Uluslararası hukuk ve kitle imha silahları
CENAP ÇAKMAK
Doç. Dr., Osmangazi Üniversitesi

Bu önceliklerden en önemlisi çatışma sırasında muharip olmayan kişi ve grupların zarar görmemesinin temin edilmesidir. Çatışmaya dahil olmayan kişilerin korunması çatışma hukukunun temel önceliklerinden bir tanesidir. Buradan hareketle, çatışan tarafların yasal olarak kullanabileceği silahların da bu önceliğe hizmet edecek şekilde belirlenmesine özen gösterilmiştir. Diğer bir ifadeyle, çatışmalarda kullanımına izin verilen silahların belirlenmesinde temel ölçütlerden bir tanesi, savaşkan olmayanların korunmasıdır. Savaşta kullanılabilecek silahların belirlenmesindeki bir diğer ölçüt ise askerî gerekliliktir. Bu da esasen savaş hukukunun ana ilkelerinden bir tanesidir. Savaş yasaklanmış bir fiil olmakla birlikte, izin verilen durumlarda bile belli bir amaca yönelik olmalıdır. Ve bu amaç, muharip düşmanı askeri anlamda yenmek, yani kendi koşullarına razı etmektir. Tam bir yıkım ve mesela savaşanların tamamının veya büyük bir kısmının yok edilmesi savaşın amacı olamaz. Düşmanın koşullara rıza göstereceğinin ortaya çıkması ile birlikte artık silahlı çatışmayı gerekli kılan zeminin ortadan kalkacağı varsayılır. Savaş sırasında kullanılabilecek silahların belirlenmesinde bu ilke de rehber niteliğindedir. Askerî açıdan gerekli olmayan ve askerî amacın gerçekleşmesinin çok daha ötesinde sonuçları beraberinde getirecek olan silahlar, bu ilke çerçevesinde bakıldığında, genel olarak yasaklanmıştır.

Yukarıda ana hatları ile belirtilen ilk ve ölçütler çerçevesinde bakıldığında, niteliği ne olursa olsun bir silahlı çatışmada kitle imha silahlarının kullanılamayacağını söylemek mümkündür. Zira kullanılmaları halinde kitle imha silahlarının etkilerinden muharip olmayanların korunması mümkün olmayacaktır. Yine kitle imha silahlarının kullanımının askerî açıdan gerekli olduğu söylenemez. Bu silahların kullanımında amaç askerî amaçları sağlamaktan çok muharip olmayanlar da dahil olmak üzere kitlesel halde insanların ortadan kaldırılması veya ciddi anlamda etkisiz hale getirilmesidir.

KİTLE İMHA SİLAHLARI: YASAK AMA DEĞİL

Dolayısıyla kitle imha silahlarının uluslararası hukuk açısından bakıldığında, genel olarak yasaklandığını söylemek mümkündür. Ancak bu genel kategori ile ilgili iki temel sorun bulunmaktadır. Birincisi, kitle imha silahlarına doğrudan atıfla bu silahları topyekûn yasaklayan herhangi bir düzenlemenin bulunmamasıdır. Bu kategoride değerlendirilebilecek olan nükleer silahlar, kimyasal silahlar, biyolojik silahlar ve diğer bazı zehirleyici gazlar ile ilgili ayrı ayrı düzenlemeler varsa da bir bütün olarak kitle imha silahlarının tamamını yasaklayan çok taraflı bir düzenlemenin yokluğu bazı sorunlara neden olmaktadır. İkinci önemli sorun ise kitle imha silahları kategorisine giren silahlar ile ilgili ayrı düzenlemelerin içeriği ile ilgilidir. Bu sözleşme veya mekanizmaların neyi yasakladığı ile ilgili ortak bir tutumdan söz etmek mümkün değildir.

