Türkiye’de Yargı Bağımsızlığı ve Buna İlişkin Düzenlemeler

ABDURRAHIM KARSLI
Prof. Dr. İstanbul Üniversitesi


Türk Anayasası da kuvvetler ayrılığı esasını kabul etmiştir. Kuvvetler ayrılığı esasının en önemli özelliği yasama, yürütme ve yargının birbirinin gölgesinde kalmadan ve birbirine engel olmadan, kendi fonksiyonlarını ifa etmesidir. Türkiye'de her dönemde olduğu gibi, bu dönemde de en çok tartışılan ve doğru dürüst işlemeyen yargı kuvvetidir. Çünkü yargı kuvveti doğru dürüst çalışsa bütün sıkıntılar bu aşamaya kadar gelip, test edilip, ölçüsünü bulduktan yani adalet tecelli ettikten sonra dengeler yerine oturtulacaktır.   

Bugün Türkiye'de adalet suçluya karşı tedip, uyarma, ikaz özelliğini, mağdura karşı ise rahmet ve merhamet yüzünü gösterme özelliğini ne yazık ki kaybetmiştir. Özellikle son zamanlarda, her bir kararname ile oradan oraya savrulan ve meydanlarda siyasilerin alay konusu olan hâkim ve savcıların adalet dağıtmaya mecali ve saygınlığı kalmamıştır. Ergenekon davası söz konusu olurken kahraman olanlar, siyasilerin işlemlerini incelemeye geçince hain mührünü yemişlerdir. Her şey çifte standardı kaldırsa da adalet teşkilatı bunu kaldırmaz. Son yapılanlar doğru ise o zaman öncekilerin, yani yıllarca bu insanlar huzurunda muhakeme edilenlerin günahı neydi? Öncekiler doğru ise o zaman neden aynı insanlar bu siyasileri de muhakeme etmedi. Bu durum anlaşılır ve cevabı da verilmiş değildir.

Ayrıca çeşitli kararnamelerle yerlerinden edilen bu insanlara atfedilen suç ve isnatlar ise hiçbir zaman hukukta bir zemin bulmadı ve inceleme konusu da olmadı. O halde insanımız şöyle düşünmekte haksız mıdır? Kendisine hayrı olmayan, kendi hakkını arayamayan bu insanlar nasıl hak tevzi edebiliriler? Nitekim son istatistiklerde Türkiye'de yargıya güven ne yazık ki çok düşük oranlarda seyretmektedir.

Yargı kuvvetinin doğru dürüst çalıştırılması ve adaletin tecellisi için olmazsa olmaz ise mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesidir. Mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ise Anayasa'dan başlanılarak; kanunlar, tüzükler ve yönetmeliklerle, en nihayet yargı bağımsızlığı temine yardımcı olacak adli kolluk gibi diğer kurum ve kuruluşlarla ve diğer bunun gibi önemli düzenlemelerle, en nihayet bu düzenlemelere göre mahkemelerce verilecek bağımsız ve tarafsız kararlarla temin edilebilir.

O halde bu noktada hâkimlerin rolü de mevzuatın doğruluğu kadar önemlidir.

Galile (Galileo) “Tabiatın kitabı matematik dilinde yazılmıştır” diyor. Descartes (René Descartes) “Tabiatın gerçek dili matematiktir” diyor. Yani kâinatta bir ölçü, bir düzen, bir irade, bir ilim, bir kudret, bir denge hâkimdir. Çünkü matematik kanunlar manzumesidir, ölçüler birimidir. İşte kâinatta hâkim olan bu ölçü ve muvazene aslında, kâinatın bir hülasası olan hayatta ve hayatın da intizamlı şekilde devamını ve tesisini sağlayan hukukta gözle görülür derecede hâkimdir. Yani hukuk ve adalet ölçülülüktür, muvazenedir, dengeli olmaktır. Adalet ise ekmek ve su gibi, herkesin ihtiyacıdır. Kur'an'ın dört asli unsurundan biridir. İşte bu muvazene ve denge için bilgiye dayalı dikkat, itina, tefekkür gereklidir. Çünkü muhakemenin esası, düşünmek ve tefekkürdür. Nitekim Yunan filozofları, özellikle filozofların, felsefenin şehidi dedikleri Sokrates, hâkimi şöyle tarif eder:

    Hâkim;

    ·   Nezaketle dinleyen

    ·  Akıllıca konuşan

    ·  Temkinli düşünen

    ·  Tarafsızca karar veren, kişidir.

