YARGIDA ALTERNATİF ÇÖZÜMLER NEDEN BAŞARILI OLMUYOR?
 Yargı yolunun pahalı oluşu, uzun sürmesi ve etkisizliği bu yönelişin gerekçelerinden bazısı. Ancak bu çözüm arayışlarının da bekleneni vermediği gözlenmektedir. Dolayısıyla
başarılı olmayan bir uygulamadan bahsedebiliriz. Bunun çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Bunun için son dönemlerdeki önemli alternatif uyuşmazlık çözüm arayışlarına bakmak, her biri için ayrı ayrı başarısızlık nedenlerini sorgulamak gerekir.
Alternatif olarak tercih edilen yolun kendisinden ziyade bu tercihi etkisiz kılıcı mevzuat düzenlemeleri yapılması, yasanın uygulayıcısı kurum yahut kurumların uygulama isteksizliği, tanıtım, eğitim, bütçe ayırımı, yer ve personel tahsisi gibi altyapısal sorunlar, alt düzenleyici işlemlerin geç ve ihtiyacı karşılar nitelikte olmaması, uygulama sorunlarının tespit edilmemesi, yapılan tespitlerinse isabetsiz oluşu, bu doğrultuda düzenleme yapılmaması veya hatalı düzenlemelere gidilmesi gibi etkenleri, alternatif çözüm uyuşmazlıklarının başarısızlığında sıralayabiliriz. 

Bu yazıda ceza hukukunda uzlaşma, arabuluculuk, tüketici hakem heyeti uygulamaları gözetilerek son zamanlarda gündeme getirilen iş davalarının tümü, 10.000 TL’ye kadar ki ticari davalar ve 2.500 TL’ye kadar olan icra davalarında arabuluculuğun zorunlu, tüketici davalarında ise tüketici hakem heyeti veya arabuluculuk seçeneğinin getirileceğine dair
yasa çalışması yapıldığı açıklamaları değerlendirilmeye çalışılacaktır.
II. Ceza Hukukunda Uzlaşma


01.06.2015 tarihinde yürürlüğü giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 73. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 253 ve devam eden maddeleri ile ceza hukukuna uzlaşma kurumu getirilmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun gerekçesinde; ceza adalet sisteminde sadece suça karşı ceza yaptırımı sistemi yerine suç mağdurlarının yararlarının korunması, tatmin edilmesi, zararın giderilmesi ve onarımının sağlanması gerektiği, bununla birlikte bu düzenleme ile taraflar arasında barışın sağlaması, devletin katlanmak zorunda kalacağı masraflardan kurtulması, kamunun da yararının korunması, adaletin sağlanması, failin toplumla bütünleşmesinin sağlanmasının amaçlandığı
belirtilmiştir.
Uzlaşma müessesesinin ceza hukuku sistemine getiriliş gerekçesi ile ortaya konulan amacı çağdaş bir ceza adalet sistemi yönünden olumludur. Ancak uzlaşmanın şartları arasında sayılan failin suçtan dolayı sorumluluğunu kabul ön şartı, failler tarafından kabul görülmeyerek bu düzenlemenin adeta ölü doğmasına neden olmuştur. Yazının başında bahsettiğim üzere hukukta alternatif yolların uygulama kabiliyeti kazanmamasının önemli nedenlerinden birisi, o alternatif yolun tercih edilen koşulları itibariyle uygulama gerçekliğinin bulunmamasıdır.
Uzlaşmanın ilk halinde kanuni düzenlemeler bir hayli yetersizdi. Bu yetersizlik, uygulayıcının içtihadı ile doldurulamayacak ölçüdeydi. Var olan düzenlemelerde, uzlaşmanın uygulanmasındaki en önemli engeldi. Nitekim mağdurun zararının uzlaşmaya uygun olarak giderilmesi ve uzlaştırma işleminin giderlerinin fail tarafından ödenmesi halinde soruşturma evresinde kovuşturmaya yer olmadığına, kovuşturma evresinde ise davanın düşmesine karar verilecekti. Ancak uzlaşmanın sağlanamaması
yahut uzlaşmanın sağlanmasına rağmen Baro tarafından atanan uzlaştırıcının ücret ve giderlerinin nasıl ödeneceği düzenlenmemişti. Bu düzenleme uyarınca Barolar tarafından uzlaştırıcı ücret ve giderleri belirlenerek bu ödeminin peşin olarak yatırılmasından sonra uzlaştırıcının görevlendirileceği bildirilmekteydi. Çoğu uzlaşma işlemi bu ödemeler yapılmadığından hiç başlanamamıştı.