Örneğin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (Non-Proliferation Treaty) doğrudan nükleer silahların kullanımını yasaklamamaktadır. Daha doğrusu sözleşmenin içeriğinden böylesine bir yasağın varlığını net bir şekilde tespit etmek mümkün değildir. Nitekim nükleer silahların kullanımının yasallığı ile ilgili tavsiye niteliğindeki kararında Uluslararası Adalet Divanı (UAD), nükleer silah kullanımının bir uluslararası hukuk ihlali anlamına gelmeyebileceği sonucuna varmıştır. Nükleer silahlar ile ilgili varlığı kesin olan yasak ise nükleer silahların edinilmesi ve yayılmasıdır. Nükleer silahların aksine kimyasal ve biyolojik silahların kullanımı kesin olarak yasaklanmıştır. Bu yasak ile ilgili son derece kesin ve net düzenlemeler bulunmaktadır. Ve bu düzenlemeler, Birinci Dünya Savaşı'ndan itibaren son derece güçlü kurallar ortaya koymuştur. Mesela Birinci Dünya Savaşı'nda kullanıldığı için ciddi zararlara neden olan zehirli gazların bir kısmı 1925 tarihli Cenevre Gaz Protokolü ile yasaklanmıştır. Bu sözleşme ile birlikte ortaya çıkan norm öylesine kabul görmüştür ki milyonlarca insanın öldüğü İkinci Dünya Savaşı'nda kimyasal silahlar sınırlı bir şekilde kullanılmıştır. Kimyasal silahların kullanımı bugün kesin bir şekilde yasaklanmıştır. 1992 tarihli Kimyasal Silahlar Sözleşmesi, bu türden silahların geliştirilmesini, üretimini, stok edilmesini ve kullanımını yasaklamaktadır. Sözleşmeye 189 devlet taraftır. Bu sözleşme ve diğer destekleyici düzenlemelere bakıldığında kimyasal silahların devletler arası çatışmalarda ve iç savaşlarda da kullanılamayacağı söylenebilir. 1972 tarihli Biyolojik Silahlar Sözleşmesi için de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Esasen bu sözleşmeler olmasaydı bile gerek kimyasal ve gerekse de biyolojik silahların kullanımının yasak olması ile ilgili bağlayıcı bir uluslararası teamülden de söz edilebilir.

Dolayısıyla kimyasal ve biyolojik silahların muharip taraflarca kullanılması uluslararası hukuka göre kesin olarak yasaktır. Burada hakim olan görüş, bu türden silahların misilleme amacı ile dahi kullanılamayacağını belirtmektedir. Yani çatışan taraflardan biri, kimyasal silah kullanan diğer tarafa karşı aynı yola başvuramaz.

Ancak kimyasal ve biyolojik silahların kullanımı kesin olarak yasak olsa da bu yasağın ihlali halinde hangi yaptırımlara başvurulabileceği de o kadar açık değildir. Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni (UCM) kuran Roma Statüsü zehir veya zehirli silahların ve bazı zehirli gazların kullanımını savaş suçu olarak belirlemiştir. Yine gereksiz acıya ve yaralanmalara neden olan silahların kullanımı da aynı çerçevede değerlendirilmiştir. Söz konusu statüde açık bir şekilde kimyasal silahlardan söz edilmemektedir. Ancak buna rağmen UCM statüsünün gerek kimyasal ve gerekse de biyolojik silahların kullanımını yasakladığı söylenebilir. Statünün ilgili hükümlerine bakarak kimyasal silahların sadece kullanılmasının bile savaş suçu olduğu sonucuna varılabilir. Buna ilaveten, kimyasal silahların kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan zararlar da insanlığa karşı suç işlenmiş olduğu anlamına da gelebilir. Yani hiçbir zarar meydana gelmemişse bile kimyasal silahların kullanımı Roma statüsüne göre savaş suçu olarak değerlendirilebilir iken bu türden silahların kullanımına bağlı olarak meydana gelen zararların yerine göre insanlığa karşı suç olarak ele alınması da mümkündür.

Bu durumda önemli soru, bu suçlar ile ilgili müeyyidenin ne olacağı ile ilgilidir. Roma statüsüne göre bu türden silahların kullanımına bağlı olarak işlendiği düşünülen suçlar için UCM yargısı açıktır. UCM, bu suçların faillerini bireysel olarak yargılayabilmektedir. Bu silahların kullanımı ile ilgili devlet sorumluluğu ise yerine göre askerî müdahale gereğini de ortaya çıkarabilmektedir. Bir devletin savaş suçları, insanlığa karşı suçlar, soykırım ve etnik temizlik ile ilgili sorumluluğunun tespiti halinde BM Güvenlik Konseyi kararı ile askerî müdahalede bulunmak mümkün olabilmektedir.  


Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.