Yeni anayasa siyaset gündeminden kalktı mı?

Levent Köker

Bu vurgu, yeni anayasa çalışmalarını sürdüren bazı "sivil toplum" örgütlerinde ve yurttaş girişimlerinde hâlâ dile getiriliyor. Buna karşılık, 2011 seçimlerinin bir anayasa seçimi niteliğinde olacağı vurgusu, başta AK Parti olmak üzere, Türkiye siyasetinin ileri gelen aktörleri tarafından artık neredeyse hiç yapılmıyor. İktidar cenahından gelen "başkanlık sistemi tartışılsın" önerisinin dışında, son zamanlarda yeni anayasa ile ilgili neredeyse hiçbir kayda değer değerlendirme yok. Sanki son referandumla kabûl edilen anayasa değişiklikleri, en azından "şimdilik" yeterli görülmüş olmalı ki, yeni anayasadan artık fazlaca söz edilmiyor. Şurası açık ki, AK Parti yeni anayasa yapımı konusunu gündemin en ön sırasına alıp, Türkiye yurttaşlarının önüne en azından temel ilkeler ve kurumsal yapı düzeyinde kapsamlı bir öneri sunmadığı sürece, son referandumla "kendi işine gelen" değişiklikleri yaptığı, aslında zâten yeni bir anayasa yapma düşüncesi içinde olmadığı yönündeki muhalif argümanlara haklılık zemini kazandırmaktadır. Yeni anayasa ile ilgili olarak anamuhalefetin durumu da ortada: 2007 seçimlerine gidilirken yeni, sivil ve demokratik bir anayasa talebini ortaya koymayan, mevcudiyetini Cumhuriyet'in tek-parti döneminden kalma vesâyetçiliğini muhafazaya adamış gibi bir görüntü veren CHP'nin bugün de yeni anayasa konusunda pek ses etmemesi anlaşılır bir husus. Örneğin, yeni anayasanın en can alıcı konuları arasında yer alması gereken "anadilde eğitim"le ilgili olarak, CHP liderinin Van'da yaptığı değerlendirme, CHP'nin bu konudaki "mütereddit ve müphem arzusu!" hakkında bir fikir verebilmektedir. Bütün bunlara Tunus, Mısır, Libya derken tüm mağrib ve maşrık ülkelerini kapsama eğilimi gösteren değişim rüzgârlarının yarattığı sıcak gündemin ağırlığı ve önceliği de hesaba katılırsa, 2011 seçimlerine doğru yeni anayasaya odaklanabilecek bir siyasî atmosferin oluşması zor görünüyor.

Netîcede, siyasetin bu durumu, bizleri Türkiye'nin yeni ve demokratik bir anayasaya olan ihtiyacını yeniden düşünmek zorunda bırakıyor. Bu yeniden düşünme sürecinin ilk sorusu herhâlde, "Türkiye'nin yeni bir anayasaya gerçekten ihtiyacı var mı?" olmalıdır. Türkiye toplumunun geniş kesimlerinin bu soruya "evet!" dediği bir ortamda, toplumdan seçilmek için oy isteyecek olan siyasetçilerin konuya ilgisiz kalamayacakları doğruysa ve şu ân için Türkiye siyasetinin ana aktörleri yeni anayasa konusunda pek istekli görünmüyorlarsa, iki ihtimâl vardır: (1) Türkiye'nin yeni bir anayasaya aslında ihtiyacı yoktur, mevcut anayasal durum, ileride ortaya çıkabilecek ve 2007-2008'de örneklerini gördüğümüz türden kritik durumlarda gündeme gelebilecek değişiklikler saklı kalmak kaydıyla, pekâlâ sürdürülebilir bir durumdur. (2) Türkiye'nin, bugünlerde sık sık tekrarlanan deyişle, "ileri demokrasi" seviyesine erişebilmesi için, bu seviyenin içeriğine uygun yepyeni bir anayasaya olan ihtiyacı sâhici olduğu kadar âcil bir ihtiyaçtır da.

Birinci şık geçerliyse, artık yeni anayasa konusunda kamusal gündemi fazlaca meşgûl etmenin bir gereği ve anlamı yoktur. Bu konuda isteyen "sivil toplum" örgütleri ve yurttaşlar kendi çalışmalarını sürdürebilirler ama bunların son yirmi yılda yapılan çalışmalar arasına girip tarihteki yerlerini alacakları kesinse de, yeni anayasa üzerinde etkili olmalarını beklemek mümkün görünmemektedir.

İkinci şık geçerliyse, o zaman durum değişir ki, kişisel kanaatim de bu yöndedir. Bir, iki nedenle: Bir kere, Türkiye şu anda "ileri demokrasi" seviyesinde değildir, demokrasisi eksiklerle malûl olan bir ülkedir. Bu hâliyle bile, değişim için kaynayan Ortadoğu ülkelerine "model" olabilir mi, bilmem. Ama, bu "model" niteliği, bana hep müteveffa Samuel Huntington'ın bundan on küsur yıl önce Türkiye'deki bir konuşmasında söylediği, "Türkiye, AB üyeliği yolunda çabalamaktan vazgeçsin, İslâm âlemine model olmaya gayret göstersin!" yollu önerisini anımsatıyor. Bilindiği gibi "Medeniyetler Çatışması" tezinin müellifi olan Huntington, İslam medeniyetinin demokrasi ile bağdaşmayacağını vurgulamıştı. Türkiye'nin "noksanlı demokrasisi"ni de herhâlde, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir toplumda olabilecek en "ileri demokrasi" olduğu kanısındaydı; "daha fazlası nenize lâzım!" demeye getiriyordu galiba ve gerçekten Türkiye'de de bu görüşü, bilerek ya da bilmeyerek paylaşanlar elân mevcuttur.