Görüldüğü üzere bu yönüyle de uzlaşma kurumunun işlevini yerine getirmemesi, yasa koyucu tarafından öngörülmesi gereken fakat öngörülemeyen etmenlerden kaynaklanmıştı.
Uzlaşmanın mali ve bürokratik yönleri gözetildiğinde, uzlaşmanın şikayete tabi suçlarda uygulanması düzenlemesinden dolayı savcılık ve mahkemeler uzlaşma yerine şikayetten vazgeçme prosedürlerini kullanmaktaydı.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı yasa ile uzlaşma müessesi neredeyse yeniden yapılandırıldı. Ancak bu değişikliklerde istenilen sonucu vermediğinidüşünmekteyim. Yeni düzenleme ile artık Cumhuriyet savcıları ve mahkemelerde uzlaştırmayı bizzat gerçekleştirebilmekte, yahut hukuk öğrenimi görmüş kişiler arasından uzlaştırmacı görevlendirebilmekte veya uzlaştırmacı olarak bir avukat görevlendirmesini barodan isteyebilmektedirler. 

2008 yılından itibaren İstanbul Barosundan istenilen uzlaştırmacı avukat görevlendirme istatistikleri aşağıdaki gibidir


Not 2: Uzlaşma ile sonuçlanan/sonuçlanmayan dosyalarda Baroya sunulan raporlar dikkate alınmıştır. Baroya henüz sunulmamış raporlarda bulunmaktadır.

SORUŞTURMA EVRESİNDE UZLAŞMA İŞLEMLERİ KOVUŞTURMA EVRESİNDE UZLAŞMA İŞLEMLERİ 
Not 1: Taraflara ulaşılamama, müzakerelere katılmama nedenleride uzlaşma ile sonuçlandırılamayan dosya sayılmıştır. İstanbul gibi büyük bir kentte bu tablo, neredeyse barodan hiç uzlaştırmacı avukat istenmediği sonucuna bizi vardırabilir. Savcılıkların yahut mahkemelerin bizzat gerçekleştirdikleri veyahutta hukuk öğrenimi görmüş kişiler arasından görevlendirdiği uzlaştırmacı istatistiklerini ise bilememekteyiz. Adalet Bakanlığının “Ceza Adalet Sisteminde” başlıklı uzlaşma uygulamaları web sitesinin “İstatistik” bölümünde, “Son Güncelleme 06 Ağustos 2009 04:45” ibaresinden başka uzlaşmaya ilişkin istatistiki bir bilgiye yer verilmemiştir.

2013 yılında soruşturma evresinde Baro’dan talep olunan uzlaştırmacı avukat sayısı 63, kovuşturma evresinde 18; 2014 yılında soruşturma evresinde 11, kovuşturma evresinde 9 olmuştur. Bu azalmanın nedeni, hukuk öğrenimi görmüş uzlaştırmacılarda aranan şartların, Ceza Muhakemesi Kanuna Göre Uzlaştırmanın Uygulanmasına İlişkin Yönetmelikte
yasaya göre daha geniş yorumlanarak düzenlenmesi olabilir. 
5271 sayılı CMK’nın 253/9. maddesinde “hukuk öğrenimi görmüş kişilerinde” uzlaştırmacı olarak görevlendirilebileceği belirtilmiştir. Madde düzenlemesi hukuk fakültesi mezununu kastetmiş olmasına rağmen, 26.07.2007 gün ve 26594 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmeliğin 15. maddesinin 1. fıkrasının b ve c bentlerinde yer alan: “b) Hukuk veya
hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idarî bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmak”, “c) Hukuk dalında yüksek lisans ya da doktora yapmış bulunmak” hükümleri ile yeterli olmayan hukuk dersleri alan ve mu4 http://www.uzlasma.adalet.gov.tr/ Web sitesine son erişim 04.06.2015

