Yeni Anayasa zemininde idarenin yeniden tanzimi
MEHMET KAHRAMAN
Dr., 18. Dönem Erzurum Milletvekili

Bu nedenle anayasalar yapılırken son derece hassas davranarak, hataları asgariye indirmeye çalışmalıyız. Ayrıca bu süreçte devletin tarihî birikim ve tecrübeleri, milletin sosyo-kültürel yapısı özenle dikkate alınmalıdır. Devletin idarî yapısı, devlet çarkının çevrilmesi bakımından üzerinde çok düşünülüp şekillendirilmesi gerekir. Birinci Meşrutiyet'ten günümüze Batı tesiriyle şekillenen idare, önemli bir bilgi ve tecrübe arşivine sahiptir. Bugün idareye yeniden şekil vermek isteyenlerin işi çok da zor olmasa gerektir. Bütün anayasalarımızda idare; genel idare ve mahalli idare diye ikiye ayrılmış, bu temel anlayış günümüze kadar muhafaza edilmiştir. Temelde çok farklı bir değişim olmamıştır. Sadece, büyükşehir uygulaması büyük illerde başlatılmış, son zamanlarda da AB kriterlerinin getirdiği bazı özellikler öne çıkmıştır. Yeni anayasa anlayışı içinde idare yeniden tanzim edilirken, mutlaka genel idare ve mahalli idare ayrımını ve mevcudiyetini muhafaza etmelidir. Şahsi idari tecrübem ve çağdaş yönetimlerin toplumlara sunduğu hizmetleri baz alarak bir değerlendirme yaptığımızda, gelecekteki idare sistemimizde aşağıda arz edeceğim hususların yer almasını olumlu bulmaktayım.

GENEL İDARE

Ülkemizde idare, başından beri yetki genişliği esasına göre düzenlenmiştir. Genel idare kademeleri olarak da 1948'de çıkarılan 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'na göre mülki taksimat il, ilçe ve bucak olarak ayrılmıştı. Bugünün uygulamasında, idare illere, iller de ilçelere bölünmüştür, bucaklar kaldırılmıştır. İllerin başında valiler bulunmakta, vali hem devleti hem de hükümeti temsil etmekte, her bakanın ildeki temsilcisi olarak onun adına yetki kullanmaktadır. Bu uygulamanın en faydalı tarafı devlet kurumları arasında koordinasyon ve bütünlük sağlanmasıdır. Şayet böyle olmasa, aynı hizmet farklı kurumlar tarafından yapılacak, zaman ve kaynak israfı katlanarak artacaktır. Ayrıca ülke ve hizmet bütünlüğüne de zarar verecek, yolsuzluk ve keyfilik artacaktır. Daha da önemlisi valiler, illerde, kaymakamlar ilçelerde, devlet tarafından çok kolay denetlenen ve yine devlet adına astlarını denetleyebilen kamu görevlileri olmaları hasebiyle muktedir devlet olmanın şartlarını da oluşturur. Cumhuriyet döneminde çok başarılı hizmet vermiş ve eserler bırakmış, toplumda devlet-millet dengesi kurmuş mülki amirler hatırlandığında valilerin ve kaymakamların önemi daha iyi anlaşılmaktadır. İl İdaresi Kanunu'nun 9. maddesindeki yetkiler gözden geçirilip çağdaş ihtiyaç ve talepler nazara alınarak, valilerin aynı yetkilerle donatılması halinde genel idareyi reformize etmiş oluruz. Ceberut devletler dönemi çoktan kapanmış, bunun yerini hizmetkar, munis; fakat, muktedir devlet almıştır. Yetki verilmeyen validen çok hizmet beklemek de hayal olur. Bu nedenle, devlet valisine yetki ve imkân verecek, ondan da azami hizmet bekleyecektir.

MAHALLİ İDARELER

Günümüz yönetim anlayışında haklı olarak ortaya çıkan en önemli talep, demokrasidir. Dolayısıyla, valilerin seçimle işbaşına gelmesi savunulmaktadır. Bana göre de yadırganmayacak ve uygun bir taleptir. Ancak, bunu yaparken, federal sisteme geçmeyi düşünmeden veya devlet otoritesini zaafa uğratmadan halkı söz ve rey sahibi yapabiliriz. Mülki idarede yetişmiş “istisnai olarak” da diğer devlet kademelerinde temayüz etmiş bürokratlarından, her il için aday göstererek o il halkına valilerini seçtirilebiliriz. Bu konumda seçilen vali hem devleti hem de halkı nazara alarak hizmet verecektir. Vali devletin emrinde olduğu kadar, halkın talepleri ve eğilimlerini de dikkate almak zorunda kalacaktır. Bu yolla da halk, il yönetiminde söz ve rey sahibi olacaktır.

