Yargılamayıp unutsak mı? Yargılayıp hatırlasak mı?
DOÇ. DR. ABDÜLKADİR CİVAN
İstanbul Enstitüsü

Yaklaşık 10 yıldır değişik üniversitelerde Ekonomiye Giriş dersleri veriyorum.

Eğitim felsefem gereği bu derslerde ekonomi disiplininin teknik konularından ziyade 4-5 temel esasını etraflıca işlemeye çalışıyorum. Bunlardan belki de en önemlisi “insanlar, davranışlarını ödül ve cezaya göre değiştirirler” prensibi. Başka bir ifadeyle insanlar ödüllendirilen davranışları daha fazla, cezalandırılan davranışları ise daha az yapmaya meyillidirler. Prensip, her ne kadar bu şekilde ifade edildiğinde hemen herkes tarafından kabul edilse de uygulamaya gelindiğinde şaşırtacak kadar büyük bir direnç gösterildiğini hayretle gözlemliyorum. Başka bir ifadeyle, ülkemizde beğenilen güzel davranışların ödüllendirilmesinde ve beğenilmeyen hatalı davranışların cezalandırılmasında büyük bir zafiyet yaşandığını düşünüyorum. Bu zafiyetin ev içinde çocuk yetiştirmeden işyerinde terfi ve tenzil uygulamalarına kadar her alanda tezahürlerini görüyoruz. Konuyla ilgili en son örnek 17 Aralık soruşturmalarında adı geçen 4 eski bakanın yargılanması meselesinde ortaya kondu. Aslında gözlemlediğim kadarıyla AKP'liler de dâhil olmak üzere toplumun çok büyük bir kesimi bu bakanların en azından yargılanmalarını gerektirecek kadar makul şüphe olduğuna dair kanaat taşıyordu. Ancak konu ilk gündeme geldiğinde AKP'nin tabanı ve tavanı, sorgulamaların zararlarının faydalarından daha fazla olacağına ikna olmuşlardı. Sonuç olarak o dönemde bu soruşturmalar kapatıldı. Üzülerek görüyorum ki, benzer bir psikoloji bugün toplumun AKP'li olmayan kesimlerinde de kabul görmüş gibi. Konuyu güzel özetlemesi açısından geçenlerde Gökhan Bacık Bey'in Bugün Gazetesi'nde yazmış olduğu bir yazıdan alıntı yapmak istiyorum.

Yolsuzluk ve  iki yol

“Bir devlet meşruiyet krizine girip bir sürü karar alırsa bunu çözmenin iki tanecik yolu var: Birincisi, bu kararı alanlar yargılanır. İkincisi, politik elitler bir araya gelerek yeni bir meşruiyet tanımı yaparak “yumuşak bir geçiş” yaparlar… Bu arada yapılan hukuksuzlukların defterini açmak ya ertelenir yahut ülkenin selameti için unutulur. Yumuşak geçiş olmasa Türkiye, bir kırılma anına kadar tıpkı iki yıldır yaşadığımız biçimde yoluna devam eder. Kırılma adı üstünde “şiddetli” olur. Tabii unutmamak lazım, taraflar, kırılmanın kendi lehlerine sonuçlanması için “her şeyi” yapabilir.”

Nüanslarına dikkat etmeden özetleyecek olursam; Gökhan Bey'e göre 17 Aralık soruşturmalarının tekrar gündeme gelmesi, AKP kadar toplumun geneline de zarar verebilir. Eğer geçmişi unutup temiz bir sayfayla geleceğe odaklanırsak enerjimizi daha etkin kullanmış oluruz. Tekrar ifade edeyim, bu görüşün toplumun büyük bir kesiminde kabul gördüğünü düşünüyorum. Buradaki mantık örgüsünü makul bulmakla birlikte yanlış olduğunu düşündüğümü de hemen ifade edeyim.