hakeme formasyonu bulunmayan fakülte mezunlarının da uzlaştırmacı olarak kabul edilmesinin yasaya aykırı olduğundan bahisle İstanbul Barosunca açılan davada, Danıştay 10. Dairesince verilen 11.03.2008 gün ve 2007/6843 E. sayılı yürütmenin durdurulması isteminin reddi kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15.05.2008 gün ve 2008/463 YD.
İtiraz No’lu kararı ile kaldırılarak yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir. Danıştay 10. Dairesinin 20.06.2011 gün ve 2011/2365 K. no’lu kararı ile bu düzenleme yönünden oy çokluğu ile iptal isteminin reddine karar verilmiştir. Böylelikle yönetmeliğin genişletilmiş hukuk öğrenimi görmüş kişi kavramı uygulama işlemi haline gelmiştir. Barodan uçzlaştırmacı avukat yerine bu kaynaktan uzlaştırmacıların atandığını düşünmekteyim. Ancak buna ilişkin Adalet Bakanlığının bildiğimiz yayınlanmış bir verisi bulunmamaktadır. Bu maddenin getiriliş nedeni ile ilgili savunmalardan birisi, maddenin geniş yorumlanması gerekliliğidir.

Halbuki yasanın yorumlanması ve bunun da yönetmelikle gerçekleştirilmesi idarenin görevi değildir. Aksi durum, kuvvetler ayrılığı prensibinin, dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin ihlaldir. Kanunda öngörülen yönetmelik çıkartma yükümlülüğü, kanunu geniş yorumlamak için verilen bir yetki değildir. Diğer bir savunma ise uzlaştırmacı bulunmasında yaşanacak zorluktur. Oysa ki böyle bir sorun olmadığı idare tarafından da bilinmektedir. Uzlaştırma işlemlerini Mahkeme ve Cumhuriyet Savcılarının bizzat gerçekleştirebilmelerinin yanında 86.981 avukatın olduğu bir ülkede uzlaştırmacı bulunamaz savunmasına itibar edilmemelidir.
Uzlaşma yönünden ülkemiz insanlarının uzlaşmaya yatkın olup olmadığından yola çıkarak bu usul kuralının işlerliğinin tespiti yerine, bahsetmeye çalıştığım kuralın düzenleniş biçimi, alt düzenleyici işlemler, uygulama işlemleri hep birlikte değerlendirilmek suretiyle uzlaşmanın uygulanabilirliğinin tartışılması gerekir. Uzlaşmaya konu suçlar dikkate alındığında, mevcut yapının mali ve bürokratik yönleri de eklendiğinde uzlaşmanın hukuk sistemimizde aktif uygulanabilmesinin olanaklı olmadığını söylemek mümkündür.

