Tutukluluk Süresi Kaç Yıl?


CMK 4.12.2004 tarihinde kabul edilip, 17.12.2004 tarihli resmi gazetede yayımlandığında, diğer tüm maddeleri gibi, ağır ceza mahkemelerinde uygulanacak tutukluluk sürelerini düzenleyen hükmünün de 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülmüştü. Ancak, bu durumun birtakım sakıncalar yaratacağı düşünüldüğünden, 13.12.2004 tarihinde kabul edilen ve 29 yürürlük ve uygulama Kanunu
nun 12/1. maddesi ile özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin görevine giren bazı işler açısından iki kat olarak uygulanacak olan tutukluluk sürelerinin yürürlüğe girmesi ertelendi. Bu yetmedi, 11.5.2005 tarihinde aynı 12/1. maddeye bir ufak ekleme daha yapıldı ve 1 Nisan 2008 tarihine kadar yürürlüğe girmeyecek olan hükümler kervanına genel yetkili ağır ceza mahkemelerinde uygulanacak tutukluluk süresi de eklendi. Böylece, yeni bir ceza muhakemesi kanunu, eski bir kanunun hükümleriyle birlikte doğmuş oldu.

‘Tehlikeli’ insanlar

Söz konusu ertelemeler, iş yükü çok fazla olan mahkemelerimizin iş yüklerini tutukluları serbest bırakmadan azaltmalarını temin etmeyi amaçlıyordu. Doğru ya, vatandaş bir iki sene daha tutuklu kalsındı, sınırı olmayan tutukluluk süreleri mahkemelerimiz açısından kolaylık sağlıyordu. Mahkemeler işleyişi nihai amaç, hakkında bir hüküm verilmesini bekleyenler ise araçtı çünkü. Daha da acısı, aynı dönemde tutukluluk hali on yılı aşkın süredir devam edenler vardı. Bu kişiler o kadar büyük suçlar işlemiş olmalıydılar ki, mahkemeler yıllar yılı işledikleri suçu tespit edip bir hükme varamamış, ama toplumu bu tehlikeli insanlardan korumak adına, tutukluluk hallerini de sona erdirememişlerdi.

Bu hengâme içinde, 1 Nisan 2008 olarak belirlenen yürürlüğe giriş tarihine yaklaşıldı ve strese daha fazla dayanamayan Yasama organı hemen yeni bir yasa ile söz konusu hükümlerin yürürlüğe girişini bir kez daha erteledi. Yeni yürürlüğe giriş tarihi 31 Aralık 2010du.

Aslına bakarsanız, 3 yıl mı, 5 yıl mı diye tartıştığımız hükmün, esasında yürürlüğe girmesi gereken 1 Haziran 2005 yerine 31 Aralık 2010a kadar beklemesi, tutukluluk süresinin uzunluğu gibi ayrı bir sorundur. Burada da hukuk devleti olmak için azami süreyi kaçırmış gibi gözüküyoruz. Ancak, şu anda ileriye dönük olarak, insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olmak açısından hâlâ bir şansımız var.

Hukukçular arasında tartışma

CMKnın nihayet yürürlüğe giren 102/2. maddesi Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemezdemektedir. Aynı kanunun 252. maddesine göre ise, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin görev sahasına giren bazı suçlar bakımından, kanunda öngörülen tutuklama süresi iki kat olarak uygulanır”.

Yukarıda aynen alıntıladığımız, ağır ceza mahkemelerinde uygulanacak tavan tutukluluk süresinin nasıl yorumlanması gerektiği, yasa kabul edildiğinden beri ceza hukukçuları arasında tartışma yarattı. Bir kısım yazarlar, yasanın hazırlık çalışmalarını veya lafzını dikkate alarak, tutuklama süresinin iki yıllık temel sürenin üzerine üç yıllık uzatma süresi şeklinde yorumlanarak toplam beş yıl olarak kabul edilmesi gerektiğini söylediler. Bu yoruma göre, özel yetkili ağır ceza mahkemesinde görülen birtakım suçlar açısından tutukluluk süresi on yıla kadar çıkabilecekti.

Görüşlerini paylaştığım başka yazarlar ise bu görüşe karşı çıktılar. Buna göre, yasa metninde yazan toplam üç yılı geçemez ifadesi uzatma süresi ile toplam üç yıla işaret etmekteydi, dolayısıyla iki yıllık temel süre dâhil ancak üç yıla kadar tutukluluk hali devam edebilirdi. Bu durumda özel yetkili ağır ceza mahkemelerindeki bazı suçlar açısından da en fazla altı yıllık bir tutuklama süresi söz konusu olacaktı.

