Yargı reformu: İspanya, Fransa ne yapmış, biz ne yapabiliriz?

AKP hükümetinin hazırlayıp bir hafta içinde TBMM’ye sunduğu anayasa değişikliği ‘tasarısı’ (1), fazlasıyla kutuplaşmış toplumsal ve siyasal ortamın daha da gerilmesine neden oldu. Bu kamplaşma içinde yer almayı reddeden bir grup aydının hazırladığı bildiri ise yeni bir kutuplaşma ekseni doğurdu. Bildiriye imza verenler “kimi yararsız doğruları art arda sıralayan, ‘Alice Harikalar Diyarı’nda entelektüel gezintiye çıkmış birtakım okur yazarlar” olarak nitelendi (Cengiz Çandar, Radikal, 31 Mart 2010).
Bu yazının amacı ne bu kutuplaşmayı irdelemek ne de Anayasa ‘tasarısı’nın içeriğine girmek. Yalnızca bu tasarıdan yola çıkarak, başka ‘kimi yararsız doğrular’ı sıralamaya çalışmak ve karşılaştırmalı
hukuk verilerinin nasıl kullanılabileceğini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ile ilgili örnekler üzerinden göstermeye çalışmak. Burada da temel alınacak metin, Adalet Bakanlığı’nın hazırlayıp dağıttığı ve internet sayfasına da koyduğu ‘Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Yeniden Yapılandırılması’ başlıklı kitapçık olacak.

Bir yöntem olarak karşılaştırmalı hukuk
Hukukun esas olarak yerel/ulusal niteliği ağır basan bir alan olduğu söylense de, kuşkusuz, sorunları yalnızca yerel çerçeveden görmek, bakış açısını ve çözüm önerilerini kısırlaştıracaktır. Bu nedenle karşılaştırmalı hukuk, sıklıkla başvurulan bir yöntemdir. HSYK gibi yapılar söz konusu olduğunda, bu son derece anlaşılabilirdir de. Çünkü insanın aklına ilk gelen soru “Başkalarında ne var?” olmaktadır. Bununla birlikte, karşılaştırmalı hukuktan yararlanırken kimi noktalara dikkat edilmelidir. Öncelikle, incelenen ülkelerin toplumsal ve siyasal sistemleri bütünsel olarak görülmeli, sonra yalnızca yasal düzenlemelere bakmakla yetin ilmeyip uygulamanın nasıl olduğu da incelenmelidir. Dikkat edilmesi gereken bir nokta da “bir tabula rasa ile değil; verili, belli bir kurumsal ortamla karşı karşıya” olunduğunun göz önünde bulundurulması, “en kestirme görünen çözümlerin her zaman en iyi sonucu veren çözümler olmayabileceğinin” bilinmesidir (Carlo Guarnieri/Patrizia Pederzoli, La puissance de juger, Paris: Michalon, 1996, s. 185). Son olarak, bu verilerden yararlanırken seçmeci davranılmamalıdır.

Adalet Bakanlığı’nın kullandığı veriler
Adalet Bakanlığı’nın kitapçığında, konuya ilişkin tartışmalarda “bazı yanlış bilgi ve argümanların” ortaya konulduğundan söz edilmekte ve “Yargı Reformu Stratejisinin ve Eylem Planının konuya bakışının doğru ve detaylı bir şekilde anlatılması ihtiyacının” doğduğuna değinilmektedir. Kurulun yapısına yönelik eleştiriler ile konuya ilişkin uluslararası belgelerde sunulan görüş ve önerilerin kısaca sunulmasının ardından, ‘Avrupa Ülkelerinde Benzer Kurulların Yapıları’ başlıklı bölümde karşılaştırmalı hukuk verileri sıralanmıştır. Burada, konuya ilişkin en bilindik örnekler olan Fransa, İspanya, İtalya ve Portekiz kurullarıyla birlikte; Hollanda, İsveç ve Polonya örnekleri de ele alınmıştır. Bu örneklere balkıdığında ilk akla gelen soru ‘neden bu ülkeler seçilmiş?’ oluyor. Ne yazık ki kitapçıkta bu konuda doyurucu bir yanıt bulunmuyor.