Mecelle'de de hâkimin nitelikleri belirtildikten sonra, “Hâkim, taraflar arasında adalet ile memurdur” der. O halde adalet için, bağımsız, tarafsız ve nitelikli hâkim gerekir. İbni Haldun, “Adalet marifete dayalı dengeli hareket etmek demektir” der. O halde marifet, yani bilgi ve bağımsızlık, yani hürriyet olmadan adalet de olmaz. İşte bizler adalet istiyorsak önce buna göre bir düzenleme yapmamız, ayrıca bunu gerçekleştirecek hâkimler yetiştirmemiz gerekir. Türkiye'de ne yazık ki hâkimlerimiz,  şahsi gayret ve istisnalar dışında gerekli hukuki formasyona da sahip değildir.

 

Bu hususta bizim mevzuatımızda en önemli düzenlemeler;

- 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu,

- 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu,

- 2992 sayılı Adalet Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun,

- 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kanunu ve bunlara ilişkin çıkarılan tüzük ve yönetmelik şeklindeki mevzuattır.

Bütün bu kanunlardaki düzenlemeler, Anayasa'mızda yer alan kuvvetler ayrılığı ilkesi esas alınarak yapılmıştır.

Bilindiği gibi Anayasa hükmü gereği Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar, Yüksek Yargı kararlarına ilişkin uluslararası kural ve ilkeler de mevzuatımıza dâhildir.

Özellikle Anayasa'mızdaki başlangıç hükümleri, yargıyı düzenleyen 9. maddesi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile ilgili 159. maddesi ve 138 maddesi ve diğer ilgili düzenlemeler bu açıdan çok önemlidir ve yasama vazifesini yapanlara da birer hudut tayin etmektedir.

Devlet yargı yetkisini, bağımsız mahkemeleriyle ve bu mahkemeler başında bulunan hâkimler ile kullanır. İşte bu sebeple bu düzenlemelerde iki unsura azami dikkat edilmelidir. Bu iki özellik ise mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatıdır. Bütün düzenlemelerde buna dikkat edilmesi lazımdır. İşte bunu gerçekleştiren en önemli kurum Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'dur. O halde bu kurumu klasik bir kamu kurumu gibi görmemekte ve normal bir bürokratik vazife ifa etmiyor diye bilmemekte mecburiyet vardır. Buna göre de bu kurumun, siyasi iradeden bağımsız kendi inisiyatifi ile çalışan örnek bir yapıya kavuşturulmasına ihtiyaç vardır.

Bu sebeple kurumun yapısı, işleyişi, toplantı karar yeter sayısı ve karar alma usulleri, kurulun ve dairelerin kararları ve bu kararlara karşı itiraz yolları ve inceleme usulü tamamen kendisine mahsus bir şekilde düzenlenmeli ve bu düzenlemede mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı kriterleri ihlal edilmemelidir.

Yani demokrasinin kuralları, kuvvetler ayrılığı ilkesi, Anayasa'nın yukarıda bahsettiğim kuralları, uluslararası kurallar, nihayet bu kurumun niteliği ve görevleri bu kurumu düzenlerken yasamaya bir sınır koymaktadır. O sınır da şudur, bu kurum düzenlenirken yürütmenin tesiri en aza hatta mümkün mertebe sıfıra indirilecektir. Nitekim bu sebeple biz yıllarca bu kurumda adalet bakanı ve müsteşarı olsun mu olmasın mı tartışması yaptık. Nitekim 2010 referandumu ile de güya milletin iradesi ile bu yapılan değişiklik ile düzenleme yapıldı ve kurum bu şekli aldı. Biz teorik hukukçular olarak bu değişikliği de yeterli bulmuyorduk. Çünkü adalet bakanı ve müsteşar yine kurumda vardı ve ayrıca eksik gördüğümüz bazı kısımları vardı.

