Yeni anayasa için özgürlük yolu-2
Tamer Çetin
Doç. Dr., İktisatçı 


Ancak bu eylem dışsallığa neden oluyorsa, bu klasik iktisadi yaklaşım etkin sonuçlar sağlamayacaktır. Örneğin eşcinsellik, yasaklanması yönünde daha yüksek bir bedel ödemeye razı olanlar bulunmadığı sürece ona en yüksek bedeli ödeyene satılmalıdır. Böylece eşcinsellik, bu eylemin serbest kalması için gerekli fiyat/bedeli (politik destek gibi) ödeyenler olduğu sürece, iktisadın bakış açısıyla serbest bir eylem kabul edilmelidir. Çünkü bu eylemin serbest kalması için en yüksek bedeli ödemeye veya yasama sürecinin neden olduğu maliyete katlanmaya razı olanlar, bu maliyete eşit bir fayda sağlayacakları için Ortodoksi etkinlik yaklaşımı, eylemin serbest kalmasını gerektirir. Ancak Eric Rasmusen ve Richard Epstein gibi hukuk ve ekonomi araştırmacılarına göre burada klasik iktisat perspektifi doğru sonuçlar vermeyecektir. Zira bu eylem, bir zihni dışsallık barındırmakta ve ilgili piyasanın devlet müdahalesi olmaksızın başarısız olacağı kabul edilmektedir. Eşcinsellik, uyuşturucu, dini ve milli değerlere sövmek gibi eylemler, sadece eylemin taraflarını etkilemekle kalmayıp, toplumun geri kalan bireylerine ilave zihni dışsallıklar yüklediği için, bu eylemlerin serbestçe gerçekleştirilmesi sonucu ortaya çıkan zihni anlamdaki dışsal maliyetler, piyasada kendiliğinden içselleştirilemeyeceği için toplumda etkinsizliğe neden olacaktır. Yerine, adı geçen eylemlerin yasaklanması, kaynakların etkin kullanımı açısından daha doğru bir tercih olacaktır. Bu perspektif bize zihni dışsallıklar durumunda sosyal piyasalarda hangi eylemlerin yasaklanması, hangilerinin serbest kalması gerektiğini açıklamaktadır. 

ŞAHSİ MÜLKİYET İLE KAMUSAL FARKI 

Bunun dışında zihni dışsallık yaklaşımı, özel ve kamusal alan ayrımının tespitinde ve dahası, kamusal alanda hangi eylemin yasak veya serbest kalması gerektiği sorusuna cevap vermek için de kullanılabilir. İnsanların kendi mülkiyeti altında bulunan yerleri özel alan olarak tanımlarken, bunun dışında ortak veya devlet mülkiyeti altındaki tüm alanları da kamusal alan olarak tanımlayabiliriz. Dolayısıyla bir insanın kendi mülkiyeti altındaki evi, evinin bahçesi ve evinin önündeki garajı özel alan olurken, otoparklar, parklar, bahçeler, yollar, meydanlar, göller, denizler ve devletin vazife ifa ettiği tüm alan ve mekânlar, kamusal alan olarak tanımlanabilir. Bu tasnife göre bireyin, mülkiyeti sadece kendine ait olan alanlarda gerçekleştirdiği faaliyetlerin üçüncü taraflara dışsal bir maliyet yüklemesi pek çok uygulamada mümkün değilken, ortak mülkiyet alanları olan kamusal alanda aynı faaliyetlerin diğer taraflara dışsal bir etki yapması eğer maliyete neden oluyorsa, bu nokta, özgürlükle yasak arasındaki sınırın belirleneceği yer olmalıdır. Örneğin bir bireyin evinde sigara içmesi, kendisi dışındakileri etkilemediğinde, evde sigara içmenin serbest olması gerektiği düşünülebilir. Ancak burada yasağın belirleyicisi, neden olunan dışsallıktır. Sigara içmek, toplum için sağlıksız bireylere ve bu da eğer diğerleri için olumsuz zihni dışsallıklara neden oluyorsa yasaklanabilir. Eğitim hizmetine, sadece kamusal mal olduğu için değil, aynı zamanda toplum açısından daha nitelikli bireylere ve dolayısıyla olumlu zihni dışsallıklara neden olduğu için devlet tarafından sübvansiyonlar yoluyla müdahale edilir. Sigara içme eylemi, hangi alanda olduğundan bağımsız olarak, birey ve toplum üzerindeki olumsuz etkisi nedeniyle yasaklanabilir. Bununla birlikte aynı eylem, kamusal bir alanda (asansörde, otobüste, mahkemede, hastanede, vs.) gerçekleştiğinde diğer taraflara yüklediği dışsallık, sadece zihni anlamda dışsallık olmaktan çıkar ve böylece kamusal alanda sigara yasağı, başka bir boyut kazanır. Aynı şekilde uyuşturucu kullanmakla ilgili düzenleme, eylemin evde ve kamusal alanda yapılması durumuna göre farklılaşabilir. Bununla birlikte uyuşturucu kullanmakla satmak arasındaki fark da zihni dışsallık kapsamında değerlendirilebilir. Satmanın neden olacağı olumsuz zihni dışsallık, uyuşturucuyu özel ve kamusal alan ayrımı yapmaksızın, bulundurmayı ve satmayı yasaklamayı gerektirmektedir. Şu halde bir sosyal piyasa olarak ortak mülkiyet alanlarında ilgili faaliyetin yasaklanması, bu faaliyetin toplum nezdinde olumsuz bir dışsal etki oluşturup oluşturmamasıyla ilişkilendirilebilir. 

