Yeni Anayasa için 'özgürlükçü çizgiler'

CEVAT ÖNEŞ

Emekli MİT Müsteşarı

PKK gerçekliğini dikkate almayan çözüm çalışmalarının, toplumsal uzlaşı sağlayabilme ihtiyacının karşılanmasında ve varılabilecek hedeflere ulaşılmasında, engellerle karşılaşabilme ihtimalleri yüksektir. Geçmişin acılarından, algılarından hareketle, yarınlarımızı inşa edemeyiz. İnşa edeceğimiz yeni Türkiye’nin vizyonu, demokratik değerler çerçevesinde, geçmişimizin acılarından dersler çıkarılarak yeni ufuklara yönelmek olmalıdır.

Kapsamı itibariyle, toplumsal-siyasi-hukuki tartışmaların yaşanmakta olduğu sorunlu bir olayla karşı karşıyayız. Ergenekon Dava sürecinde, bazı insan hakları ihlalleri ortaya çıkmıştır. İddianamelerin hazırlanışında, aramalarda, gözaltına almalarda, dinleme yoluyla delillendirmelerde, tutukluluk sürelerinin uzunluğunda, evrensel hukuk kurallarıyla uyuşmayan bazı durumlara şahit olunmuştur. Ancak bu görüntülerin, genel yargı ve hukuk sistemimizin devam ede gelen eksikliklerinin de göz ardı edilmeden değerlendirilmesi yararlı olabilir. Yargıda ve güvenlik kuvvetleri bünyesinde, süreçle bağlantılı tarafların oluştuğu kaygıları dikkatleri çeken bir husustur.

Söz konusu görüntüleri önemle değerlendirip, yapıcı eleştirilere tabi tutarken, temel meselemiz olan “vesayetçi” sistemin Türkiye demokrasisini, devlet yapısını kuşatan doğrudan/dolaylı darbe/müdahale tehditlerinin “Kurumsal-ekonomik-medya-siyaset-örgütlü-uluslararası” ayakları arasındaki bütünlüğü ve bağlantılarının, gözden kaçırılmaması hususu önemini korumaktadır. Konunun hukuki sürecinin, haklı eleştiriler dikkate alınarak, “kamusal vicdan”ı da tatmin edecek şekilde, mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılması ihtiyacı ortak taleplerdendir.

Geldiğimiz noktada, dikkatle değerlendirilmesi gereken husus; Türkiye’nin ‘vesayetçi zihniyet ve sistem’in prangalarından kurtulabilmesi hususunda, siyasi iktidarların, siyasi partilerin, kurumsal devlet yapılarının, siyasi irade (siyasi iktidar ve parlamento) öncülüğünde yaptıkları/yapacakları çalışmalardan almakta oldukları sonuçların niteliği ve yeterli olup olmadığıdır. Türkiye demokratları, ideolojik farklılıklarının kısa vadeli taktiksel yönelişlerinin çıkarlarına ve/veya egolarına kapılmadan, temel meselemiz olan ‘vesayet’ yapısının (önemsenecek derecede kırılmıştır) geri dönülemez şekilde ortadan kaldırılabilmesi için ‘güç birliği’ içinde olabilmelerinin hayati önemini kavramak ve demokratik-meşru mücadelelerini bu istikamette şekillendirmek zorundadırlar. Seçim süreci, yeni anayasanın inşası çalışmaları ve yeni anayasa ile uyumlu olarak, Türkiye’nin yeniden yapılandırılması çalışmalarında, bu ihtiyaca cevap verebilen bir demokratik yaklaşım ve dayanışma kurulabilmesinin önemi artarak gündemimizdedir.

Kürt sorunu ve PKK

Kürt meselesinin Türkiye’nin en önemli ve öncelikli sorunu olduğunu artık tartışmadan kabul ediyoruz. Demokrasimize derinlik kazandırılamadığı için, bu meselenin çözümlenemeyişinin de, sonuç olarak PKK silahlı hareketini ortaya çıkardığını biliyoruz.