Sorunun çözümü için öncelikle şu soruya cevap vermek gerekir: Ortada yoruma açık bir hüküm var mıdır? Esasen bu konuda yazan birçok hukukçu arasında fikir ayrılığı bulunduğuna göre, bu soruya evet cevabı verilebilir. Gerçekten de, CMKnin 102/1. maddesinde, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler açısından oldukça net bir hüküm koyan kanun koyucu, (“Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir”) neden ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler açısından uzatma süresi toplam üç yılı geçemez şeklinde bir ifade tercih etsin? Bu tercihin sebebini bilemiyoruz, ancak bu tercih hukuken tartışmalı bir hüküm yaratmıştır ve bu tartışmanın çözüm yolu da yorumdur.

Söz konusu yorumu, kanunun hazırlık çalışmalarından yararlanarak yapmak isteyenlerin yanıldığı kanaatindeyiz. Çünkü, kanunlar yürürlüğe girmelerinden itibaren hazırlık çalışmaları gibi hususlardan bağımsız hale gelirler. Bu çalışmalar sadece yorum aracı olabilir. Tutukluluk gibi temel hak ve özgürlükleri ilgilendiren konularda, yorum açısından öncelikle dikkate alınması gereken kaynaklar vardır.

İlk kaynak anayasadır. Anayasanın ölçülülük ilkesi ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını düzenleyen hükümleri ile temel kurucu hükümlerden 2. maddede yer alan insan haklarına saygılı, demokratik hukuk devletinitelikleri, maddenin yorumunda dikkate alınması gereken öncelikli prensipleridir. TBMM, reformniteliğinde olduğu söylenen yeni bir yasa ile on yıla varan sürelerle tutukluluğa olanak veren bir düzenleme yapmış olarak kabul edilemez.

AİHM’nin kararı

Aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti, hem de kendi vatandaşlarının en temel haklarını koruyacağına dair, altına imza atmış olduğu uluslararası anlaşmaların gereğini yapmayacağını kanunla ilan edemez. AİHMnin, 3-4 yılı aşan tutukluluk sürelerini, hemen hemen her zaman insan haklarının ihlali olarak kabul ettiğini görüyoruz. Demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, bir yasa ile 10 yıla varan tutukluluk sürelerini kabul eden bir kanuni düzenleme yapıldığını kabul eden bir yorum ne mahkemeler ne de diğer uygulamacılar tarafından kabul edilmemelidir.

Sonuç olarak, Ceza Muhakemesi Kanununda, ağır ceza mahkemelerinin görevine giren işler açısından tutukluluk süresinin iki yıllık sürenin ardından sona erdirilmesi öngörülmüştür. Kanunda yer alan, uzatma süresi toplam üç yılı geçemezibaresinin, bu iki yılı da kapsamakta olduğu kabul edilmelidir. Zira, zaten istisnai nitelikte olan tutuklama açısından kanunda öngörülen tavan sürenin, istisnaen arttırılmasını öngören bir hükmün, asıl süreden daha uzun olması mantık dışıdır.

Hukukta aksi açıkça öngörülmedikçe, temel hakları sınırlandıran nitelikteki sürelerin, uzatılmalarını öngören süreler, asıl süreden uzun olamazlar. Nitekim ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler açısından kanun koyucu bu yöntemi benimsemiştir. Özellikle, tutukluluk sürelerinin iki kat olarak uygulanacağını öngören hüküm dikkate alındığında, bu görüş daha da önemli hale gelmektedir.

Son günlerde gazetelere yansıyan, hakkında dava açılmış bulunup, hüküm kesinleşmediği için serbest kalan kişilere ilişkin haberlerde, kusuru tutukluluk süresinin sınırlandırılmış olmasında değil, bir yargılamanın beş yılda tamamlanamamış olmasında aramak gerekir. Gazetelere yansımaya başlayan haberlere göre, Yargıtay ve mahkemeler bu hükümlere ilişkin ilk uygulamalarında süreyi toplam beş yıl olarak kabul etmişlerdir. Bu durumda özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yargılanan kimi suçlara ilişkin on yıla kadar tutukluluk süresi kanuna uygun olarak kabul edilecektir. Böyle bir süre kanuna uygun olsa da hukuka uygun olarak kabul edilemez.

On yıl, bırakın tutukluluk süresini, bir kimsenin suç işlemekle itham edilmesinden, hakkındaki hükmün kesinleşmesine kadar geçen süre açısından dahi son derece uzundur. Geç gelen adalet, adalet değildir.(Cumhuriyet)

N. Kaan Karcılıoğlu-İstanbul Bilgi Üni.Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza

Muhakemesi Hukuku Araştırma Görevlisi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.