaktan kurtarılarak daha fazla seslerini duyurabilen bireyler olmalarını getirecek demokratikleşmenin süratle sürdürülmesidir.

Yukarıda ifade ettiğimizi bir kez daha tekrar edersek, Türkiye'nin demokratikleşmesi yıllardır 'halının altına süpürdüğü' sadece terör değil bütün sorunlarını çözmesini kolaylaştıracaktır. Zira Türkiye için daha fazla demokrasi daha fazla aydınlık demektir ki, aydınlıktan ancak 'karanlıkta' yaşamayı sevenler rahatsız olurlar. Türkiye'nin geleceği ise aydınlık yarınlarda saklıdır. Zaman


Dr. Bekir Çınar

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.