II. Tüketici Hakem Heyetleri


Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 66. maddesi ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığının tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyetini oluşturulacağı, heyetlerin başkanlığını illerde
ticaret il müdürü, ilçelerde ise kaymakam veya bunların görevlendireceği bir memur tarafından yürütüleceği hüküm altına alınmıştır. İstanbul özelinde ilçelerde kaymakamlar bu heyet başkanlığı için bir memur görevlendirmekte, görevlendirilen memur mevcut görevinin yanında bu görevi de yürüttüğünden bu durumu ilave bir iş yükü olarak görmektedir.
Oysa özellikle büyükşehirlerde bu heyetler daha kurumsallaşmalı, bir müdürlük olarak görev yapmalı, heyetin başkanı da hukukçu olmalıdır.
Kanunun 68. maddesi uyarınca, en son 27.12.2014 gün ve 29218 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68. ve Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 6. Maddelerinde Yer Alan Parasal Sınırların Arttırılmasına İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: TGM-2014/2) uyarınca ilçe tüketici hakem heyetlerine başvurmada
üst parasal sınır 2.200 TL, Büyükşehir statüsünde olan illerde il tüketici hakem heyetleri için parasal sınır ise 2.200 TL ile 3.300 TL arası öngörülmüştür. Bu meblağdaki bir başvurunun hakem heyetlerine yapılması zorunluluğu öngörülmüştür.
Ancak İstanbul ilçelerinde bugün itibariyle yapılan bir başvuruda, sekiz ay sonrası için karar verilmektedir. Karara karşı itiraz yolunun da öngörüldüğü düşünüldüğünde sonucu itibariyle basit bir incelemeyi gerektirmesine rağmen iş yükünden kaynaklı olarak bu kadar uzun süreli bir karar süreci vatandaşı tatmin etmemektedir. Tüketici hakem heyetinin
inceleme usulü, kararlarının hakkaniyetli olup olmayışı, ispat usulü, bilirkişi incelemesinin sıhhati, heyetlerin niteliği tartışmaları bir yana, şu haliyle işleyişi, oluşum gayesini sağlamaktan uzaktır.
Bu heyetler bir mahkeme değilse de sonucu itibariyle yapılan bir muhakeme benzeri işlemdir. Şüphesiz ki belirli meblağları aşmayan tüketici uyuşmazlıklarında tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunluluğundan dolayı bu heyetlere başvurulmaktadır. Diğer alternatif uyuşmazlıklarla kıyaslamak, özellikle arabuluculuğun uygulanamamasının nedeni olarak
göstermeye çalıştığım ve getirilmesi istenilen benzeri düzenlemelere ışık tutması yönünden belirteceğim husus, tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunluluğu olmasaydı dahi benzeri bir başvuru yoğunluğunun olacağı düşüncesidir. Bunun nedenleri olarak; yargıya göre ücretsiz oluşu, adliyelere göre daha ulaşılabilir olan ilçe kaymakamlıklarında bulunuyor
olması, adliyelerle kıyaslandığında uyuşmazlığın çözüm sürecinin daha kısa oluşu ve arabuluculukla kıyaslandığında kamu otoritesinin varlığı, bunun etkisine olan inancı sıralayabiliriz. 

Kanunun 66/1. maddesinde tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla tüketici hakem heyetleri oluşturulmasına rağmen bu heyetler sanki sadece tüketicilerin başvuracağı merciler olarak algılanmıştır. Oysa tüketici işleminden kaynaklı olarak tüketicinin talep olunan isteklerde de bu dü-
zenleme kapsamında tüketici hakem heyetlerine önceden başvuru mecburidir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 18.03.2015 gün ve 2015/10571  E. 2015/8738 K. no’lu kararında; belirlenen miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda icra takibi yapılmadan veya dava açılmadan önce tüketici hakem heyetine müracaatın zorunlu olduğu, doğrudan icra takibi yapılamayacağı, içtihat edilmiştir.6 Dolayısıyla tüketicilerinde belirlenen meblağın
altındaki alacakları için icra takibi yapmaksızın hakem heyetlerine başvurması zorunluluğu içtihat edilmiş olmaktadır. 
Kanunun aynı maddesinde il merkezlerinde ve yeterlilik şartlarına haiz ilçe merkezlerinde birden fazla birden fazla heyetin oluşturulabileceği düzenlemesi kapsamında Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca İstanbul’un Kartal ilçesinde 2. Tüketici Hakem Heyeti kurulmasına karar verilmiştir.
Mevcut başvuru yoğunluğu, Yargıtay içtihadının etkisi ile yapılacak yeni başvurular gözetildiğinde, bu heyetlerin çalışamaz duruma gelmemesi için ihtiyaç durumuna göre yeni heyetlerin biran evvel kurulması, bu heyetlerin daha da işlerlik kazandırılmasının yollarının aranması gerekir. 

