Türkiye'nin başvurabileceği hukukî yollar

Bu tartışmalardan oldukça önemli bir tanesi de Türkiye'nin bu uyuşmazlığı uluslararası hukuk çerçevesinde hangi mekanizmaları ve araçları kullanarak çözebileceği ve bu mekanizmalardan hangilerinin Türkiye'nin ulusal çıkarlarına en uygun düşeceği sorunsalıdır.

Bu konuda yol gösterici temel ilkeler uluslararası barış ve güvenliğin korunmasında başlıca sorumlu örgüt olan Birleşmiş Milletler'in kurucu belgesinde yer almaktadır. BM Andlaşması'nın 2. madde 3. fıkrası "Tüm üyeler, uluslararası nitelikteki uyuşmazlıklarını, uluslararası barış ve güvenliği ve adaleti tehlikeye düşürmeyecek biçimde, barışçı yollarla çözerler" şeklindedir. Bu madde devletlerin uyuşmazlıklarını barışçıl yollarla çözmesini öngörmekte olup uyulması zorunlu bir kuralı oluşturmaktadır. Dolayısıyla hem Türkiye hem de İsrail bu madde hükmü ile bağlı olup söz konusu uyuşmazlığın barışçıl yollar çerçevesinde çözülmesi gereklidir.

Bu konuda yol gösterici bir başka temel hüküm ise Birleşmiş Milletler Andlaşması'nın 33. maddesinde bulunmaktadır. Bu madde süregitmesi uluslararası barış ve güvenliğin korunmasını tehlikeye düşürebilecek nitelikte bir uyuşmazlığa taraf olanların uyuşmazlıklarına her şeyden önce "görüşme", "araştırma ve soruşturma", "arabuluculuk", "uzlaşma", "hakemlik ve yargısal çözüm yolları" ile "bölgesel kuruluş ya da anlaşmalara" başvurarak veya kendi seçecekleri başka yollarla çözüm aramaları gerektiğini belirtmektedir. Bu madde ayrıca Güvenlik Konseyi'ni de uyuşmazlıkların barışçıl çözümüne katkıda bulunmakla görevlendirmektedir. Görüldüğü gibi Birleşmiş Milletler Andlaşması uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesini öngörmekte olup yargı-dışı yollar ve yargısal yollar şeklinde iki üst başlık altında incelenebilecek olan bu yollardan hangisine başvurulacağını tümüyle tarafların ortak iradesine bırakmaktadır.

BM Andlaşması'nda öngörülen bu kurallar çerçevesinde mevcut Türk-İsrail uyuşmazlığının giderilmesi konusunda en çok gündeme gelen yöntem "araştırma ve soruşturma" komisyonlarının kurulması olmuştur. "Araştırma ve soruşturma" yöntemine baktığımızda bu yöntem, tarafların bir uyuşmazlığa çözüm bulabilmelerini sağlamak amacıyla bu uyuşmazlığa ilişkin olan ve üzerinde tarafların görüş ayrılığı bulunan maddî verilerin doğru olarak ortaya çıkarılması ya da bu verilerin hukuksal nitelikleri üzerinde değerlendirmelerde bulunulmasını kapsar. Dolayısıyla bu tür bir yöntem maddi verilerin saptanması dışında somut çözüme ulaşılmasına da olanak verir. Uluslararası nitelikte bir soruşturma komisyonunun kurulması Güvenlik Konseyi'nin, kimi durumlarda da Genel Kurul'un yetkisi dâhilindedir. Ancak, Güvenlik Konseyi yalnızca ilgili sorunun bir devletin özü itibarıyla ulusal yetkisi içinde bulunmaması kaydıyla ve uzaması uluslararası barış ve güvenliğin korunmasını tehdit eder nitelikteki uyuşmazlık durumlarında harekete geçmektedir. Uyuşmazlık ya taraflarca ya da tarafların dışında hareket eden üçüncü devletlerce ve madde 10-13 çerçevesinde Genel Kurul'ca, madde 34 çerçevesinde re'sen Konsey tarafından ya da madde 99 çerçevesinde BM Genel Sekreterliği gibi BM organlarınca Konsey önüne getirilebilmektedir.

İSRAİL KOMİSYON TEKLİFİNİ NEDEN REDDETTİ?

Konsey, ilgili uyuşmazlığın uzamasının uluslararası barış ve güvenliğin korunmasını tehdit eder nitelikte olduğuna hükmetmesi halinde BM Andlaşması 34. madde çerçevesinde soruşturma başlatmaktadır. Konsey'in soruşturma yapma kararı bağlayıcı olup Konsey'in soruşturma amacıyla başlattığı usule üye devletlerin uyması gereklidir. Soruşturma sonucunda Konsey taraflara uyuşmazlığa uygun düşen çözüm usul ya da yöntemlerine başvurmalarını tavsiye edebileceği gibi kendisi uyuşmazlığın özünü de göz önünde tutarak somut bir çözüm önerebilmektedir. Ancak, Güvenlik Konseyi'nin bu önerileri "tavsiye" niteliğindedir. Zira Konsey'in VI. Bölüm (madde 33, 36-38) çerçevesinde alacağı kararlar kendi başlarına bağlayıcı nitelikte değildir.