İl genel meclisleri ilde tam bir mahalli parlamento haline getirilmelidir. Merkezi idare  ise yüksek milli stratejiler belirleyerek, il ve mahalli idarelerden o stratejilerin uygulanmasını istemeli ve aynı zamanda gözleyici ve denetleyici olmalıdır. Merkezi idare, birçok yetkisini illere ve mahalline devretmeli, öğretmen ebe tayinleri, köy yol ve içme suyu ile ilgilenmemelidir. İl özel idaresi asla kaldırılmamalı daha donanımlı hale getirilmelidir.

Önemli bir husus da milyonların taleplerine cevap vermek durumunda olan belediyelere son büyük şehir kanununda olduğu gibi köyleri de eklemek, AB'nin subsidiarity, “hizmette yerellik” ilkesine aykırıdır. Ayrıca bu uygulama, hizmet kalitesini düşürecek, önemli kaynak israfına sebep olacaktır. Uzak mahallelerdeki ihtiyaçların tespiti ve ifası güçleşecektir. İlçelerde de, kaymakam başkanlığında ilçe özel idaresi kurulmalı, ilçe meclisleri oluşturulmalı, bu meclise belli sayıda köy muhtarı ile il genel meclisi üyeleri, belediye başkanları ve bazı ilçe şube müdürleri katılmalı. Bu meclisin bütçesi tasarruf imkânı olmalıdır. Valiler bu meclis kararlarında sadece denetleyici değil aynı zamanda yönlendirici her türlü desteği sağlayan durumda olmalıdır.

Köy idaresinde muhtarlar, daha aktif ve yetkili kılınmalıdır. Günümüz dünyasında köyle şehir farkı yaşantı itibarıyla azalmış, talepler aynılaşmıştır. Şehirde ne varsa, köyde de o olmalıdır anlayışına sahip hale geldik. O nedenle, köy muhtarlarına sağlık, bayındır ve asayiş görevleri verilmeli, özellikle de kendi ölçeğinde, belde belediyelerinin hizmetlerini yapacak statüye kavuşturulmalıdır. Muhtarlar bir yandan genel idarenin bir sorumlusu gibi çalışırken, öte yandan mahalli idarenin küçük bir uygulayıcısı olmalıdır. Ayrıca muhtarlara basit ihtilafları çözecek yetkiler verilmeli, emniyet kuvvetlerine yardımcı olabilecek sorumluluklar yüklenmelidir. Sosyal güvenceleri ve maaşları olan günümüz muhtarı devlet memuru sorumluluğuna da aynen sahip olmalıdır. Yerinden yönetim de il özel idarelerinden daha da önem arz eden, milyonlara hitap eden belediyelerimizdir. 1984'ten sonra uygulamaya koyduğumuz Büyükşehir Belediye Kanunu günümüze kadar başarılı hizmetler verilmesini sağlamıştır, aynen devam edilmelidir. Bunun yanında yirmi yıllık tecrübenin verdiği tespitlerle bazı revizyonlar  yapılabilir. Büyükşehirle bağlı belediyeler arasında iş, yetki ve kaynak bölüşümlerini netleştirmek ve partizanlığa kapalı hale getirecek düzenlemeler yapılabilir.  Belde belediyeleri, büyük belediyelerle birleşmiş veya çok yaklaşmış ise kaldırılmalı, bunun dışında kalanların ise mesela nüfusu üç binin üzerinde olanlar muhafaza edilmelidir. Eğer AB'nin yerellik ilkesine bağlı kalacaksak bence uygun olanı da budur. Belde belediyelerinin muhafazası, medeni imkânları kısa elden isteyen ve buna hakkı da olan, halkımızın yararınadır. 

Kısaca idaremiz içinde var olan fakat gün geçtikçe işlevini kaybeden mahalle muhtarlıklarına da değinmek gerekir. Mahalle muhtarlıkları kaldırılmalı, bunun daha etkin görev sunacak mahalli karakollar kurulmalıdır. Bu karakollara ikamet, nüfus, iyi hal belgesi ve benzeri vatandaşın tez elden ulaşacağı belgeleri temin etme yetkisi verilmelidir. Bu uygulama birçok kurumun işini hafifletir, vatandaşa da zaman kazandırır. Ayrıca, gittikçe önem arz eden asayiş de, takip, tebliğ ve tanımada, ikamet değişimini izlemede, önemli görevler ifa edebilir. Bunlar yapılırken, Osmanlı'dan, daha sonra Cumhuriyet'ten günümüze, devletin edindiği tecrübelerden azami istifade ederek, dışımızdaki dünyayı da nazara alarak yeni düzenlemeler yapmak zorundayız. Asla unutulmaması gereken bir husus da, her milletin hatta her bölge ve beldenin ihtiyaç ve taleplerinin faklı olduğudur. Bu farklılıklar bir zenginliktir ama tevili, tanzimi de bazen zordur. Önemlisi de bu zoru başarmaktır.



Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.