III. Arabuluculuk 6325 sayılı “Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk” kanunu, 22.06.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Uyuşmazlıkların dava yoluna başvurulmaksızın çözümü için getirilen bu alternatifin bir alternatif olamadığını uygulamada görmekteyiz. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri, yabancı unsurlu olanların da dahil edildiği özel hukuk ilişkilerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda basit ve kolay çözüm vaat edilerek getirilen arabuluculuk, yasanın getiriliş gerekçesinde umulan amaca hizmet eder niteliğe bürünememiştir.
Bu kanunun iptali için açılan davada Anayasa Mahkemesi, 10.07.2013 gün ve 2012/94 E. 2013/89 K. no’lu kararı ile; “Anayasa’nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı öngörülmüştür. Bu madde uyarınca, yapılacak yargılamanın kişiler yönünden gerçek bir güvence oluşturabilmesi için aranacak nitelikler
de 36. maddede belirtilerek “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
denilmiştir. Anayasa’nın 141. maddesine göre davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir. Bu görevin ağır iş yükü altında yerine getirilmesi zorlaştıkça, yargının iş yükünün azaltılması, adalete erişimin kolaylaştırılması ve usul ekonomisi gibi çeşitli nedenlerle yargıya ilişkin anayasal kuralların etkililiğinin sağlanması bakımından gerekli görülmesi durumunda uyuşmazlıkların çözümü için alternatif yöntemlerin yaşama geçirilmesi, yasama organının takdir yetkisi içindedir.

Alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvuru zorunluluğu, bu yollar sırf kişilerin hak aramalarını imkânsız hâle getirmek amacıyla oluşturulmuş etkisiz ve sonuçsuz yöntemler olmadığı sürece hak arama özgürlüğüne aykırı kabul edilemez.” denilmiştir. Başvurulması mecburi olmayan bu sistemde arabulucu olmak isteyenler, kanun ve yönetmelikte öngörülen eğitimleri tamamlayarak Adalet Bakanlığınca yapılan yazılı ve uygulamalı sınavı geçerek Bakanlık bünyesindeki arabuluculuk siciline kayıt oldular.
Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı’nın internet sitesinde yer alan 27.05.2015 tarihli istatistiki verilere göre 24 ilde toplam 400 adet arabuluculuk uygulaması gerçekleşmiştir. İstanbul’da 53 adet uygulama sağlanmıştır. Bu verilerin hangi tarihlerde olduğu belirli olmamakla birlikte sunulan rakamlar, ülkemizdeki hukuki uyuşmazlıkların sayısı düşünüldüğünde neredeyse arabuluculuğun hiç uygulamadığı sonucuna vardırır. Çoğu arabulucu henüz hiçbir görev yapmamıştır.

Yeni dönemde Arabulucuk/Alternatif Uyuşmazlık Çözümleri 

Son dönemlerde Adalet Bakanlığınca alternatif çözüm yollarının güçlendirileceği, uzlaşma, arabuluculuk, zorunlu hakem heyetleri ve tahkim kurulu ile ihtilafların çözüme kavuşturulacağı;11 iş davalarının tümü, 10.000 TL’ye kadar ki ticari davalar ve 2.500 TL’ye kadar olan icra davalarında arabuluculuğun zorunlu, tüketici davalarında ise tüketici hakem heyeti veya arabuluculuk seçeneğinin getirileceği; böylelikle yargının iş yükünün azaltılacağı, yargıya göre daha ucuz olacağı, kısa zamanda anlaşmanın sağlanacağına dair açıklamalar yapılmaktadır.
Hukuki uyuşmazlıkların niteliği ve tarafları gözetilerek mevcut yapısı ile arabuluculuğun uygulanabilmesi mümkün görülmemektedir. Ülke vatandaşları, yargıda hak aramanın pahalı olduğunu ve uzun sürdüğünü bilmektedirler. O nedenle çoğu uyuşmazlıklarını da yargıya taşımamaktadırlar.
Bu düşüncelerle bir uyuşmazlığı yargıya taşımadan evvel uyuşmazlığın sulhen çözümü için gereken gayreti zaten göstermektedirler. Dolayısıyla doğal olarak genelde her uyuşmazlığın yargı yoluna başvurulmadan önce bir uzlaşma arayışı öyküsü vardır. Bu durum, avukata intikal eden uyuşmazlıklar yönünden de geçerlidir. Hatta yargı yoluna başvurulduktan sonra dahi uzlaşma arayışları sürmektedir. Bu arayışın temel nedeni, yargı sisteminin olumsuz etkileridir. Yargı yoluna başvurmuş bir kişi, çok ciddi bir meblağı harç ve gider avansı olarak ödemekle yükümlü olacaktır. Eğer bir avukatla işini takip ettiriyorsa, ayrıca masraf ve vekalet ücreti de ödemek yükümlülüğünde kalacaktır.