Fakat 6524 sayılı kanun ile yani yolsuzluk operasyonlarından hemen sonra acele yapılan yeni düzenlemeye mevcut durum herkesin kanaatine göre iyiye değil, daha da kötüye gitti. Şunu söylemek gerekir ki, bir ülkede hangi kanunların uygulandığı kadar, kanunların nasıl uygulandığı da önemlidir. Bu manada, yeni HSYK'dan hiçbir şikâyet yoktu, her şey çok güzeldi demek de doğru asla değildir. Çünkü birçok şikâyetler ve belli yerlere hep belli düşüncedeki insanların tayin edildiğini de herkes görmekteydi. (Mesela, doktrin Sabri –gayretli bir hâkimimiz-, her dönem HSYK mağduru olmuştur.) Fakat doğru ve yanlış bütün bu tasarrufların sorumlusu, yine bir başkası değil bu mevcut hükümettir. Çünkü hükümet şikâyet makamı değil, icraat makamıdır. Bütün bunlara rağmen, değişiklik iyiye gitmek için yapılır, kötüye gitmek için değildir.

Şimdi yapılanlara gelince;

Kısaca bütün yetkiler HSYK'dan alınıp bakana bağlanmakla, kurul ve dolayısıyla yargı tamamen Adalet Bakanı'na bağlanmaktadır.

Mesela bundan sonra;

Yurtdışına master/doktoraya gönderilecek hâkim ve savcıları, uluslararası mahkemelerde ya da yabancı kuruluşlarda görev yapacak hâkim ve savcıları da HSYK değil Adalet Bakanlığı seçecek. Hâkim/savcıların meslek içi eğitimleri HSYK'dan alınıp, Adalet Akademisi'ne verilmiş, bu kurumda ise genel olarak hâkimiyet bakanlığa verilmiştir. Adalet Akademisi Genel Sekreterliği kadrosu kaldırılmıştır. Adalet Akademisi Başkanlığı'na aday gösterme yetkisi Akademi Yönetim Kurulu'ndan alınıp Adalet Bakanı'na verilmiştir. Adalet Akademisi Genel Kurulu'na, bakan tarafından 6 üye seçilecek ve diğer bürokrat üyelerle bu kurumun yetkileri de bakana geçmiştir.

HSYK Başkan Vekilliği kadrosu da iptal ediliyor. HSYK üyeleriyle ilgili soruşturma yapma ve soruşturmayı karara bağlama yetkisi bakana verilmiştir.

Daire üyelerini, eski düzenlemede HSYK Genel Kurulu seçimle belirlerken. Şimdi hangi üyenin hangi dairede çalışacağına bakan karar verecektir. Hülasa, kurulun birçok işleyişinde bakanın yetkileri ön planda olup, kurulda çalışacak tektik hâkimleri için aday belirleme yetkisi de bakana ait olacaktır.

HSYK teftiş kurulu ve sekreterya da çalışanların görevleri bu kanun ile sona ermiştir. Yürütülmekte olan dava ve soruşturmalara bu değişiklikler vasıtasıyla müdahale edilir hale gelinmiştir.

Kısaca yargılamaya ait en önemli kanunlar 6524 sayılı bu torba kanun ile ve bir sürü kavga ve gürültülerle, tamamen bakana bağlı hale getirilmiş ve mevcut duruma göre geri gidilmiştir. Şimdi sormak lazım, acaba yolsuzluk operasyonları olmasaydı bu tartışmalar ve değişiklikler gündeme gelir miydi? Evet bir işte insanların niyeti önemlidir. Niyet elması kömüre, kömürü elmasa dönüştürür. Allah niyetlerimizi bozmasın ve niyetlerimize göre muamele etsin…

Adaleti herkes istiyor, fakat şu andaki durumda olduğu gibi değil, dirayetli, bağımsız ve tarafsız, ayrıca kanun ve vicdanından başka bir merciden talimat almayan hâkimler vasıtasıyla

Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.