Yargı ve Siyaset Sorunu
Bir yandan üslûb unsurunu da içeren şeklî konulara temas eden bu tepkilerden bir bölümü, esasen yargının ‘siyaset yapmama’ yükümlülüğünün ihlâl edildiğini ileri sürmektedir. Yargının siyaset yapmama yükümlülüğünün ihlâl edildiği iddiâsının biraz daha ileri bir biçimi ise, bu törensel konuşmaların ‘siyâsete ayar verme’ noktasına kadar varan bir haddini bilmezlik olduğunu vurgulamakta. Buna karşılık, farklı görüştekiler ise, AYM Başkanı’nın hukukun temel ilke ve kavramlarını tane tane aktarıp bunlara neden ve nasıl saygı duyulması gerektiğini vurgulayan ‘ders’ mahiyetinde bir konuşma yaptığını belirtirken, TBB Başkanı’nın konuşma süresini aşma ve yer yer polemikçi bir dil kullanmak dışında, özünde hukuk ihlâllerine dikkat çeken, doğruları daha fazla bir mesaj ilettiği yönünde. İkinci görüşte olanların bir diğer ortak vurgusu da, ‘siyaset’in hukuka saygı göstermemesi hâlinde, özellikle yargının bu saygısızlığın müeyyidesi niteliğinde kararlar almasının ‘yargının siyaset yapması’ biçiminde eleştirilemeyeceği idi. Acaba kim haklı?

Bir noktayı öncelikle teslim edelim. 2002 yılı sonunda iktidara geldiği dönemden 2010 Anayasa değişikliklerine, belki de 2011’deki %50’ye yakın oy oranının temsil ettiği seçim zaferine kadar, bürokratik vesâyetçi odaklarla mücadele etmek zorunda kalmış olan AK Parti iktidarını anlamak mümkündür. Bu arka plân üzerinde, gerek Başbakan, gerek hükûmet, parti ve kamuoyundaki destekçileri, yargıdan gelen her türlü tersliği, geriletilen ama tamamen bitirildiği söylenemeyecek olan vesâyetçi odakların hükûmeti yıkma tertiplerinin birer parçası olarak takdim edebilmektedirler. Buna karşılık, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) AYM ve Yargıtay’a, HSYK’dan TBB’ye, çok farklı kurumların, bu kurumları temsil konumunda olan çok farklı kişiliklerin tümünün birden AK Parti ve hükûmet karşıtı komploların içinde oldukları, irrasyonel komplo teorilerinin çok revaçta olabildiği bu coğrafyada bile iknâ edicilikten ne kadar uzak durduğunu da görmek de gerekiyor.

Kritik sorun, galiba yargı ve siyaset kavramları üzerinde ortak bir noktada buluşabilmek. Yargı, en basit ifâdeyle, herhangi bir fiil veya tasarruf hakkında ileri sürülen hukuka aykırılık iddiaları hakkında hüküm verme fonksiyonunu ve bu fonksiyonu yerine getiren kurumsal yapıyı anlatır. Hukuk devleti ilkesinin benimsendiği yerlerde bu fonksiyon bağımsız mahkemelerce yerine getirilir ki, bunun en önce gelen anlamı yasama ve yürütme organlarının yargının yerine geçemeyecekleridir.

Şimdi, bu açıdan somut bazı örneklere bakalım ve ilk örnek olarak 1 Mayıs’ta yaşananları alalım. Anayasa ve kanun herkesin önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yapma hakkının varlığını kabul ediyor. Buna karşılık kanun, yürütme ve idareyi bu hakkın kullanılmasıyla ilgili ‘izinsizlik’ ile bağdaşmayan yetkiler veriyor. Nitekim Sayın Başbakan ve diğer hükûmet yetkilileri ve mülkî âmirler, örneğin toplantı ve gösteri yerinin kendilerince belirlendiğini, yine örneğin Taksim Meydanı’nın bu yerlerden olmadığını ileri sürüyorlar. Oysa Anayasa gereği kanundan daha üstün olan AİHS böyle demiyor. AİHS’nin bu konuda ne dediğini AİHM’nin konuyla ilgili kararları açıkça ortaya koyuyor: Toplantı ve gösterinin yerini toplantı ve gösteriyi düzenleyenler belirler. Dolayısıyla hükûmetin bu konudaki ısrarı, sürekli ve sistematik olarak AİHS’yi ihlâl etmekle ve dolayısıyla Türkiye’nin Avrupa Konseyi nezdindeki yükümlülüklerine aykırı hareket etmesiyle sonuçlanıyor.

