Yasama dokunulmazlığı
Prof. Dr. Sami SELÇUK yazdı;

Gündem: Yasama dokunulmazlığı
Yaşam gerçeklikleri doğru kavramlaştırılırsa doğru algılanır ve tutarlı değerlendirilir. 
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, taşıdıkları halkın vekilleri (milletvekili) nitelikleri nedeniyle “yasama bağışıklığı”na (immunité parlementaire), dolayısıyla kimi ayrıcalıklara sahiptirler. 
“Yasama bağışıklığı”nın temel amacı, ulusun vekillerinin halk adına halkın yararları için görev yaparken hiçbir etki ve özellikle de iktidar sahiplerinin baskısı altında kalmadan özgürce konuşmalarını ve özgürce davranmalarını sağlamak; temel işlevi ise, onları güvence altına almaktır.   
Yasama bağışıklığının iki yansıması vardır: Birincisi, “yasama sorumsuzluğu” (irresponsabilité parlementaire) ya da “göreve bağlı bağışıklık”tır (immunité parlementaire fonctionnelle). Buna göre milletvekili TBMM’deki söz ve oylarından dolayı sorumlu olmayacaktır (Anayasa, m. 83, 112). 
Yasama bağışıklığının ikinci yansıması, “yasama dokunulmazlığı” (inviolabilité parlementaire) ya da “yargılama bağışıklığı”dır (immunité de procédure). 
Bu yazıda yalnızca “yasama dokunulmazlığı” üzerinde durulacaktır. 

Sözcük anlamı
Uygulamada daha çok “milletvekili dokunulmazlığı” diye adlandırılan “yasama dokunulmazlığı” kurumu, ülkemizde tam anlamıyla akıl ve hukuk dışı bir ayrıcalığa dönüşmüştür. 
Burada “yasama dokunulmazlığı” terimindeki “dokunulmazlık” (inviolabilité) sözcüğünün sözel ve kuramsal anlamından anlaşılacağı üzere söz konusu olan, milletvekilinin “beden”ine (vücut) dokunulamaması, beden üzerinde bir işlem yapılamamasıdır. Dolayısıyla seçimden önce ya da sonra bir suç işlediği ileri sürülen milletvekili gözaltına alınamamakta, tutuklanamamakta, sorguya çekilmek ya da yargılanmak üzere resmi merciler önüne getirtilememektedir. Bu ayrıcalığın ayrıksıları şunlardır: 
1-Ağır cezayı gerektiren suçüstü durumu, 
2-Seçimden önce soruşturmasına başlanmış olmak koşuluyla, Anayasa’nın 14’üncü maddesinde belirtilen koşulların gerçekleşmesi, 
3-TBMM’nce dokunulmazlığın kaldırılması. Aynı nedenlerle milletvekili hakkında seçiminden önce ya da sonra verilmiş bir hükümlülük kararının yerine getirilmesi de, üyeliğinin son bulmasına değin ertelenecektir (Anayasa, m. 83). 
Yasama dokunulmazlığı sayesinde bedenine dokunulamayan milletvekili, TBMM çalışmalarına katılabilecek, gereksiz suçlamalardan korunabilecek; görevini korkusuzca yerine getirebilecektir. Milletvekilinin evinde arama gibi bedene dokunma dışında kalan işlemler ise, elbette yapılabilecektir. 

İngiltere’de başladı
Yasama dokunulmazlığı, ilkin İngiltere’de başlamış, Gemot Meclisi üyeleri Meclise gidip gelirken kral tarafından özel koruma altına alınmış, bu konudaki ayrıcalıklar gittikçe genişlemiş, daha sonra akla uygun bir düzeye indirilmiştir. 
Yasama dokunulmazlığı anayasalara göre, Almanya’da (m. 46) suçüstü ya da ertesi gün yakalanma dışında, Belçika’da (m.59) suçüstü dışında, oturum süresince, Danimarka’da (m.57), İspanya’da (m.71/2-3) ve İtalya’da (m.68) suçüstü dışında, Fransa’da (m.26/2-3) ve Lüksemburg’da (m. 69)  suçüstü dışında ve toplantı süresince, İrlanda’da (m.15/13) yurda ihanet, ağır cezalık suçlar ya da barışa karşı suçlar dışında, Portekiz’de (m.157, 158) suçüstü dışında ya da üç yıldan az özgürlüğü bağlayıcı cezayı gerektiren bir suçun işlenmesi durumunda söz konusudur.  Ayrıca Portekiz’de Mecliste oturum süresince milletvekilleri izinsiz olarak jüri üyesi, bilirkişi ve tanık olamazlar. 
Milletvekillerinin görevlerinin niteliği yüzünden bu anayasal kurumun büsbütün kaldırılması elbette düşünülemez. 
Ancak kurumun bir ayrıcalığa dönüşmemesi için Anayasa’mızda kimi değişikliklere gerek bulunmaktadır. 