BIRAKINIZ YAPSINLAR KURALI 

Buradaki yaklaşım, zihni dışsallık kapsamında olmakla birlikte, ilgili eylemler sadece dışsallık perspektifi dikkate alınarak yasaklanmalı veya serbest bırakılmalıdır anlamına gelmez. Bu kapsama sadece eylemlerin zihinlerde uyandırdığı etkileri alarak, sorunu anlamak üzerine bir perspektif sunabiliriz, ama sorunun boyutlarını yeteri kadar geniş kapsamla ele aldığımızı iddia edemeyiz. Bilhassa bizler gibi modern dünyanın kurumlarına göre şekillenmiş zihni algılarla kuşanmış bireyler açısından bu yaklaşım, paradoksal bir resim gibi görünse de daha sıkı bir duruşla bakıldığında Batı'nın kendi içinden yükselen seslerin bile bu zihni dışsallık kaynaklı maliyetlerin ve insan üzerindeki tesirinin neler olabileceğini en azından görmemize yardımcı olabilir. Bunun için negatif zihni dışsallığa neden olan eylemlerin "ağırlıklı olarak Batılı birey" üzerinde neden olduğu etkiye bakmak gerekir. Açıkça bu türden eylemlerin etkisi yıkıcı ve iç boşaltıcıdır. Batı'daki çırpınış da bu yüzdendir. Bu türden dışsal maliyetli sınırsız özgürlüklerin refah düzeyi üzerindeki etkisi en azından tartışmalıdır. Albert Camus'un Don Juan ve Po Ovası analizi veya Zweig'in kayıp bir birey tasvirinden ibaret Casanova biyografisi, modern ve post-modern zamanlarda Batı'nın yaşam tarzının insanların içini nasıl boşalttığını ve açıkça koflaştırıp, ne türden bir yıkıcı etkiye maruz bıraktığını açıkça gözler önüne sermektedir. Kafka, modern yaşamla birlikte duvara çarpan bireyin kâbuslarının tezahürüdür. Bu nedenle negatif anlamda zihni dışsallığa neden olan eşcinsellik, uyuşturucu ve klasik rock'n roll tarzı özgürlükçü eğilimlerin toplumsal maliyetleri, özgürlük neticesinde elde edilebilecek sosyal faydadan daha fazla görünmektedir. Burada sorun, paradoksal ve belki ironik olarak, hem bazı liberal hem de laik muhafazakârların, bu durumlar karşısında bile bırakınız yapsınlar kuralına bel bağlamalarıdır. 

