Yargı Reformunu Anayasa mı Engelliyor?


Siyasi partilerin, sendikaların, sivil toplum örgütlerinin, hukuk fakültelerinin vb. katılacağı bir toplumsal uzlaşma zemininin aranması yeni bir anayasa için olmazsa olmaz koşuldur.


İki haftadan beri kamuoyu, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan üçü geçici olmak üzere 29 maddelik anayasa değişikliği teklifini tartışıyor. Teklifin lehinde ve aleyhinde olanların, iddia ettikleri birbirine zıt gerekçelerle yine bir kavram karmaşası yaratıldı. Tarafların neyin doğru ya da yanlış olduğunu karşılıklı suçlamalar yerine inandırıcı gerekçelerle ortaya koymaları gerekiyor.

Bir toplum sözleşmesi niteliğinde olan anayasaların yapımı ve değişikliğinin bu niteliğe uygun olarak yapılması gerekliği tartışmasızdır. TBMMye sevk edilen değişiklik teklifinin toplumsal uzlaşmaya dayanması gerekirken, teklif bir dayatmacılık örneği olarak bir hafta içinde Yüce Meclis’e gönderildi.

Toplumda huzuru sağlamaz

Anayasa değişiklik teklifi hakkında yapılabilecek en etkili eleştiri, teklifin, uzlaşmaya dayanmadan bir hükümet tasarısı gibi Meclise getirilmiş olmasıdır. Belirli sayıda milletvekilinin şeklen imzalamış olması, yürütmenin kendisi için hazırladığı bilgisini ortadan kaldırmayacaktır. Çünkü kamuoyu, siyasi iktidar mensuplarının Cumhuriyetin temel ilkelerine aykırı bulunarak iptal edilen işlemleri ile ilgili olarak yargı kararları hakkında yaptığı eleştirileri unutmamıştır.

Toplumsal uzlaşmaya dayanmayan bir anayasanın bir şekilde yasalaşması mümkündür. Ancak özü itibarıyla benimsenmeyen bir anayasa olur ki bunun da toplumda huzuru sağlaması mümkün olmaz.

Hukuk devleti, devletin her kademedeki işlemlerinin hukuka ve yargı denetimine tabi olduğu, kişinin yargı güvencesi altında olduğu bir sistemi şart koşar. Hukuk devleti bağımsız yargı tarafından denetlenen devlettir. Hukuk devletinde, kuvvetler ayrılığı, kuvvetlerin tek elde toplanmamasını sağladığı için, yönetimin yapacağı baskıyı ve ayrımcılığı önleyen tek siyasi yöntemdir.

Teklif edilen anayasa değişikliği; iktidarın kendi gücü için gerekli olan, yargıya yönelik 3 temel konu dışında, garnitür niteliğindeki diğer maddelerden oluşmaktadır.

Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu hakkında teklif edilen yapısal değişiklik, yürütmenin yargı üzerindeki hâkimiyetini kanıtlayan bir yapıyı sergilemektedir.

Yargı yürütmeye bağımlı olacak

Cumhurbaşkanının yetkilerinin çok geniş olduğu öteden beri eleştiri konusu iken, değişiklik teklifinde aksine bu yetkiler ciddi şekilde arttırılmıştır. Yüksek yargıyı yürütmenin hâkimiyetine sokan bu yapısal değişiklik, yargı bağımsızlığını sağlamak şöyle dursun, yargıyı yürütmeye daha da bağımlı hale getirecektir. Yasama ve yürütmenin tek elde toplandığı bu iktidar döneminde, değişiklik yasalaşırsa, yargı erki de iktidarın kontrolü altına girmiş olacaktır.

Unutmayalım ki hukuk devleti anayasanın değiştirilemeyecek ilkelerinden biridir. Bu ilkeye aykırı her değişiklik anayasaya aykırı olacaktır.

Siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılmasına ilişkin değişiklik teklifini demokrasi adına savunmak anlamsız görünmektedir. Çünkü parti kapatma davasının açılması için önkoşul olarak TBMMde kurulacak bir komisyondan olumlu mütalaa almak hem esas hem de şekil bakımından imkânsız gibidir. Uygulamada, siyasi partilerin kapatılamayacağı gibi bir sonuç ortaya çıkacaktır.

Kamu yararına iptale engel

Yargı yetkisi.... hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz cümlesinin değişiklik teklifine hangi amaçla konulduğunu anlamak hiç de zor değildir.

Yargı, idarenin eylem ve işlemlerini hukuka uygunluk açısından denetleme yetkisine sahip olduğuna göre, esasen yerindelik denetimi yapamaz. Özel olarak bu ifadenin yer alması, yürütmenin bazı işlemlerinin kamu yararı nedeniyle iptalini önlemeye yönelik olduğu izlenimini vermektedir.

SONUÇ: Bir süreden beri yaşadığımız hukuksal sorunların çözümü aslında Anayasa Değişiklik Teklifi ile ilgili değildir. Demokratik rejimin belkemiği olan güven ve yargının itibarının sağlanması için yargı reformu birincil hedef olmalıdır.

Hukukun kalitesini bilgili, nitelikli, donanımlı hukukçular yükseltir. Hukuk öğretiminin kalitesinde bir farklılaşma olmadıkça, tarafsızlığını kaybetmiş, siyasallaşmış, birikimi itibarıyla olgunlaşmamış yargıçlar, savcılar ve avukatlar yargıyı aşağıya çekmeye devam edecektir.

Siyasi partilerin, sendikaların, sivil toplum örgütlerinin, hukuk fakültelerinin vb. katılacağı bir toplumsal uzlaşma zemininin aranması yeni bir anayasa için olmazsa olmaz koşuldur.

Prof. Dr. Aysel Çelikel/ ÇYDD Genel Başkanı - Cumhuriyet

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.