Yeni anayasa için toplumsal mutabakat ve AK Parti'nin rolü

Bu son değişikliklerin Türkiye'nin ulaşmaya çalıştığı ileri, çağdaş demokrasi standartları bakımından anlamı ve değeri ayrı bir konu. En az bu değişikliklerin demokratik değeri kadar önemli olan bir diğer konu ise, hem referandum sürecinin hem de referandumda ortaya çıkan neticenin bazı bakımlardan yeni anayasayı teşvik edici olması. Şöyle söyleyeyim: Tüm sertliğine ve kutuplaşmacı özelliğine rağmen, referandum süreci, Türkiye'deki hemen hemen tüm siyasî partilerin ve "sivil toplum örgütleri"nin yeni anayasa ihtiyacını kabûl etmiş olmalarıdır. Bu, en azından muhalefet açısından tam olarak böyle değildi; referandum süreci, öncelikle CHP'nin yeni anayasa ihtiyacını kabûl etme noktasına geldiğini ortaya koymuştur. Bununla birlikte, referandumda ortaya çıkan sonuç ise, bu yeni anayasa yapım sürecinin gerçekleşebilmesi bakımından hem teşvik edici hem de potansiyel olarak engel oluşturucu bir dizi paradoks ortaya çıkarmıştır.

REFERANDUMLA GELEN Paradokslar

Bir kere, TBMM'ndeki oylama sonuçlarına göre zorunlu olarak halkoylamasına götürülen anayasa değişikliklerinin mimarı olan AK Parti, bu değişikliklerin şu an Türkiye'nin demokratikleşmesi için elzem olan âcil değişiklikler olduğunu sürekli olarak vurgulamıştır. Bu vurgu, 2007'den bu yana yeni bir anayasa ihtiyacını vurgulayan AK Parti'nin görüşünün değişmediğini göstermektedir. Ancak, AK Parti'nin bu değişikliklerin gerçekleştirilmesi sürecindeki tavrı, önümüzdeki dönemde oluşması beklenen yeni anayasa çalışmaları ile ilgili kötümserliğe neden olabilecek bazı paradoksları bünyesinde barındırmaktadır. AK Parti, halkoylamasından önce, TBMM'de anayasa değişikliklerinin gerçekleştirilmesi sırasında, özellikle CHP'nin değişiklik paketinin bölünmesi hâlinde, AYM, HSYK ve siyasî partilerle ilgili hususlar dışında kalan konularda destek olabilecekleri yönündeki teklifine kayıtsız kalmıştır. Bu kayıtsızlık, muhalefet tarafından AK Parti'nin anayasayı tek başına değiştirmeye yöneldiği ve bunun bir dayatma olduğu biçiminde yorumlanmıştır. Paradoks da buradadır. Çünkü referandumda ortaya çıkan sonuç, AK Parti tarafından, muhalefetin halk önündeki yenilgisi olarak anlaşılabilir ve bu anlayış da AK Parti'yi, aynen referandum öncesinde olduğu gibi, yeni anayasa yapımını kendi tekeline alma yönünde teşvik edici olabilir. Bu da, karşılık olarak, yeni anayasa için elzem olan toplumsal mutabakat ortamının oluşmasını engelleyerek aslında yeni anayasa yapımını bir kez daha engelleyici bir faktör olarak karşımıza çıkar.

Benzer bir paradoks muhalefet için, özellikle de CHP için söz konusudur. Gözlendiği gibi, referandum sürecindeki tartışma ortamının tüm keskinliğine ve kutuplaşmacı özelliğine rağmen, muhalefet ve özellikle de CHP, her türlü anayasa değişikliğine karşı çıkan tavrını terk etmiş ve yeni bir anayasa ihtiyacını teyit eder görüşler ortaya koymuştur. Burada ilginç olan nokta, özellikle CHP'nin halk oyuna sunulan anayasa değişiklikleri arasında AYM ve HSYK ile ilgili olanlar dışında kalan diğer konularda AK Parti ile uzlaşma arayabileceklerini belirtmiş olmasıdır. Özünde değişiklik paketinin bir ayrıma tâbi tutularak halk oyuna götürülmesi önerisi olarak karşımıza çıkan bu uzlaşmanın sağlanamamış olması, CHP'yi referandumda topyekûn "hayır" demeye yöneltmiştir. Buradaki paradoks, yeni anayasa ihtiyacını kabûl etme noktasına gelmiş bulunan CHP'nin, referandumda çıkacak olan "hayır" sonucunun yeni anayasa yapma ortamını ortadan kaldıracağını görmemiş olmasıdır. Çünkü, "hayır", hem değişikliklerin mimarı olan AK Parti'yi her türlü anayasa çalışmasından uzak durma noktasına itebilecek hem de CHP'ye, TBMM'deki sayısal yetersizliğine rağmen, yeni anayasa çalışmalarında AK Parti'yi marjinalleştirme yönünde göreli bir siyasî üstünlük verebilecekti. Bu da, AK Parti'nin katılmadığı veya kenara itildiği bir yeni anayasa çalışmasını başından anlamsız kılacak bir netice olacaktı.