Yaşanan/yaşanmakta olan süreçlerde, demokrasi karşıtı hareketler, yabancı ülkeler ve güçler bağlantılarının, konjonktürel durumlara göre değişiklik göstermesine rağmen, temel sebep unsurunun, sivrisinek üreten vasatların iyileştirilmesi şartlarının yaratılamayışıyla olan bağlantılarını da, daha sağlıklı değerlendirmekteyiz. Yanlış politikalarla, ‘insanî’, ‘vicdanî’ olmayan güvenlik uygulamalarının yarattığı sonuçların ağırlığına rağmen, ülkemiz dinamiklerinin bölgesel ve küresel gelişmelerden de güç alarak, Türkiye’yi kaçınılmaz şekilde çözüm sürecine soktuğunu söyleyebiliriz. Kimlik, aidiyet sorunlarına cevap verebilen hak arama taleplerinin ön plana çıktığı siyasi mücadelede, derinlikli, eşitlikçi demokratikleşme ve kurumsallaşma sürecine, sosyo-ekonomik, sosyo-politik, kültürel, hukuki hayatiyet kazandırılabilmesi durumunda, Kürt meselesinin çözülerek, Türkiye dinamiklerine, yeni ve etkili güçler katılabilmesi şartlarında önemli mesafeler alındığını söyleyebiliriz. AB aday üyelik süreci (1999) ile başlayan hukuki ve zihinsel gelişmeler ile tartışılabilir, eleştirilebilir hususlarına rağmen, Demokratik Açılım sürecinin, gerçekleştirilen sosyo-ekonomik gelişmelerle, bugün için çözüm yolunda çok önemli mesafeler kat edildiği tespitini yapabiliyoruz.

Yeni anayasa inşa süreci, değerlendirilebilmesi durumunda, çözüm için önemli fırsat kapısının açık olduğunu göstermektedir. Felsefesi, dili, evrensel değerleri kriter alan yapısı, farklılıklara ‘insanî’, ‘vicdanî’, ‘eşitlikçi’ bakan yaklaşımı, etnik-inanç-kültürel farklılıklar karşısında renksiz olan duruşu, “anayasal vatandaşlıkla” bütünleşme yaratan ve yerel yönetimlere Türkiye’nin çıkarlarıyla uyumlu şekilde daha üretken düzenlemeler getiren bir anayasa ile beklentilere cevap verilebileceği hususunda, müşahede edilebilen geniş toplumsal mutabakat, siyasetin görevini kolaylaştırabilir seviyededir. PKK gerçekliğini dikkate almayan çözüm çalışmalarının, toplumsal uzlaşı sağlayabilme ihtiyacının karşılanmasında ve varılabilecek hedeflere ulaşılmasında, engellerle karşılaşabilme ihtimalleri yüksektir. Geçmişin acılarından, algılarından hareketle, yarınlarımızı inşa edemeyiz. İnşa edeceğimiz yeni Türkiye’nin vizyonu, demokratik değerler çerçevesinde, geçmişimizin acılarından dersler çıkarılarak, yeni ufuklara yönelmek olmalıdır.

PKK bütünüyle Kürt toplumunu ve Kürt siyasi hareketini temsil etmemektedir. Çoğulculaşan demokratik Kürt vasatı içerisinde, otoriter-silahlı yapısı ile tepki görmekte ve 1/3 gibi 2-3 milyonluk bir kitleden oy alabilmesine rağmen, yaratabildiği dinamiğin etkisi, potansiyelinin sınırlarını aşabilmektedir. Bejan Matur’un “dağın ardına bakmak” kitabındaki insan hikâyelerinde de görebildiğimiz gerçekler, duygular dünyası, meselenin anlaşılabilirliğine önemli katkılar sağlamaktadır. PKK; silahlı gücünü koruyarak ve tehdit unsuru olarak kullanarak, hak aramanın meşruiyetini tamamen kaybettiğini anlamak zorundadır. Demokratikleşme sürecine devamlılık kazandırılan Türkiye şartlarında, silahlı örgütsel yapıda ısrar ve tehdit olma pozisyonunun korunması, PKK’yı demokratik Kürt toplumundan da tecrit ederken, silahlı güçlerinin, demokratik ve meşru olmayan güçler tarafından kullanılabilmeleri gibi bazı sonuçları da ortaya çıkarabilecektir.