İsrail'in Gazze'ye yardım götüren gemilere saldırısı sonucu başlayan Türk- İsrail uyuşmazlığı, şüphesiz uzaması uluslararası barış ve güvenliğin korunmasını tehdit edebilecek nitelikte Güvenlik Konseyi'nin müdahalesini gerektiren bir uyuşmazlıktır. Konsey tarafından bir "araştırma ve soruşturma komisyonunun" kurulması mevcut uyuşmazlığın tırmanmasını önleyecektir ve uzun vadede Filistin sorununun çözülmesine de katkıda bulunacaktır. BM Genel Kurulu'nun da tarafların istemi üzerine ya da re'sen uluslararası dostça ilişkileri tehlikeye sokacak her türlü duruma el koyma; 22. madde çerçevesinde araştırma ve soruşturma komisyonları kurma yetkisi vardır. Genel Kurul'un bu çerçevede alacağı kararlar da tavsiye niteliğinde olacağı için tarafları bağlamayacaktır. Ancak bu kararların uluslararası toplum üzerinde moral açıdan önemli bir etkisi olacaktır.

İsrail, BM Genel Sekreteri Ban-Ki moon tarafından önerilen beş kişilik uluslararası soruşturma komisyonunun kurulması teklifine karşı çıkmış, kendi soruşturma komisyonunu kurmayı tercih etmiştir. İsrail'in bu tutumu Mavi Marmara gemisine yapılan saldırı konusunda kendisinin dahi eyleminin meşru olduğuna inanmadığını teyit etmektedir. İsrail, bu tutumu ile kendisinin taraf olduğu davada yargıç olmayı tercih etmiştir. İsrail'in yapacağı soruşturmanın sonucunun objektif olmayacağını tahmin etmek zor değildir. Oysa uluslararası nitelikte bir araştırma ve soruşturma komisyonunun kurulması ve komisyonun raporu mevcut uyuşmazlığın giderilmesinde ve Türk- İsrail ilişkilerinin düzelmesinde bir başlangıç teşkil edebilir. Dolayısıyla Türkiye diplomatik çabalarını bu yöntemi işletmek için yoğunlaştırmalıdır.

ULUSLARARASI HAKEM FORMÜLÜ

Türk-İsrail uyuşmazlığının çözülmesinde başvurulabilecek yargısal mekanizmalar ele alındığında ise ilk olarak sorunun Uluslararası Adalet Divanı'na (UAD) götürülüp götürülemeyeceği mevzusu önem kazanmaktadır. Sorunun UAD'ye götürülebilmesi için tarafların "rızası" şarttır. Zira Divan'ın belli bir davaya ilişkin olarak yetkisi otomatik değildir. Devletlerin bu rızayı farklı şekillerde vermeleri gerekmektedir. Bu bağlamda, İsrail ve Türkiye, UAD'nin zorunlu yargı yetkisini tanımadıkları için "tek taraflı bir bildiri" ile sorunun Divan'a götürülmesi mümkün değildir. Uyuşmazlığın bir "tahkimname" aracılığı ile Divan'a sunulması mümkün görünmekle birlikte İsrail'in böyle bir tahkimname yaparak sorunu UAD'ye götürmek isteyeceği çok kuşkuludur. Türkiye'nin tek taraflı başvurusu halinde ortaya çıkacak durumu ifade eden forum prorogatum yolu ile İsrail'i Divan önüne çekmek de mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla sorunu UAD çerçevesinde çözme imkânı İsrail rıza göstermediği sürece mümkün değildir.

Yargısal mekanizmalar çerçevesinde sorunun bir uluslararası hakemliğe sunulması da mümkündür. Bu yöntemin en önemli özelliği, söz konusu uyuşmazlığın, vereceği karar bağlayıcı olan bir üçüncü kişi ya da organa sunulmasıdır. Bu yöntemde uygulanacak kurallar hukuk kuralları olabileceği gibi hakkaniyet ve nısfet ya da siyasal bir çözüm de olabilir. Ancak bu yöntem de zorunlu olmayıp tarafların rızası şarttır. İsrail'in bir tahkimname ile sorunun bir hakem mahkemesine götürülmesine de sıcak bakmadığı ortadadır.

Bu gerçekler karşısında Türkiye'nin ilk etapta, İsrail ile olan askerî ve savunma alanlarındaki işbirliği anlaşmalarının bir kısmını askıya alması ya da feshetmesi; İsrail mallarına yönelik ambargo uygulaması ve halkı boykota çağırması; diplomasi ilişkilerini alt seviyeye indirmesi gibi tedbirlerin uygulanması yararlı olacaktır. Ancak, uluslararası nitelikte bir araştırma ve soruşturma komisyonunun kurulması Türkiye'nin beklentilerini karşılamak açısından çok daha yararlı olacaktır. Zira İsrail'in uluslararası toplumun nezdinde ve vicdanında mahkûm edilmesi hem Türkiye'nin gönlünü ferahlatacak hem İsrail halkının mevcut yönetimin uygulamalarını sorgulamalarına yol açacak hem de uluslararası hukukun seçici olmadığını kanıtlayacaktır.  ZAMAN


Dr. Fatma Taşdemir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.