Yargı sistemi neden çöküyor?

Yusuf Çağlayan / Emekli Askeri Hakim

Yargı reformuna dair çalışmalar incelendiğinde, çözümün kurumsal yapılanma bazında öngörüldüğü dikkati çekmektedir. Oysa, yargıya intikal eden ihtilaflar artık önünde hiçbir yapının dayanamayacağı bir dosya seline dönüşmüştür. Yargı reformunda temel sorun, yargının kurumsal yapılanması ve kurumsal kapasitenin artırılmasından çok daha önce, toplumda yargıya intikal eden ihtilafların nedenlerini tespit ederek, öncelikle bu noktada reformlar gerçekleştirmek gerekmektedir.

İnsan, potansiyel olarak başkasının hak ve hukukunu ihlal edebilecek karakterde bir varlıktır. Bu sebeple, bireyleri başkasının hak ve hukuku ile sınırlamak, disiplin altına almak gerekir. Bu, toplumsal yaşamın haklı bir zaruretidir. Çünkü, salt kişisel hazlarına ve çıkarlarına odaklanmış birey ve topluluklar, odaklandığı çıkar ve ihtiraslarına engel olan bütün sınırlamalarla çatışma halinde olacaktır. İşte bireyler arası ilişkilerde karşılıklı çıkar dengesine ve hakkaniyete dayalı bir uzlaşmanın sağlanması ve dolayısıyla toplumsal barışın tesisi, bireylerin bunu sonuç verecek bir bilince ve iradeye sahip olmalarını gerekli kılar. Elbette bu bilincin salt zoraki tedbirlerle, yasal ve polisiye önlemlerle sağlanması mümkün değildir. Kabul edilmelidir ki, günümüz toplumunda ilişkileri yoğunlaşan, karşılaşma alanları ve o oranda da ihtilafları çeşitlenen bireylerde, başkasının hukukuna saygı ve riayet bilincini ve iradesini besleyen manevi ve kültürel dinamikler, modernist düşüncelerin aksine, günümüzde daha da şiddetlenen bir ihtiyaç haline gelmiştir. Eğer bireylerin başkasının hak ve hukukuna riayet bilincini toplumun geneline hakim kılacak manevi bir ilke söz konusu değil ise, bireylerin haz ve çıkarlarında en uç noktaya doğru yönelimini nasıl önleyeceğiz? Salt yasalar ve polisiye tedbirlerle mi? Mahkemeleri büyüterek ve hapishaneleri yaygınlaştırarak mı?

Ülkemizde yargı sistemini yetersizleştiren, giderek bireylerin hukukunu güvence altına almaktan uzaklaştıran, adaleti geciktiren asıl sebep, yargıya intikal eden ihtilaf yoğunluğudur. Çok gecikerek de olsa verilen hükümler yerine getirilememektedir. İdare mahkemeleri, vatandaş-devlet ihtilafları ile dolup taşmıştır. Dosyalar artık mahkeme kalemlerinin raflarından koridorlara taşmıştır. Kararlar, verildiği tarihten itibaren 6 ay gibi bir süre sonra yazılabilmektedir. Adliyelerde icra dairelerinin sayısı artmakta, her bir icra dairesindeki takip dosyaları ise on binleri aşan miktarlara ulaşmış bulunmaktadır. Adli yargıdaki ihtilaflar ve ceza davaları da bir mahkemenin kapasitesini aşan hacme ulaşmıştır. Yüksek yargı adeta sürekli dolan ve aşağıdan aynı oranda çıkış olmadığı için sürekli göllenen bir dosya barajına dönüşmüş bulunmaktadır. İl ve ilçelerdeki bütün mahkemelerin karara bağladığı dosyalar büyük oranda Yargıtay'a intikal etmektedir. Bu kadar iş yükünü sadece Yargıtay'ın veya bölge veya mahal mahkemelerinin kurumsal kapasitesini artırarak çözmek mümkün değildir.

Yargıya intikal eden ihtilafların kaynaklarından en önemlisi, yasaların yargıya intikalle çözümlenebilecek bir dizi yeni ihtilafların önünü açma işlevinden kaynaklanmaktadır. Örneğin, 6000 sayılı kanun ile askerî öğrencilerden tahsil edilen personel ve amortisman giderlerinin geri iadesi hüküm altına alındı. Ancak, güncel değerler ve yasal faiz konularındaki boşluk, bu konuda oluşacak binlerce ihtilafı yargıya taşımanın önünü açmıştır. Hatta öyle yasalar vardır ki, yıllar önce işi bitmiş ve arşive kalkmış dava dosyalarının dahi yeniden ele alınıp ek kararlar verilmesini gerekli kılmaktadır. Bu sebeple, mevzuatın muhtemel ihtilafları öngörerek doğrudan çözümler üretecek içerikte çıkarılması, uygulama sürecinde de içtihatlar çerçevesinde restore edilmesi gerekmektedir. Bu konuda yüksek mahkemeler mevzuat hükümlerinin restorasyonu konusunda yasama organına teklif sunmakla görevlendirilmelidir.

