TİB'e yol görünüyor
MURAT YETKİN

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) yasasının Meclis’teki görüşmeleri 28 Şubat günü AK Parti ve CHP arasındaki bir dizi temasın ardından 30 Mart yerel seçimleri sonrasına bırakıldı. 
Bunda birkaç unsur rol oynadı. Birincisi, MİT yasasında değişiklik teklifinin kamuoyunda ve Meclis’te yol açtığı tartışmalar. 

Aslında 1983’te 12 Eylül yönetimi altında çıkmış MİT yasasının güncellenmesi gereği neredeyse 20 yıldır, Dışişleri kökenli Sönmez Köksal’ın ilk bilgisayar sistemini MİT’e kurdurmasından bu yana tartışılıyordu. Dolayısıyla MİT hukukçularının belli bir hazırlığı vardı. Bunun üzerine 7 Şubat 2012’de Müsteşar Hakan Fidan’ın sorgulanmak istenmesi, PKK lideri Abdullah Öcalan ile ikinci tur görüşmelere BDP’lilerin dahil edilmesi ve en son 17 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturması ardından (Suriye sınırında kamyonların durdurulması türünden) yaşanan gelişmelere MİT’i yasal altyapısını güçlendirmeye zorlaması bindi. 

MECLİS’TE SIKINTI 

Gizli yönetmelik hükümlerinin fazla özen gösterilmeden yasal teklife eklenmesi, basın ve muhalefetin tepkisine yol açtı, bazı önemli maddeler İçişleri Komisyonu'ndan döndü. Genel Kurul’da da (basın özgürlüğü, kişisel haklar türünden) maddeler tartışma konusu olunca teklif üzerinde biraz daha çalışma gereği doğdu. 

İkincisi, yolsuzluk soruşturması, Fethullah Gülen cemaatiyle kavga ile internet ve HSYK yasası yorgunu AK Parti grubu, yaklaşan seçimlerin de etkisiyle huzursuz oldu. Yasa teklifine BDP’lilerin (ve belki devlet görevlisi olmayan başka isimlerin de) MİT kontrolünde İmralı’ya gitmesine imkân tanıyan bir cümle eklenmesi başka soru işaretlerine yol açtı. 

Üçüncüsü, aynı şekilde zaten internet ve HSYK yasalarına, biraz da Başbakan Tayyip Erdoğan’ı cemaat saldırısı altında yalnız bırakmamak adına ‘yetmez ama evet’ demek zorunda kalan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den de "Biraz daha düşünelim" sinyali alındı. Zaten MGK’nın 26 Şubat’taki Gülen’i isim vermeden milli güvenliğe tehdit ilan eden toplantısında istihbarat konuları da ayrıntıyla görüşülmüştü. 

MGK’DA CEMAAT SUNUMU 

İsminin açıklanmasını istemeyen üst düzey kaynaklardan alınan bilgilere göre MGK’da yapılan cemaat sunumunda emniyet ve yargı personelinin üçte birinin grubun kontrolünde olduğu bilgisi verilmiş. Bu oranın emniyetin yönetim kademelerinde ve yüksek yargıda üçte ikiye çıktığı söylenmiş. 

Ortaya konan yapıya göre, kamuda çalışan cemaat sempatizanları, suçun oluşması ve önlenmesi ile ilgili olan polis, jandarma, istihbarat, maliye ile suçun soruşturulması ve suçlunun yargılanması ile ilgili yargı kademelerinde (hâkimler ve savcılar ile Danıştay, Yargıtay gibi itiraz kurumları) örgütlenmişler. 

Bir istihbarat kaynağı, bu kademelere adli tabiplik ve TÜBİTAK gibi, kanıt değerlendirmesinde kilit önemdeki uzmanlık kuruluşlarını da ekliyor. 

Bunun üzerine bir de son iki senedir devlet yetkililerinin TÜBİTAK tarafından sağlanan şifreli (kriptolu) telefonlar aracılığıyla dinlenmekte olduğu bilgisi eklenince çizilen tablo ürkütücü oluyor. MİT, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı arasında son iki senedir yapılan bütün telefon konuşmalarının açığa çıkmış olduğunu varsayıyor. Bu varsayım doğruysa, tablo gerçekten vahim demektir. 

ON DÖRT BİN SATIRDAN BİRİ 

Son birkaç ay içinde (17 Aralık’tan önce olduğu ifade ediliyor) ortaya çıkan bir olayın zaten devlet kuruluşlarının dinleniyor olduğuna dair kuşkuların daha da artmasına neden olduğu iddia ediliyor. 

Bir istihbarat yetkilisi şöyle anlatıyor: “Bir devlet kuruluşundan bilgi sızıntısı olduğu ve casus programdan şüphelendikleri bilgisi geldi. Programın internete bağlandığında ortaya çıkıp harekete geçtiği tahmini vardı. Güvenli ortamda internete bağlanma simülasyonu yaptık, gerçekten casus program uyandı. Neredeyse 14 bin satırlık uzun bir program. Uzmanlar bu karmaşık programın bir satırına gizli şu ‘Bütün bilgileri falanca e-mail adresine de kopyala’ komutunu saptadılar. Meğer bazı bilgiler değil, bütün bilgiler gidiyormuş o adrese.” 

Peki, bütün bu işleri gerçekten sadece Gülen taraftarları mı yapmış? Yabancı gizli servislerin rolü olamaz mı? Sorumlu sadece Gülen taraftarlarıysa MİT bunu nasıl fark etmedi? Peki, AK Parti hükümetinin son ana dek fark etmeyecek kadar ‘saf’ olması mümkün mü? 