Buna göre daha bütüncül bir perspektifle bakıldığında, negatif zihni dışsallık yayan eylemlerin ifa edildiği sosyal piyasalarda, ilgili eylemlerin serbest kalmak yerine yasaklanmasının makul bir rasyoneli oluşmaktadır. Diğer yandan bu çıktının ima ettiği bir diğer sonuç, modern toplumda hangi eylemlerin serbest kalabileceği ve haklı bir rasyonel olmaksızın bir eylemi yasaklamanın, bugünün dünyasında ne anlama geldiğidir. Yine yakın tarihimizin esaslı ve yeni anayasayı ilgilendiren sorunlarından biri olarak başörtüsünün kamusal alanda kullanımı bu perspektifle değerlendirilebilir. Son sözü başta söylersek, negatif zihni dışsallık içermeyen başörtüsü, yasak kapsamında değerlendirilemez. Zira uyuşturucunun neden olduğu dışsallık, her zaman negatif iken; eğer oluyorsa örtünmenin bazı insanlar üzerindeki etkisi nadiren negatif ve bazı durumlarda pozitiftir. Aksi durum, dünyanın neredeyse her yerinde hâlâ daha marjinal kalmaktadır. En azından bu türden bir yasağın savunucuları, kendilerinin ne tür bir düşünce ağının tesirinde olduklarını görmeleri gerekmektedir. Gördükleri halde bunu teslim edemeyenler için ise yapacak çok bir şey bulunmamaktadır. Bu tür bir muhafazakârlık, açık bir körlük ve direnç üretmeye devam edecektir. 

Zira bu iddiayı Türkiye uygulaması özelinde açarsak, demokrasilerde kamusal alanda bir fiilin yasaklanması için dışsallık, ortak mülkiyet sorunu ve kamusal mallar gibi haklı rasyonelleriniz bulunmuyorsa, tüm yasaklarınız sizi otoriter veya totaliter bir diktaya taşır. Bunun mutlaka rejim olarak da bunu destekleyen bir siyasi yapıyla olması gerekmez. Demokratik bir siyasi rejimle de eğer kamusal alanda başörtüsünü yasaklarsanız İran'la Türkiye olmak arasında bir fark kalmaz. 17. ve 18. yüzyıl rasyonalizminin neden olduğu modern dünya ile günümüz rasyonalizminin inşa ettiği post-modern dünya, temelleri, kurumları ve pratik karşılığı açısından çok derin farklar içermektedir. Bu farkı ıskalamak, nedeni ne olursa olsun yaklaşımınızı ilkelleştirir. İktisadın dışsallık üzerinden etkinlik kriteri, hangi eylemin niçin yasaklanması veya serbest bırakılması gerektiğini açıklamada başarılı olmuştur. Bu nedenle de bu yeni yaklaşıma bel bağlayanlar hukuk ve ekonomi çizgisinde devasa bir literatür oluşturmayı başarmışlardır. Bu yeni ve bir anlamda iktisat içinde post-modernist yaklaşım, yine bilimin yol göstericiliğinde rejimlerin demokratik veya totaliter/otoriter bir tavır alıp almayacaklarının da belirleyicisi olabilir. Laik demokratik sistemle İran tipi totaliter ve Suriye tipi otoriter bir sistemi birbirinden farklılaştıran ayırıcı unsur, zorlayıcı güç sahibi olarak devlet otoritesinin, yasaklar ve kamusal alan üzerindeki belirleyiciliği olacaktır. Gerçek anlamda özgürlükçü bir sistem için kamusal alan tanımının, zihni dışsallıklar ve benzeri argümanlar üzerinden yapılmasının, özgürlük ve yasaklar üzerinde doğru bir perspektif verdiği dikkate alındığında bu yapının yeni anayasada mündemiç olması, elzem görünmekte ve etkin bir özgürlük yolu önermesi beklenmektedir.(Zaman)





Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.