YARGI ÖNCESİ YAPILABİLECEKLER CİDDİYE ALINMIYOR

Yargıya intikal eden ihtilafların temel sebepleri arasında, bireyler arası ilişkileri şekil, içerik ve usul olarak yasal standartlara bağlayan mevzuat boşluğu yer almaktadır. Öyle ki, çoğu ihtilaflar güven esasına dayalı ilişkilerden çıkmaktadır. Vatandaşlarda, ilişkilerini usulüne uygun hukuki belgelere dayandırma bilinci bulunmamaktadır. Bu konuda kendilerine hukuki yardım yapacak veya ilişkilerini hukuki standartlara uygun olarak düzenleyecek noter veya avukat ücretlerinin yüksek olacağı önyargıları vatandaşları, bu konularda ileride bedelini ağır bir biçimde ödeyeceği ihmallere sürüklemektedir. İhtilafların kaynağında önünün kesilmesi için, öncelikle yargıya intikal etme potansiyeli bulunan bütün gerçek ve tüzel kişi ilişkilerini hukuki standartlara bağlamak, vatandaşın bu hukuki standartlara uyması için gerekli yasal önlemleri almak, bu konuda alacağı hukuki yardım ücretlerini makul ve karşılanabilir miktarla sınırlamak gerekir. Yargıya intikal eden ihtilaflara baktığımızda, davaya konu ilişkilerin sözleşmeye bağlanmış olanlarda dahi ilişkinin hukuki gerçekliğini yansıtmadığı görülmektedir.
 
Yargı öncesi süreçteki hukuki ilişkilerdeki yasal standartlarda var olan boşluklar, yargıya ihtilaflar olarak aksetmektedir. Hukuki standartlara uygun düzenlenmemiş ilişkiler yargıya intikal ettiğinde, açılan davaların belge yetersizliği nedeniyle çözümlenmesi uzamakta, kararlar yetersiz delillere dayanmakta, temyiz aşamasında da bozulmaktadır.

Yargı sürecindeki yasal prosedürler adeta dava dosyalarını bloke eden bir sistem oluşturmaktadır. Bu blokaj, yargının iş yükünün girdi ve çıktıları arasındaki dengeyi bozmakta, yerel mahkemelerde de, yüksek mahkemelerde de kararların gecikmesine yol açmakta ve isabet oranına olumsuz etki etmektedir. Gecikerek verilen kararlar adaleti sağlamamaktadır. Prosedürlerin tekrarının önlenmesi için, temyiz aşamasında tetkik hakimliğince yapılan ön inceleme ile belirlenen dosyadaki noksanlıkların yerel mahkemelerden tamamlanması istenebilmeli, bu eksiklik giderildikten sonra davayı kesin olarak bitirecek şekilde karar verilmelidir. Eksiklik giderildikten sonra karar onanacak ise veya düzeltilerek onanacak ise bozma verilmemelidir. Yargı süreçlerini uzatan sebeplerden birisi de yazışmalara cevapların gecikmesidir. Bunu önlemek için adli evrak formatı geliştirilmeli, belli renkte, örneğin kırmızı renkli evrak, bütün kurumların öncelikli/bekletilmeksizin cevaplanacak evrak olarak kabulü sağlanmalıdır.

Davaların geç karara bağlanmasındaki en önemli etkenlerden birisi de, ilk tensip kararının eksik alınmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü, aynı zaman diliminde ikmal edilecek noksanlıklar, eğer birisi eksik kalmış ise, noksanlık ikmal sürecini yenilemeye yol açmaktadır. Teftişlerde, dosyaların karara bağlanmasındaki gecikmelerin nedenleri önem kazanmalıdır.

Mahkeme kararları yasal boşluklar sebebiyle uygulanamamaktadır. Uygulanamayan kararların hiçbir anlamı yoktur. Örneğin, borçlu şirketler, karar öncesi mal varlığını devrederek veya hatır senetleri ile öncelikli haciz koydurarak hükümleri boşa çıkarmaktadır. Şirketi borçlanmış kişiler, iflas masasına gidip veya şirketi kapatıp, başka kişiler üzerinden paravan şirketler kurarak, alacaklıya iflas etmiş şirketi adres göstermektedirler. İnşaat hukuku ve müteahhitlik sözleşmelerinden kaynaklanan ihtilaflar, kooperatif ihtilafları, tamamen yaptırımsız ve yetersiz mevzuattan kaynaklanmaktadır. Kötü niyetli kişiler, aynı daireyi birçok kişiye satabilmekte, kendi payını satıp inşaatı tamamlamadan kayıplara karışabilmektedir. Bu konularda adalet sistemimiz hiçbir çözüm getirmemektedir. Ekonomik suçlara ekonomik cezalar, kötü niyetli kişilerin ödemedikleri borçlarına bir de yine ödemeyecekleri ceza borcunu eklemekten başka hiçbir işe yaramamaktadır.

İdari davalar, idareyi temsil edenlerin idari müracaatlara hiç cevap vermemesi ya da hiçbir sorumluluk almadan olumsuz cevap vererek, aslında asli vazifesini yerine getirmeyerek her şeyi yargıya pas etmesi; bir kez idari yargıya intikal ettikten sonra da, temyiz, karar düzeltme süreçlerinin tamamını kullanması sonucu, bugün bir idari davanın sonuçlanması 10 yılı aşmaktadır. İdari kurumlar, mevzuat ve yargı kararları doğrultusunda uygulama ilkeleri oluşturarak, emsal uygulaması yapmamakta; kişisel kararları esas almaktadır. Emsal kararlara göre aynı kararın çıkacağını bile bile, aynı durumda olan her kişi için kişiye özgü karar istemektedir. Bu sebeple idari yargıdaki iş yükü büyük oranda, idarenin bu tutumundan kaynaklanmaktadır. İdareyi temsil edenlerin kendi bilgisizliği, yetersizliği ve sorumluluktan kaçıp işin kolayını seçerek işi mahkemelere pas etmesi gibi nedenlerden kaynaklanan idari yargı iş yükünü, mahkemelerin kapasitesini artırarak çözmek yerine, idari yargıda da yargı öncesi idari süreçlerdeki iyileştirmelerle ve düzenlemelerle çözümler üretmek yararlı olacaktır.(Zaman)



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.