Uluslararası Ceza Mahkemesi, Gazze’deki katliama dur diyebilir
CENAP ÇAKMAK
Doç. Dr., Osmangazi Üniversitesi


Bu saldırgan tavırların uluslararası hukuka uygun olduğunu ve bunun artık meş'um diyebileceğimiz meşru savunma gerekçesi ile haklı görülebileceğini ifade eden devletlerin sayısı artıyor olsa da gerçek değişmiyor. İsrail ısrarlı bir şekilde uluslararası hukuku ihlal ediyor. Bu ihlal tek başına ve izole bir örnekle sınırlı olsa sadece bir ihlal olarak alınabilir ve öyle değerlendirilebilir. Ama belirli aralıklarla tekrarlanan bu ihlaller bugün bir rutine dönüşmüş durumda. Bu nedenle de ihlallerin ciddi bir uluslararası sistem krizine neden olabileceği ihtimalini de gündeme getiriyor.

BM şartı ile kurulan meşru kuvvet kullanımının dar bir istisnası olarak düzenlenen meşru müdafaa gerekçesiyle tek taraflı güç kullanılması ile ilgili çerçeve bugün büyük ölçüde İsrail'in söz konusu ihlalleri ile iyice iğdiş edilmiş vaziyette. Son 20-25 yılda bu alanda yaşananlar (Kosova müdahalesi, Irak'ın işgali, Rusya'nın Gürcistan'ı işgali ve Kırım'ı ilhakı) ile birlikte İsrail'in Gazze'deki saldırganlığı kuvvet kullanılmasının yasaklanmasını öngören uluslararası hukuk mekanizmasının çöküşüne işaret ediyor olabilir. Bu örneklerden hareketle artık bir devlet belli belirsiz bir gerekçe ileri sürerek meşru müdafaa saikiyle saldırgan bir eylemde bulunabilir. Bu ise uluslararası siyasi sistem açısından büyük ölçüde BM öncesine dönüş anlamına gelebilir. Dolayısıyla sözü edilen ihlaller son derece önemli olmakla birlikte dünyanın bu ihlalleri onaylar ve hatta teşvik eder tavrı vahim bir duruma işaret ediyor.

Peki hiçbir şey yapılamaz mı? Elbette çok şey yapılabilir. Uluslararası hukuk manipülasyona ve kötü kullanıma açık olduğu gibi gerçekten bir şeyler yapmak isteyenler için önemli fırsatlar sunar. Ancak bu noktada hatırlanması gereken, uluslararası hukukun ancak devletlerin elinde ve devlet pratikleri ile bir anlam ifade ettiğidir. Kâğıt üstündeki düzenlemeler zaman içinde devletler tarafından yeniden yorumlanır ve hatta üretilir. Bu nedenle devletlerin İsrail'in saldırganlığına ve katliamlarına nasıl bir reaksiyon gösterdiklerinin belirleyici bir etkisinin olacağını söylemek mümkün. Nasıl ki sessiz kalmak İsrail'in uluslararası hukuk ihlallerini belli bir süre sonra meşrulaştırmak anlamına gelirse, aynı şekilde bunlara -hangi formda olursa olsun- karşılık vermek de sonuç getirici olabilir. Fakat nihai tahlilde önemli olan, uluslararası hukukun sunduğu imkanların etkili bir şekilde kullanılabilmesidir. Yoksa bu imkanlar sırf vardırlar diye fazla bir anlam ifade etmemektedir.

Bugün bakıldığında, devletlerin bireysel reaksiyonları -kınama, diplomatik ilişkileri kesme, ticaret anlaşmalarını iptal etme vb.- dışında kolektif olarak başvurulabilecek üç ana imkandan söz edilebilir. Bu imkanlar içinde bana göre en önemlisi BM Genel Kurulu'dur. Bir kere ABD vetosunun İsrail söz konusu olduğunda belirleyici olduğu Güvenlik Konseyi'ni tamamen bir kenara bırakmak gerekir. Konsey ile ilgili eleştirilerin tamamı haklı olsa da pratik açıdan bu eleştiriler fayda vermiyor. Bu yüzden İsrail saldırganlığına karşı tavır geliştirmek isteyen devletler BM Genel Kurulu'nu kullanmalıdır. Kurul kararları bağlayıcı olmamakla birlikte son derece önemli işlevlere sahip olabilir. Ancak önemli olan bu kararların ezici bir çoğunluk oyuyla alınmasının sağlanmasıdır. Bu tür kararlar, konusu tekrarlandığında zaman içinde bağlayıcı bir hüviyet kazanabilir. Bu elbette bugünden yarına gerçekleşmez. Ancak unutmamak gerekir ki bugün İsrail'in saldırgan tavrının başta ABD olmak üzere AB tarafından haklı bulunması da birden olmuş değildir. Bu tavır, büyük ölçüde dolaylı onayın, yani sessizliğin bir sonucudur. Uzun vadede sonuç elde edebilmek için Genel Kurul oldukça kullanışlı bir platformdur. Gerek İsrail'in haksızlığının uluslararası toplum nezdinde gösterilmesi ve gerekse de Uluslararası Adalet Divanı (UAD) marifetiyle istişari görüş elde edilmesinde Kurul'un oynayabileceği son derece önemli roller mevcuttur.