İkinci örnek AYM’nin ünlü ‘Twitter kararı’. Hükûmet ve destekçilerine göre AYM, yetkisinin sınırlarını aşmış, olağan kanun yollarının tüketilmesi ön şartı gerçekleşmediği halde konuyla ilgili karar vermiştir. Buna karşılık AYM, ‘bireysel başvuru’ hakkının özünde kendisine verilmiş olan AİHM içtihatlarıyla uyumlu davranma görevi doğrultusunda hareket ederek ve (yürütmeyi durdurma kararını uygulama konusunda idarenin savsaklayıcı davranışı karşısında) olağan kanun yollarının etkili olmadığını da göstererek karar verdiğini vurgulamış ve üstelik bu kararı verirken internete erişim yasağı kararının kanunî dayanaktan yoksun olduğunu açıkça tesbit ettiğini de belirtmiştir.

Burada AK Parti açısından gâyet çarpıcı ve ironik bir çelişki bulunmaktadır. Bir yandan AİHS bağlamındaki haklar ‘bireysel başvuru’yu bir iç hukuk yolu olarak getirmek, AYM’yi de bu konuda AİHM gibi davranmaya teşvik eden terim yerindeyse bir “Türkiye İnsan Hakları Mahkemesi” fonksiyonuyla donatmak, diğer taraftan da AYM’nin tam da böyle yaptığı için yetkisini aşmakla, hattâ gayri millî olmakla itham etmek.

Benzer bir ironik çelişki HSYK konusunda yaşanmıştır. 2010 Anayasa değişiklikleriyle HSYK’nın yapısını demokratik meşrûiyet temelini güçlendirecek biçimde değiştiren ve Adâlet Bakanı’nın özellikle yargıçlar üzerindeki yetkilerini azaltan AK Parti, buradan tam bir geri dönüşle Adâlet Bakanı’na büyük yetkiler vermeye yönelince, yeni HSYK kanununun bu hükümleri, sâdece hukuk devleti ilkesinin gereği olan yargı bağımsızlığına değil, daha somut olarak 2010 Anayasa değişikliklerine de aykırılık gerekçesiyle AYM tarafından iptal edilmiştir.

Bütün bu örneklere ek olarak, hükûmetin ve idârenin çeşitli tasarruflarına karşı idârî yargı tarafından verilen ve örneğin Danıştay’ın kesinleşen Taksim projesini iptal kararı gibi iptal ve diğer yürütmeyi durdurma kararları karşısında zaman zaman yükselen “kim ne derse desin biz bildiğimizi okuruz” tavrını ayrıca zikretmeye gerek var mı?

Siyaset kavramına gelirsek: Pek çok kavram gibi kullanıldığı bağlamlara göre değişik anlamlar kazanabilen siyaset, yargı ile ilişkisiz bir kavram değildir. Başta değindiğim üzere yargı, hukuka aykırılık iddialarıyla ilgili hüküm verme fonksiyonunu ifâde eder ve bu, örneklemeye çalıştığım gibi, yasama çoğunluğunun ve buna dayanan yürütme erkinin tasarrufları hakkında da geçerlidir. Bu nedenle de, yargı fonksiyonunun yerine getirilmesi, toplumsal ve siyasî değerlendirmeler yapmayı da içerir ki, bu anlamda yargıyı siyasetten tamamen ayırmak mümkün değildir. Dolayısıyla, yargının hukuka uygunluk/aykırılık ile ilgili değerlendirmelerini ve kararlarını münhasıran ‘parti siyaseti’ bağlamına çekmeye çalışmak yanlıştır ve bu yanlış temelinde atılacak yeni adımların da yine yargı tarafından mahkûm edilmesi kaçınılmazdır. O kadar ki, yargı örgütüne yönelik hiçbir tasarruf, yargıyı parti siyasetine tâbi kılma sonucunu vermeye yetmez ve yetmeyecektir.

Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.