Yargılamanın yenilenmesi sorunu
LEVENT KÖKER  

Kaçınılmazdı çünkü “kumpas” sözü doğrudan siyâsî iktidardan gelmenin yanında, bu sözün kapsamında yer alan “Ergenekon” ve “Balyoz” kısaltmalarıyla bilinen dâvâların hukukî temelden yoksun olduğu inancını te’yid etmekte, bu inancın toplumun çok daha geniş kesimlerince paylaşılması sonucunu doğurmaktaydı. Böylece, kavgacı siyâset üslûbunun yaratmakta pek mâhir olduğu toz duman arasında, “yargılamanın yenilenmesi” diye bir sorunumuz da oldu. Aynı toz duman içinde, konunun sağlıklı ve serinkanlı bir biçimde tartışılmasını mümkün kılan değerlendirmeler yapıldıysa da, onca bağırtı çağırtı arasında pek duyan ve dinleyen olmadı. Hâlâ, ülke kamuoyunun etkili ağızlarından “yeniden yargılama neden kabûl edilmiyor” gibi, ne anlama geldiği anlaşılamayan yakınmalara şâhitlik edebiliyoruz.

Kamuoyunda yankılanan bu sorunun tamamı meâlen şöyle: “Başbakan bile ‘yeniden yargılama olabilir’ demişken, yeniden yargılama neden kabul edilmiyor?” Duyan da, Türkiye’nin hukuk düzeninde “yeniden yargılama” yok zannedecek. 2012’de kaldırılan ama görmekte oldukları dâvâları karara bağlamalarına imkân verilen “özel yetkili ağır ceza mahkemeleri”nin kararlarının yeniden yargılamaya tâbi tutulması için yapılması önerilen düzenlemelerin yansıma biçimi de genel kamuoyunda böyle bir izlenim oluşturdu. Bu yüzden toplumun pek çok kesiminde yeniden yargılama için kânun çıkarmak gerekir diye düşünülüyor. Oysa, işinin erbâbı cezâ hukukçularının gâyet iyi bildiği, söylediği, yazdığı üzere, “yeniden yargılama”, daha doğrusu “yargılamanın yenilenmesi” Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK) var. O halde, yargılamanın yenilenmesi için kânun çıkarmaya gerek yok. CMK’nın işletilmesi yeterli.

Şimdi, şunu sorabilirsiniz: Mâdem kânunda yargılamanın yenilenmesi mümkün, o zaman başta Türkiye Barolar Birliği olmak üzere, içinde hukuk bilginlerinin ve pratisyenlerinin yer aldığı yetişkin insanlar “yeniden yargılama için devletin en üst makamından başlayarak niye bu kadar dil döküp çaba gösteriyorlar? Anlayabildiğim kadarıyla yargılamanın yenilenmesi ile ilgili asıl sorun, bir “olağanüstü kânun yolu” olan bu hukukî kurumun işletilmesinde CMK’nın öngördüğü usûl ve şartlarla ilgili.

Konuyu daha iyi anlayabilmek için şu noktalar üzerinde netlik sağlanmalı: (1) Yargılamanın yenilenmesi hangi konularda ve hangi mahkeme kararlarında olabilir? (2) Yargılamanın yenilenmesi için CMK hangi şartları aramaktadır? (3) Yargılamanın yenilenmesi talebini kimler yapabilir? (4) Yargılamanın yenilenmesi talebini karara bağlama yetkisi kime âittir?

Yargılamanın yenilenmesi, CMK’nın 308. maddesine göre Yargıtay cezâ dâirelerinden birinin kararına karşı gidilebilecek olan bir “olağanüstü yargı yolu”dur. Bu yola ancak Yargıtay aşamasından geçerek veya başka şekillerde “kesinleşmiş” hükümler hakkında gidilebilir. Dolayısıyla, kamuoyundaki tartışmalarda zikredilenler arasında sâdece Balyoz ve Şike dâvâlarında yargılamanın yenilenmesi olabilir. Henüz kesinleşmemiş kararlar için bu yola gitmek mümkün değildir.