Gelişmeler, değerlendirmeler, Ekopolitik’in “Demokrasi Durakları”nda, bizzat Kürt toplumunun farklı renkleri içerisinde yapabildiğim gözlemler, ayrılıkçı bir hareketin, düşüncenin olmadığını gösterdiği gibi nitelikli demokratik çözümlerle, Türkiye bütünlüğünün daha güçlü olarak sağlanabileceği imkânlarının, her zamankinden elverişli olduğunu gösterir mahiyettedir. Öcalan PKK’sının yaratabildiği duygu dünyasında şekillenmiş kitlenin, barış ve silahı özdeşleştirebilme paradoksu, 21. yy. dünyasının ve legal-silahsız-demokratik mücadele yöntemlerinin gücünün anlaşılabilmesini zorlaştırmaktadır.

Öcalan demokrasiden ne anlıyor?

Şivan Perwer ve Orhan Miroğlu gibi demokrat aydınlara yöneltilen baskılar, KCK’nın ateşkesi sona erdiren kararına karşı, Diyarbakır’da bir araya gelen 694 sivil toplum örgütünün, ortak bir açıklama yapamayışı ve 146 örgütün PKK’ya ateşkese devamlılık kazandırması talebini yöneltmeden, sadece AKP ve Hükümetin hedef alınması, çoğulculuğu tehlike gören, silahlı-otoriter bir zihniyeti yansıtmakta oluşu sebebiyle, mevcut tereddütlere hassasiyet kazandırmaktadır. Meselelere makro düzeyde bakabilen, felsefi boyutta ütopik yaklaşımları bilinen, her cümlesinde ‘demokratik’ kelimesini kullanan Öcalan’ın, pratiğe yansıyan düşündürücü görüntüyü, içerisinde bulunan şartlarda değerlendiremediğinin söylenilmesi inandırıcı gelmiyor. Bir tek çocuğun dahi ölmemesi için insani zafiyetlerinden arınarak, barışa kilitlenebilen liderleri, toplumsal vicdan ve tarih değerlendirecektir. Öcalan’ın medya’da yer alan “Türkiye’de Demokratikleşme Sorunları, Kürdistan’da Çözüm Modelleri (Yol Haritası)” başlığını taşıyan belge; demokratik sistemin vazgeçilmez ve tartışılmaz olan “çoğulcu toplum yapısı” konusuna açıklık getirmemektedir. Öz savunma güçlerinin kullanımı, yeni bir toplum inşası süreci ile pratikte PKK’nın varlığını koruyarak, Türkiye’nin bütünlüğünü ve toplumun iradesine dayandırılmayan bir muhayyel oluşumun istendiği izlemini verebilmektedir. Gelişmiş demokratik düşünce ve pratikleriyle de uyuşmayan bu durumun şeffaflaştırılması, teorik söylemlerin, reel koşulların yaratabildiği imkânlarda değerlendirilerek, pratiğe yansıtılabilmesi, çözüm sürecinin kolaylaştırıcı adımları olabilecektir.

Türkiye’nin nitelikli demokratikleşme zorunluluğu ve ihtiyacı, sadece Kürt meselesi ve PKK ile de bağlantılı değildir. Etnik, inanç, mezhep, kültürel gibi farklılıklarımızın zenginleştirdiği, ortak bünyemizin sorunlarını, hak eşitliği çerçevesinde, insani yaklaşımlarla çözebilme şartlarını, tarihsel dinamiklerin kazandırdığı evrensel değerlerle çözebilme imkânlarımız mevcuttur. Yeni anayasa ve zorunlu kıldığı siyasi-hukuki-idari değişim projelerinin bir yol haritası içinde, toplumla paylaşılması ve tartışmaya açılması halinde, her aktörün niyet ve pozisyonlarına açıklık kazandırılması mümkün olabilecektir. Yaşanmakta olan süreç, insanı dışlayan demokrasi dışı düşünce ve pratikleri, toplumdan tecrit eden, marjinalleştiren istikamette gelişme kaydetmektedir.(Star)

cevatons@yahoo.com


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.