Öncelikle yolsuzluk konusunun önemsiz bir problem olmadığını bir kere daha hatırlatmak istiyorum. Yolsuzluğun çok değişik boyutlarda toplumun sosyal, iktisadi ve politik hayatına negatif etkileri olduğu aydınlar ve politikacılar tarafından zaten çok kapsamlı bir şekilde ortaya konmuştu. Kısaca özetlemek gerekirse, yolsuzluk kısa vadede verimliliği, uzun vadede inovasyonu teşvik eden firmalar arası rekabeti azaltarak toplumun tam potansiyeline ulaşamamasına yol açar. Ayrıca tabiatı icabı kurallar ve ilkelerin etkisini sınırlayarak, belirsizlik ve riski artırmakta, bu da iktisadi faaliyetlerin faydasını azaltmaktadır. Yine ülke kaynaklarının yolsuzluk yapmanın nispeten kolay ama katma değerin düşük olduğu inşaat gibi alanlara yoğunlaşmasını sağlamaktadır. Belki bunların hepsinden daha önemli etkisi ise vatandaşların, çalışanların, girişimcilerin ülkeye olan inançlarını yitirmeleridir. PEW kamuoyu araştırma şirketinin konuyla ilgili bir çalışmasına göre Türkiye vatandaşlarının yüzde 75'i hayatta başarının kendileri dışındaki faktörler tarafından belirlendiğini düşünmektedirler. Bu oran, araştırmanın yapıldığı ülkeler arasında en yüksek olandır. Ayrıca başarı için gerekli şartlar arasında iyi bir eğitime sahip olmak ve çok çalışmak Türk vatandaşları tarafından diğer ülkelere göre çok daha az zikredilmiştir. Dolayısıyla yolsuzluk ülke kalkınmasına en büyük etkiyi yapan beşeri sermayenin gelişmesinin önüne de büyük bir ket vurmaktadır. Doğal olarak ülkemizdeki beşeri sermayenin niteliği ve niceliği gelişmiş toplumlardakinin çok gerisinde kalmaktadır. Konuyla ilgili istatistiki bir çalışmaya göre Türkiye'nin yolsuzluk algısının, endekste en iyi performansı gösteren ülkeler seviyesine çıkması durumunda kişi başına düşen milli gelirinin yüzde 50 kadar yükselmesi ve ülkedeki faiz oranınınsa yüzde 50'den daha fazla azalması beklenmektedir.

Toplumsal barışta kırılma noktası

Geçtiğimiz ay Avustralya merkezli bir düşünce kuruluşu olan Institute for Economics and Peace (Ekonomi ve Barış Enstitüsü) yolsuzluk ve toplumsal barış arasındaki ilişkiyi inceleyen bir rapor yayınladı. Araştırmaya göre beklendiği gibi yolsuzluğun toplumsal barışı negatif etkilediği görülüyor. Ancak araştırmanın çarpıcı bir sonucu daha var. Yolsuzluk belirli bir eşik değerini geçtikten sonra toplumsal barışta bir kırılma gerçekleşiyor. Bu eşik değeri aşıldıktan sonra yolsuzluk seviyesindeki küçük artışlar bile politik istikrarı ve toplumsal huzuru bozarak, her türlü şiddeti artırmaktadır. Çalışmaya göre bu eşik seviyesi yolsuzluk algı indeksindeki 40 skoru (100 en ideal durumu, 0 ise en çok yolsuzluk durumunu göstermektedir) civarında gerçekleşmektedir. Başka bir ifadeyle ülkenin yolsuzluk algı indeksi 40 civarına geldiğinde toplumsal barışta kırılmalar beklenebilir. Sanırım Türkiye'nin yolsuzluk algı indeksindeki puanının 45 olduğunu belirtmek, ülkemiz için tehlike çanlarının çaldığını göstermek için yeterli olacaktır. Bir önceki yılda yolsuzluk algı skorunun 50 olması ise yolsuzluk konusunda işlerin düzelme değil daha da bozulma yolunda olduğuna dair bir göstergedir. Raporun ilginç başka bir bulgusuna göre ise yolsuzluk algısındaki iyileşme toplumsal barışı olumlu yönde etkilerken; toplumsal barıştaki düzelmeler yolsuzluk konusunda iyileşmeye yol açmamaktadır. Bu sonuç Kürt meselesi bağlamında uzunca değerlendirilebilir ama şimdilik bu konuya girmiyorum.

Son olarak 17 Aralık soruşturmalarında dile getirilen muhtemel yolsuzluk faaliyetlerinin topluma maliyetinin salt yukarıda değinilenlerden çok daha fazla olduğunu vurgulamak istiyorum. Hepimizin şahit olduğu üzere birçok yolsuzluk örneğinde gizliliği sağlamak için yolsuzluğun kendisinden çok daha büyük hukuki suçlar işlenebilmektedir. Son iki yılda hukuk devletine yapılan müdahaleler ve tabir caizse yaşadığımız korkulu rüya, bir yönüyle yolsuzlukların topluma maliyeti olarak değerlendirilebilir.

Tekrar başa dönecek olursak, bazı davranışların az yapılmasını istiyorsak failleri cezalandırmalıyız. İnsan fıtratını en iyi bilen Allah'ın insanları cennet ve cehennem vaadiyle terbiye ettiğini hatırlayalım. Dün yolsuzluk yapanların ve yapanları koruyanların, hukuki ve siyasi açılardan cezalandırılmaları yeterince yapılamamış olabilir. Muhtemeldir ki bugün de toplum bu cezalandırmaları tamamlamak isterse kendisi de büyük bedeller ödemek zorunda kalabilir. Ancak toplumsal kurallar ve kurumlar bedel ödemeden yerleşmez, kuralları ve kurumları oturmamış toplumların da huzurlu ve müreffeh olması pek mümkün değildir.


Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.