CMK, yargılamanın yenilenmesini hükümlünün lehine ve aleyhine diye ikiye ayırmaktadır. Tartışma konumuz hükümlünün lehine yargılamanın yenilenmesidir ve bunun şartları arasında özellikle gündemde olan “sahte delil”, “kasıtlı veyâ ihmâl yoluyla gerçek dışı tanıklık”, “hâkimin görev kusuru” işlemiş olması, yeni olaylar veya delillerin ortaya çıkması veya AİHM’nin hak ihlali olduğu yönünde karar vermiş olması hususları yer almaktadır. Bunlardan sonuncusu hâriç diğer tüm şartlarda yargılamanın yenilenmesi için varlığı zorunlu olan ortak koşul ise hükmün sanık aleyhine kurulmasında etkili olmaları.

Şimdi, yargılamanın yenilenmesi ile ilgili tartışmalardan anlaşılıyor ki, bu konuda talepkâr olanlar CMK’da sözü edilen şartların gerçekleştiğini düşünmektedirler. O zaman yapılacak şey yargılamanın yenilenmesini istemektir. Sorun da sanırım burada. Zirâ CMK, yargılamanın yenilenmesi talebinin “hükmü veren mahkeme”ye yapılacağını ve kararın da yine hükmü veren mahkeme tarafından verileceğini öngörmektedir. Sorun, tartışılan kararlar bakımından, “özel yetkili ağır ceza mahkemeleri”ne olan güvensizlikten kaynaklandığı için, CMK’nın bu düzenlemesinin işletilmesinin yeniden yargılamadan beklenen etkiyi (“âdil yargılama” sonucunu) te’min edemeyeceği düşünülmektedir.

Bu durumda, “yargılamanın yenilenmesi” değil de, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın kendiliğinden veya Adâlet Bakanlığı’nın istemi üzerine, “kanun yararına bozma” yoluna gidilebilir. Bu durumda kesinleşmiş hükmün bozulması ve “bozma nedenleri gerektiriyorsa” hükümlünün cezasının kaldırılması veya daha hafif bir cezâya çarptırılması sonucunun elde edilmesinde karar mercii “hükmü veren mahkeme” değil de “Yargıtay’ın ilgili cezâ dâiresi”dir. Kamuoyunda tartışılan kesin hükümle neticelenmiş Balyoz ve Şike dâvâlarında bu yola gidilebilir ki, sanırım Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu bu görüşü dile getirmişti.

Yürürlükteki hukuk kurallarının tanıdığı bu imkânlar varken ve özellikle hukukçuların bunları bilmemesi mümkün değilken, insan “asıl sorun nedir?” diye sormadan edemiyor. Evet, asıl sorun ne?

Haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararları bulunan ve bu kararların hukuka aykırı olduğuna inanan hükümlüler, kuşkusuz, “af” değil yeniden ve âdil bir biçimde yargılanarak beraat etmek istemekte haklıdırlar. Bu istemin gereği, mevcut hukuk düzeni içinde, yukarıda özetlemeye çalıştığım şartlar içinde yerine getirilebilir. Bu şartları aşan ve yargılamanın yenilenmesini (ve –sıkça dile getirildiği gibi– beraat kararı verilmesini) gerektiren bir kânun çıkarılması isteniyorsa, bu durumda kânunların genelliği ilkesini gözetmek ve herhangi bir kişi veya gruba imtiyaz tanıma niteliğinde düzenleme yapmaktan kaçınmak gerekir. Bu yapıldığında ise sâdece özel yetkili ağır cezâ mahkemeleri değil, Terörle Mücadele Kanunu’na göre oluşturulmuş ağır ceza mahkemeleri için de, aynı düzenlemeleri yapmak, yani onları da kaldırmak gerekmektedir. Bundan da öte, özel yetkili mahkemelerin kaldırılan Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin yerine kurulduğunu bildiğimize göre, DGM’ler de dâhil, “tabiî hâkim” ilkesini ihlâl eden tüm yargı kararları için yargılamanın yenilenmesi yolunu işletmek gerekmektedir. Unutmamak gerekir ki, DGM’ler tarafından verilen bazı kararlar aleyhine AİHM hâlen yürürlükteki mevzûata göre “yargılamanın yenilenmesi” sebebi niteliğinde ihlâl kararları vermiş bulunmaktadır ve mahkemeler CMK hükmünü işletmemektedirler.

Tabiî en köklü çözüm, tabiî hâkim ilkesini ihlâl eden tüm yargı mercilerinin varlığını kesin olarak sona erdirmeyi, TMK ilgâ ederek ifâde ve örgütlenme özgürlükleri önündeki bütün engelleri temizlemeyi öngören yeni bir mevzûat ortaya çıkarmaktır. Asıl sorun da bu!


Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.