Yeni anayasa ile ilgili bu paradokslar, aslında halen devam etme eğilimi gösteren kutuplaştırıcı siyasî tavırların içinde devam etmektedir. Yeni anayasa ihtiyacını sürekli olarak dile getiren toplum kesimlerinin ısrarlı vurgularına rağmen, bu anayasa çalışmalarını hayata geçirecek olan siyasî aktörlerin dışlayıcı tavırları devam etmektedir. Milletvekili genel seçimlerine çok az bir zaman kaldığı düşünülürse, önümüzdeki aylarda da bu dışlayıcı tavırların keskinleşerek süreceği tahmin edilebilir. Bu durumda, bir yandan yeni bir anayasa ihtiyacından söz etmek, hem de bu ihtiyacın ancak en geniş toplumsal mutabakat zemininde kabûl gören bir yeni anayasa ile giderilebileceğini vurgulamak, diğer yandan da böyle bir mutabakat zemininin oluşmasını engellemek, sürecin içindeki tüm siyasi aktörlerin görmeleri ve aşmaları gereken bir çelişki olmaktadır.

Yaklaşan genel seçimlerin yaratacağı siyasî atmosferin izin vermeyeceğini tahmin edebilsek bile, yine de sözünü ettiğim paradoksların aşılması ve böylece Türkiye'nin yeni bir anayasaya kavuşması için gereken toplumsal mutabakat zeminini oluşturabilmesi bakımından bâzı adımların atılabileceğini söyleyebiliriz. Bunlar arasında, özellikle AK Parti'nin 2011 seçimlerine giden yolda kendi anayasa projesini, en azından temel ilkeler/esaslar biçiminde, açık ve net olarak ortaya koyması çok önemli bir ilk adımdır. Neden mi?

AK PARTİ'NİN ETKİN ROLÜ DEVAM EDECEK Mİ?

Bir kere, AK Parti şu ân için siyasî olarak bir anayasa çalışmasını etkili kılabilecek en önemli güç olmaya devam etmektedir. Referandum sonuçları, bunu teyit etmiştir. Buradan hareketle, 2011 sonrasında da bu durumun büyük bir değişiklik geçireceği beklenmemektedir. Dolayısıyla, siyasî hayatın en etkili aktörü olmaya devam edeceğini söyleyebileceğimiz AK Parti'nin nasıl bir yeni anayasa düşündüğünü en azından ana ilkeler biçiminde ortaya koyması, referandum sürecinde yaşadığımız, çoğu anayasa konularının özünden uzak, kişisel veyâ partilerin öznel durumlarına ilişkin çekişmelerden uzak bir seviyeli tartışma ortamının oluşmasını sağlayacaktır.

İkinci olarak, AK Parti 2007 yılından beri Türkiye'nin yeni, sivil ve demokratik bir anayasaya ihtiyacı olduğunu vurgulayan ve bu konuda çalışmalar yapan bir partidir. Bununla birlikte, bugüne kadar ortaya somut bir anayasa projesi konmuş değildir. Bunun, AK Parti üzerindeki anti-demokratik, vesayetçi bürokratik baskılardan kaynaklandığı söylenebilirse de bugün artık böyle bir durum söz konusu değildir. Ayrıca, referandum öncesinde ve sonrasında, AK Parti'nin başkanlık sistemine yönelebileceği ihtimalinin belirmesi de, Türkiye yurttaşlarının AK Parti'nin nasıl bir anayasa vizyonuna sâhip olduğunu öğrenme ihtiyacına yeni bir âciliyet kazandırmıştır. Temel hak ve hürriyetleri merkeze alan hukukun üstünlüğüne dayalı bir demokrasi, elbette parlamenter veya başkanlık (yarı-başkanlık) sistemleriyle işletilebilir. Türkiye'nin yeni anayasa düzeninde AK Parti'nin nasıl bir sistem tasavvur ettiği, bu açıdan açık olarak belirtilmelidir. Buna ek olarak, ister parlamenter, ister başkanlık olsun, Türkiye'nin mevcut aşırı merkeziyetçi kamu yönetimi yapısı sürdürülecek midir? AK Parti'nin yeni anayasa tasavvuru bu bakımdan neyi içermektedir?

Bu konuda belirtilmesi gereken üçüncü ve son bir nokta da şudur: AK Parti'nin yeni anayasa ile ilgili tasavvurunu temel ilkeler/esaslar düzeyinde bile olsa ortaya koyması, yeni anayasa ihtiyacını kabûl etme noktasına gelmiş bulunan muhalefeti de neye "evet" neye "hayır" dediğini açıkça belirtmeye mecbur edecektir. Bu da, kişisel veya siyasî parti çıkarlarına göre siyaset yapma tarzını sona erdirip, yeni anayasa için elzem olan anayasanın asıl içeriğini tartışma ve tabii uzlaşma noktasına varmak için önemli bir başlangıç noktası olacaktır. Yeni anayasa konusunda top, kanımca bir kez daha Türkiye siyasetinin baş aktörü olmaya devam eden AK Parti'dedir, bu defa ıskalanmasın! Zaman

Levent Köker


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.