HÜKÜMET, CEMAATE KONDURMAK İSTEMEDİ 

“Siyaset” diyor bir istihbarat kaynağı; "Siyaset kim" diye sorunca, “İktidar diyebiliriz” diye düzelterek, “Bu konuyu uzun süre MİT/polis ya da MİT/cemaat kavgası diye görmeyi tercih etti.” 

Ergenekon, Balyoz gibi sahte kanıt üretildiği iddiaları davalar sonuçlandıktan sonra dahi devam eden soruşturma ve davalarda kader birliği yapılmış olmasının bunda payı var mıdır? Bu soruya cevap yok. 

Ama 7 Şubat 2012’de Fidan’ın sorgulanmak istenmesinin tekil örnek olmadığı bilgisi var. Kaynak, “Hükümet o yasayı çıkarmasaydı, 30 kadar soruşturma talebiyle 200-300 MİT mensubunun hapse girmesi söz konusu olacaktı” diyor. Şu anda doğrulamamız mümkün değil ama verilen bilgi bu. 

Demek ki ortada bir aymazlık, saflıktan öte bir durum var. Biraz bile bile lades durumu... Bu çelişkinin açığa çıkması için yolsuzluk soruşturması ve dinleme kayıtlarının ortaya dökülmeye başlaması gerekiyormuş demek ki; siyaset böyle bir denge işi. 

TİB, MİT’E DESTEK Mİ, KÖSTEK Mİ? 

Seçim sonrasına bırakılan yasa ile MİT’in gizli yönetmeliklerinden bir kısmının yasa maddesi haline getirilmesiyle diğer devlet kurumlarının MİT’e bilgi vermesi de yasa gereği haline geliyor. 

Yasa ile dış istihbarat amacıyla izleme, dinleme yapmak, daha açık konuşalım, casusluk yaptığı şüphesi taşıyanları dinlemek için artık mahkeme emri gerekmeyecek; dinleme doğrudan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) ile MİT arasında halledilecek. 

Ancak burada da kurumlar arası güven sorunu var. MİT yeni yasasıyla kendi personelini dahi sık sık yalan makinesiyle güvenlik kontrolünden geçirmek isterken TİB’de aynı bilgilerin, yeterli güvenlik eğitimi almamış bilgisayar operatörleri, hatta asgari ücret alan kayıt elemanlarının erişimine açık olmasının ‘istihbarat zafiyeti’ oluşturduğu endişesi dile getiriliyor. 

“Aslına bakarsanız” diyor bir istihbaratçı, “Dünyada eşi olmayan bir kuruluş TİB. Aynı zamanda asfalt döken Ulaştırma Bakanlığı bünyesinden, taşeron şirketler kullanarak istihbarat dinlemesi yapan kuruluş çıkarttık. Devletin bilgi güvenliği açısından zafiyet oluşturuyor.” 

Bu, ağır bir suçlama. Bir de açıkça dile getirilmese de ima edilen bir husus var. O da TİB’in 2006’da Ergenekon, Balyoz süreçleri başlamadan önce faaliyete geçmesinde ve daha sonraki işleyişinde Gülencilerin etkisi olduğu kanısı. 

TİB’İN YILDIZI SÖNÜYOR 

Acaba biraz da o nedenle mi 17 Aralık soruşturmasından bir hafta sonra Başbakan Erdoğan’ın HSYK ile birlikte ilk el attığı yer TİB olmuştu? Peki o zaman neden TİB’e ek yetkiler, başkanına MİT müsteşarına eşdeğer yasal koruma verip, başkanlığına da MİT yetkilisi Cemalettin Çelik atandı? 

“Hasar tespiti diye de bakabilirsiniz” diyor bir istihbarat kaynağı. Daha yetkili bir başkası “O zaman TİB, işlevinin sonuna mı geldi; kapatılacak mı” sorusuna, “O, siyasilerin bileceği bir iş; kararı onlar verir. Ama istihbari dinlemenin MİT sorumluluğunda olması lazım. Özellikle Genelkurmay GES tesisleri MİT’e geçtikten sonra teknik kapasite genişledi. Yeni yasa da buna izin verecek. Dünyadaki örneklerine uygun bir yapı kurmak lazım” diyor. Özetle Erdoğan-Gülen ihtilafının yan ürünlerinden biri olarak sanki TİB’e yol görünmüş gibi duruyor; ya çok köklü değişecek ya kapanacak. 

DÜNYADAKİ ÖRNEKLERİ 

Dünyada istihbarat dinlemesi alanında iki tür uygulama var. Türkiye’nin üye olduğu NATO sistemine bakarsak, birincisi, ABD’de NSA, İngiltere’de GCHQ gibi, istihbarat yapısı içinde ama sadece teknik izlemede uzmanlaşmış yapılar modeli. Bir de Almanya’da BND, Fransa’da DGSE gibi teknik izlemenin de doğrudan dış istihbarat örgütüne bağlı olduğu model. MİT, Avrupa modelinden yana gibi. Zaten son yasanın düzenlemesinde Avrupa Birliği uyumu çerçevesinde ‘her şeyi yazıya dökme’ ihtiyacının da etkisi olduğundan söz ediyor istihbaratçılar. 

O zaman devletin istihbarat ihtiyacının kişi hak ve özgürlükleriyle basın özgürlüğünü daha fazla sınırlamayacak şekilde AB standartlarında olmasını beklemek de hakkımız. Bakalım seçim sonrası Meclis gündemine yeniden gelirse taslak AB ölçülerine uygun olacak mı?

Radikal

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.