İkinci önemli yol ise BM Genel Kurulu'na bağlı, ama pratikte son derece otonom hareket edebilen İnsan Hakları Konseyi'nin devreye sokulmasıdır. Konsey halihazırda İsrail'in son Gazze saldırısındaki insan haklarının tespiti amacı ile bir soruşturma komisyonu kurmuş durumdadır. Yine Kurul kararlarında olduğu gibi gerek Komisyon raporlarının gerekse de bu raporlara dayanılarak kabul edilen Konsey kararlarının herhangi bir hukuki bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Ancak gerek rapor içeriği ve gerekse de alınacak kararın tonu ve bu karara diğer devletlerin ve aktörlerin göstereceği ilgi İsrail üzerinde doğrudan ya da dolaylı bir etkiye sahip olacaktır. Sürekli haksız duruma düşmek ve uluslararası hukuk yükümlülüklerini ihlal etmekle sıklıkla suçlanmak bir devletin uzun süreli dayanabileceği bir şey değildir. Halihazırda İsrail zaten dünyanın önemli bir kısmı tarafından tanınmayan bir devlettir. İnsan hakları hukuku başta olmak üzere bir devlet olarak ana sorumluluklarını yerine getirmekten imtina eden bir üye haline gelmek İsrail'i daha izole edebilecektir. Nitekim esasen İsrail'in Gazze'de bu denli pervasız hareket edebilir hale gelmesinin temel nedeni de, yukarıda belirtildiği gibi, bu türden kolektif bir tepkiye maruz kalmamış olmasıdır.

Son olarak başvurulabilecek çare de uluslararası yargı seçeneğidir. Ancak bir devlet olarak İsrail'in, kendi rızası olmadan yargılanabilmesi ve dolayısıyla sorumluluğunun tespit edilmesi mümkün değildir. Bu konuda tek yetkili uluslararası yargı organı olan UAD'nin bağlayıcı karar verebilmesi, İsrail'in Divan'ın yetkisini tanımasına bağlıdır. Bununla birlikte bireysel sorumluluğu gerektiren uluslararası suçların, İsrail'in rızası olmaksızın Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde (UCM) yargılanması mümkündür. Ancak belirtmek gerekir ki Mahkeme sadece bireyleri yargılayabilmekte, devletin sorumluluğunu tespit edememektedir. Ayrıca İsrail'in Mahkeme'ye taraf olmaması da halihazırda önemli bir engeldir. Yine Güvenlik Konseyi'nde ABD'nin veto yetkisine sahip olması da Konsey marifetiyle Mahkeme'nin yetkilendirilmesini önlemektedir. Ancak Filistin'in BM'de üye olmayan devlet olarak tanınması, UCM seçeneğini mümkün hale getirebilecektir. Gazze'de Filistin otoritesinin olduğunun tespit edilmesi ve yine Filistin'in Mahkeme'nin bu alanda yetkisini kabul etmesi başvurusunun Mahkemece kabul edilmesi halinde Gazze'deki katliamlar bireysel sorumluluk bağlamında yargılanabilecektir. Bu elbette uzak bir ihtimaldir. Ama üzerinde durulması ve kullanılması gereken bir seçenektir de. Şüphesiz Mahkemenin böyle bir yetkiye sahip olması ve hatta yargılamaları yapması fiilen suçluların mutlaka cezalandırılacağı anlamına gelmeyecektir. Ama mesela UCM tarafından savaş suçu işlediği iddiası ile hakkında tutuklama kararı verilen Netanyahu'nun ve onun şahsında İsrail'in imaj ve prestiji hiç şüphesiz büyük yara alacaktır.


Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.