‘Kuzey Avrupa kuralları HSYK’ye örnek teşkil etmiyor’
Hollanda ve İsveç tipi “Kuzey Avrupa kurulları” Türkiye’nin de içinde sayılabileceği ‘Güney Avrupa/Akdeniz’ tipi kurullardan gerek görev ve yetkiler, gerekse oluşum biçimi bakımından ciddi farklılıklar taşırlar. Söz konusu kitapçıkta da bu kurulların ‘HSYK’ya örnek teşkil etmediği’ belirtilmektedir. Temel işlevi, yargının etken ve verimli bir biçimde işlemesini, mahkemelerin idarî ve malî açıdan yönetimini sağlamak olan bu kurullar, bu yüzden genellikle ‘Mahkemeler Örgütü/İdaresi’ (Courts’ service/ administration) olarak adlandırılmaktalar. Dolayısıyla bu tür yapıların yürütmenin güdümünde olmaları son derece doğal. Nitekim anılan kitapçıkta da belirtildiği gibi, bu kurulların tüm üyeleri, Hollanda’da Adalet Bakanı’nın önerisi üzerine Kral tarafından; İsveç’te Hükümet tarafından atanır. Farklı kimi kurullardan da örnek gösterilmesi amacıyla bu kurullara yer verildiği düşünülebilecek olsa da, niçin “benzer kurull ardan”, sözgelimi tüm üyeleri yargı mensuplarından oluşan ve ilgili Yüksek Mahkeme Başkanının başkanlığında toplanan Yunanistan örneğine yer verilmediği de sorulabilir.

Seçilebilecek en kötü örnek Polonya
Adalet Bakanlığı’nın kitapçığında yer verilen bir diğer örnek Polonya’dır. Adalet Bakanı ve Yüksek Mahkemelerin başkanlarının doğal üye olarak bulunduğu bu yapıda, kendi meslektaşlarınca seçilmiş 15 yargı mensubu yanında, yasamanın alt kanadı (Sejm) tarafından seçilen (2)
4 milletvekili ve Senato tarafından seçilen 2 senatör ile Cumhurbaşkanı tarafından atanan bir üye de görev yapmaktadırlar. Kitapçıkta da zaten bu duruma vurgu yapılmıştır. Polonya, eski komünist ülkelerden bir örnek sunulması amacıyla seçilmiş olabilir. Ancak, yine, niçin ‘benzer kurullardan’, Yüksek Mahkeme başkanlarının doğal üye olduğu ve tüm üyeleri yargı mensuplarından oluşan Litvanya gibi bir örnek yerine, oluşum biçimi nedeniyle gerek ulusal gerekse uluslararası düzlemde eleştiri konusu olan Polonya’nın seçildiği de sor gula nabilir.

İspanya yanılsaması
Yargı reformu tartışması sürecinde neredeyse her akşam beyaz camda görmeye alıştığımız bir yorumcu, sık sık İspanya örneğini vermekte ve demokratik meşruluğun bir gereği olarak İspanya’da Kurulun tüm üyelerinin yasama organınca seçildiğini söylemektedir. Konuya en genel hatlarıyla bakıldığında bu doğrudur. Hatta daha da ileri gidip, kısaca tüm üyelerin Kral tarafından atandığı da söylenebilir. Çünkü yasamanın belirlediği üyeler Kral tarafından atanmaktadır. Adalet Bakanlığı’nın kitapçığında da “bütün atamalar parlamentonun önerisi üzerine Kral tarafından yapılmaktadır” deniyor. Ancak İspanyol Kurulu’nun başkanının, Kurul üyelerince önerilip Kral tarafından atanan, aynı zamanda Yüksek Mahkeme Başkanlığı görevini de üstlenen bir yargıç ya da tanınmış bir hukukçu olduğu; Kurul üyelerinin yarısından çoğunu yargıçların oluşturduğu; yasamanın, yargıç üyeleri yargı mensuplarının gösterdiği üç katı aday arasından belirlediği; yargıç üyelerin aday gösterilmesi sürecinin yargıç örgütlerinin katılımını sağlayacak şekilde işletildiği belirtilmezse, İspanya örneğine ilişkin söylenenler eksik kalır. 