EKSİK DEMOKRASİ AŞILMAK ZORUNDA

Türkiye'nin eksik bir demokrasiye râzı olması gerektiğine karşı dünyanın en ileri standartlarında bir demokratik sisteme kavuşması için çalışılması gerektiğini düşünürken, herhâlde yalnız değilim. Zaten Avrupa Konseyi üyeliğimiz, AB hedefimiz ve mevcut Anayasa'mızdaki 90. maddenin son fıkrası gibi bazı düzenlemeler de, bunu emrediyor. O zaman, ileri demokrasi standartlarının temel özelliklerinin odaklaştığı noktaları dikkate alıp, bu yönde bir yeni, demokratik anayasa çalışmasına yönelmek gerekiyor. Böyle olunca da, yeni anayasayı tekrar gündemine alacak olan Türkiye siyasetinin şu üç noktada en azından netleşmeye ihtiyacı olduğu belirginleşiyor: (1) 12 Eylül referandumuyla tasfiyesi yönünde önemli bir adım atıldığı ileri sürülen anti-demokratik vesâyetçi sistem özelliklerinin nihaî olarak ortadan kaldırılması. Bunun için, Ahmet İnsel ve Ali Bayramoğlu'nun derledikleri bir çalışmada da net olarak ortaya konduğu gibi, Türkiye'de "ayrıcalıklı bir zümre" konumuna erişmiş bulunan "ordu"nun bu ayrıcalıklı konumuna son vermek kaçınılmaz. (2) İleri demokrasinin çokkültürlü olması şart. Bu bakımdan, AK Parti'nin de teğet geçtiği bir mes'ele olarak anadilde eğitim gibi hak taleplerine, ­"anamuhalefet"in son yaklaşımında olduğu gibi, "sıcak bakıyoruz ama hemen çözülmesi mümkün değil" türü bir yaklaşımın aşılması gerekiyor. (3) İleri demokrasinin "adem-i merkeziyetçi" olması şart. Dolayısıyla, Türkiye'nin kendi aşırı merkeziyetçi yapısını, hiç değilse bu yapıyı meşrûlaştırmak için sıkça müracaat edilen bir örnek olarak Fransa'yı izleyip, yerel yönetimleri gerçekten özerk kılacak anayasal ve yasal reformlara yönelmesi zorunlu.
 
Türkiye, içinde vesâyetçi kalıntılar ve aşırı bir otoriter rejime her ân dönüşebilme potansiyeli taşıyan noksanlı bir demokrasiye râzı olmayacaksa, bu yüzden de yeni bir anayasa ihtiyâcı sâhici ve âcil ise ve yeni anayasanın asgarî müşterekleri arasında öne çıkan üç nokta böyle özetlenebilirse, bir soru daha gündeme geliyor: Bu yeni anayasayı kim, nasıl yapacaktır? Yukarıda özetlemeye çalıştığım üç noktanın gereklerini yerine getirebilen bir yeni anayasa, Türkiye'nin otoriter ve vesâyetçi temel kuruluş yapısını ve kurucu ideolojisini dönüştürmeye yöneliktir ve bu niteliğiyle "devrimci" bir girişim olmak durumundadır. Anayasa yapım süreçleriyle ilgili akademik çalışmalarda da vurgulandığı üzere, yeni bir kurucu metin, bir "toplum sözleşmesi" niteliğinde olacak olan anayasaların "devrimci" niteliği, bu anayasayı yapacak olan meclislerin de "devrimci" olmalarını gerektirir. 2011 seçimleri bir anayasa seçimi olacaksa, bu seçimden sonra oluşacak olan meclis de bir "kurucu/devrimci meclis" niteliğinde olmalıdır. Yeni oluşacak meclisin böyle bir niteliğe kavuşabilmesi, Türkiye toplumunun bunu talep etmesine bağlıdır. İktidarı ve muhalefetiyle siyasetin ana aktörleri "yeni anayasa" mes'elesini gündemin arka sıralarına atar, üstelik 2007'nin bile gerisine düşecek bir yaklaşımla, seçim sürecinde ileri demokratik bir yeni toplum sözleşmesi mahiyetinde bir anayasa hedefini ortaya koymazlarsa, toplum böyle bir talebi nasıl dile getirebilecektir? Üstelik, toplumun irâdesinin meclise yansımasını engelleyen ciddî yasal engeller ortada dururken!(Zaman)



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
AV.MERT ERYILMAZ 6 yıl önce

Evet Anayasa değişikliği gündemden kalktı.Ülkede tüm toplumsal kesimlerin değişmesi hususunda hemfikir olduğu, memleketimize artık dar gelen 12 Eylül zihniyetinin aynası bu anayasa artık değişmeli..Siyasiler, çıkar çatışmalarını bir yana bırakmalı, Avrupa ülkelerinde olduğu gibi ülke çıkarlar sözkonusu olduğunda elbirliği yapmalı, Anayasa değişikliği çalışmalarına hiçdeğilse seçimden sonra ciddi bir şekilde başlamalı...