Davası yılları bulacak, kanun yolları aşaması da yine uzun zaman alacaktır. İşte yargı yoluna başvurmadan, yahut yargı yoluna başvurduktan sonra taraflara etkili ve ekonomik bir alternatif uyuşmazlık çözüm yolu sunulmadığı yahut bunun zorunluluğu yüklenmediği sürece, zaten kendisinin başvurduğu uzlaşma arayışları sonuçsuz kaldığından, ayrıca sunulan alternatif yollara müracaat edilmeyecektir.
İş davalarının tümünün arabuluculuğa zorunlu kılınması, kanımca adaletsizliğe neden olabilecek bir düzenleme olacaktır. Şöyle ki; işçilik alacaklarını pek çoğu, belirsiz alacak olup yargılamayı gerektirir niteliktedir. Delillerin toplanması, tanıkların dinlenilmesi neticesinde hazırlanacak bilirkişi raporları sonucu kanaate ulaşan mahkemelerin yerine
bunların hiçbirini yapamayan arabulucunun yahut hakem heyetlerinin getirilmesi, iş uyuşmazlıklarının nitelikleri ile örtüşmeyecektir.
10.000 TL’ye kadar ki ticari davalar ve 2.500 TL’ye kadar olan icra davalarında arabuluculuğun zorunlu kılınması da, çoğu zaman karmaşık ve yargılamayı gerektirir bir meselenin arabuluculara çözdürülmesi sonucunu doğurur.
Tüketici davalarında tüketici hakem heyeti veya arabuluculuk seçeneğinin getirilmesi halinde de tüketici hakem heyetinin tercih edileceği çok açıktır.

Çünkü tüketici hakem heyetlerine başvuru ücretsizdir. Tüketici hakem heyetleri ilçelerde de kurulduğundan erişimi kolaydır. İllerde ticaret il müdürlükleri, ilçelerde kaymakamlıklar nezdinde kurulan ve baro, belediye başkanlıkları, satıcının tacir olup olmamasına göre ticaret odası yahut esnaf ve sanatkarlar odasının, tüketici örgütlerinin temsilcilerince
oluşan bu heyet, gerek sayı yönünden, gerekse heyet üyelerinin nitelikleri ve bu üyeleri görevlendiren organların kamusal yönleri gözetilerek vatandaşlar açısından arabuluculara göre daha güvenceli görülecektir.

Arabulucular, tüketici hakem heyetlerine göre daha sivil görülerek resmi görülen tüketici hakem heyetleri tercih edilecektir.
Sonuç olarak üzerinde çalışıldığı bildirilen düzenlemenin hukuk sistemimize uyarlılığının bulunmadığı, etkili bir yol olmayacağı, sanılanın aksine ilave zaman ve mali kayıplara sebebiyet vereceği, düzeltilmesi istenilen amaca hizmet etmeyeceğini düşünmekteyim.

Bu amacı gerçekleştirmek için sağlıklı ve doğru başkaca alternatif yollar bulunmakta olup bunların ilgilileri ile değerlendirilmesi ve tartışılması gerekmektedir. 

(Av. Atilla ÖZEN /İstanbul Barosu Dergisi 2015/4 Temmuz-Ağustos sayısı)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.