Kapsamı çok geniş
Yukarıdaki düzenlemelerden anlaşılacağı üzere Türk Anayasası’na göre, milletvekillerine tanınan dokunulmazlığın kapsamı çok geniştir ve tam bir ayrıcalığa dönüşmüştür. 
Bunu yaşadığım bir örnekle somutlaştırmak istiyorum. 
1969 yılında yapılan milletvekili genel seçimleri sırasında iktidar partisinin bir milletvekili, görev yaptığım ilçedeki öğretmenevinde bir konuşma yapmış; kendisine yöneltilen sorulara öfkelenerek “Siz öğretmenler, zaten hepiniz komünistsiniz, hepinizin...” diyerek sövmüştü. Bunun üzerine öğretmenlerden bir kesimi savcılığa başvurarak yakınmada bulunmuş ve yakınmaları tutanaklara geçmişti. Ancak “dokunulmazlığı kaldırmayı istemek” dışında, suçüstü işlenen ve besbelli olan suç hakkında yapılacak başka bir şey yoktu. Öğretmenlerden birinin “Bu ayan beyan belli, hem de suçüstü işlenmiş bir suç. Bundan dava açılmayacak da hangi suçtan dava açılacak, bu nasıl hukuk?” diye sorduğunu ve bu haklı sözlere inandırıcı olmayan hukukun yanıtını vermek durumunda kaldığımı hiç mi hiç unutmadım. 
Gerçekten de yaşananlar, tam anlamıyla bir rezaletti. Ama yazılı hukuk, elimi kolumu bağlıyordu, çaresizdim.    
Bu olaydan da anlaşılacağı gibi, ülkemizde milletvekili dokunulmazlığı, herkesin gözü önünde suç işlerken görülen ve yakalanan milletvekilini bile koruyan; adeta suç işlemeye kışkırtan bir etkene, bu yüzden de herkesi isyan ettirecek boyutta bir ayrıcalığa dönüşmüştür. 

Sınırlama getirilmeli
Bu nedenlerle, gerekli anayasal değişiklik yapılarak bu ayrıcalık aşağıdaki biçimde sınırlandırılmalıdır: 
1-Yasama dokunulmazlığının kapsamı yer ve zaman açısından belirlenmeli, bu kurum, sadece milletvekilinin TBMM’ndeki oturumlar süresince hazır bulunmasını engelleyecek işlemlerle sınırlandırılmalıdır.  
2-Yasama dokunulmazlığının amacı, gerçek dışı suçlamalardan milletvekilini korumak olduğuna göre, kesinleşmiş hükümler kesinlikle yerine getirilebilmeli; hukuka karşın milletvekiline ayrıcalık tanınarak yasalar önünde eşitlik ilkesi çiğnenmemelidir. 
3-Ayrıca belli ağırlığı geçen suçlarda ve suçüstü durumlarında dokunulmazlık söz konusu olmamalıdır. 
Ancak bu arada sınırları belirsiz ve çeşitli yorumlara açık bulunan Anayasa’nın 14’üncü maddesi de kesinlikle yeniden düzenlenmelidir. 
Bütün bu nedenlerle her şeyden önce anayasal düzenlemeyi gözden geçirelim. Daha sonra da ne yapacaksak onu yapalım. 

Prof. Dr. Sami SELÇUK
(Eski Yargıtay Başkanı, Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi)
1937’de Konya’da doğmuştur. 1955 yılında Konya Lisesi’ni, 1959 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmiştir. Ankara yargıç adayı olarak mesleğe başlamış sonra sırasıyla, Sütçüler, Akşehir, Yenice ve 1972’den sonra Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı görevlerinde bulunmuştur.
21 Eylül 1982 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçilmiştir. Fransızca ve İtalyanca bilen Selçuk, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doktora yapmış, 1986 yılında Doçent, 2006’da profesör olmuştur.
7 Temmuz 1999 tarihinde Yargıtay Birinci Başkanlığı’na seçilmiştir. 15 Haziran 2002 tarihinde yasal yaş sınırı nedeniyle emekliye ayrılan Selçuk, Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ceza Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığı görevini yürütmektedir.
Hukuk, dil, laiklik ve Atatürkçülük konularında yayımlanmış birçok makale ve denemeleri vardır.


 

Milliyet

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.