Fransa’ya ilişkin ‘yanlış bilgi ve argümanlar’
Adalet Bakanlığının kitapçığında, Fransa’yla ilgili olarak verilen bilgiler ise, ne yazık ki eskimiştir. Söz konusu metinde, “Kurulun Başkanının Cumhurbaşkanı, Başkan Yardımcısının Adalet Bakanı olduğu, Kurulda Yargıtay’dan hiç temsilci bulunmadığı” belirtilmektedir. Bu veriler, 2008 öncesine aittir. Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin girişimiyle başlatılan ve uzlaşmayla gerçekleştirilen “V. Cumhuriyet Kurumlarının Modernleştirilmesine İlişkin” Temmuz 2008 anayasa değişikliği kapsamında, Kurulun yapısı ile görev ve yetkilerinde de kimi değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerin en önemlileri, Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı’nın Kuruldan çıkarılması (3); Kurulun yargıçlarla ilgili dairesine Yargıtay Başkanı’nın, savcılarla ilgili dairesine Yargıtay Başsavcısı’nın başkanlık edeceğinin öngörülmesi; ayrıca savunmanın da Kurulda bir avukat üyeyle temsil edileceğinin hükme bağlanmasıdır. Anayasanın söz konusu maddesi, Kurula ilişkin organik yasanın çıkarılmasıyla birlikte yürürlüğe girecektir. Söz konusu yasa tasarısı şu anda yasama organında görüşülmektedir. Anılan maddenin henüz yürürlüğe girmemiş olması dolayısıyla Adalet Bakanlığı’nın kitapçığında eski bilgilere yer verilmiş olduğu düşünülebilse bile, hâlâ Kurulun Başkanının Cumhurbaşkanı, Başkan Yardımcısının ise Adalet Bakanı olduğunu savunmak gerçekçi değildir. (4)

Sonuç
Türkiye’nin kapsamlı bir yargı reformuna gereksinim duyduğu gerçeği yadsınamaz. Kalıplar ve kutuplar çerçevesinde düşünmeye alışmış zihinlere ilginç görünebilir ama, bu satırların yazarı, içinde Adalet Bakanının şu ya da bu biçimde yer aldığı, yargının her düzeyinin temsil edildiği, avukat ve öğretim elemanlarının da üyesi olduğu, üyelerinin bir bölümünü, çerçevesi iyi çizilmek koşuluyla, yasamanın seçtiği bir Kuruldan yana. Ne var ki, “Bırakın anayasayı bu ortamda kira kontratı bile yapılmaz” saptamasının anayasa hukukçularınca dile getirildiği (Serap Yazıcı, Mine Şenocaklı söyleşisi, Vatan, 18 Ocak 2010) bir ortamda, 1982 Anayasası’na benzer bir yöntemle yapılacak bir anayasanın öngöreceği bir yapılanmanın, bir önceki Kurulun yazgısını paylaşacağı ve Anayasa’nın kabul edildiği gün, hiç sona ermemiş olan ‘nasıl bir HSYK’ tartışmasının alevlenerek devam edeceği de belirtilmelidir.

Arş. Gör. Burak Çelik: Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı

1) Milletvekillerinden gelen yasa önerileri “teklif”, Bakanlar Kurulu’nun hazırladığı öneriler ise “tasarı” adını taşırlar. Anayasa’ya göre, anayasa değişikliği önerileri ise ancak milletvekillerince ‘teklif’ edilebilir (md. 175). Anayasa değişikliği sürecinin yasama organında, bugünlerde pek rağbet edilmeyen, uzlaşma yoluyla işletilmesini sağlamayı amaçlar
görünen bu düzenlemeye karşın, AKP önerisi, Başbakan başkanlığında ve bakanların da içinde yer aldığı bir kurulca hazırlanmış, Başbakan yardımcısı ve hükümet sözcüsü tarafından açıklanmıştır. Paket için siyasal partilerden
ve sivil toplum örgütlerinden destek amacıyla düzenlenen ziyaretler de bakanlarca gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla söz konusu öneri “tasarı” olarak adlandırılabilir.
2) Kitapçıkta yanlış bir kullanımla ‘parlamento tarafından seçilen’ denilmekte; oysa ‘parlamento’ yasamanın her iki kanadını kapsayan bir terim.
3) Fransa’da Cumhurbaşkanının ve Adalet Bakanının Kurul içindeki varlıklarının uzun yıllar eleştiri konusu olduğu, 1993 Anayasa değişiklikleri ve 1998’de başlayıp 2000’de sonuçlandırılmadan bırakılan Anayasa
değişikliği girişimleri sırasında da özellikle Adalet Bakanı’nın Kurul üyeliğine son verilmesinin gündeme geldiği belirtilmelidir.
4) Öte yandan, Adalet Bakanlığı’nın bu gelişmelerden haberdar olmadığının düşünülmesi bile yakışık almaz. Üstelik, Yargı Reformu
Stratejisi Taslağı hakkında üniversitelerden istenen ve daha sonra Adalet Bakanlığı’nın internet sayfasında yayımlanan görüşlerden birinde de, bu gelişmelere dikkat çekilmiştir (Prof. Dr. Sibel İnceoğlu’nun görüşü için bkz.,
www.sgb.adalet.gov.tr/yrs/bildirilengorusler.html).


Radikal


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.