‘Yeni anayasa’nın iki bilinmeyeni
ESER KARAKAŞ  

Bu yeni anayasa çok ama çok önemli zira bir dizi nedenden bu proje gerçekleş(e)mez, Türkiye 2015 sonrası hâlâ Kenan Evren Anayasası ile yönetilmeyi sürdürür ise yeni küresel ilişkiler bütünü içinde Türkiye siyaseten küme düşer, iktisadi büyümesi de tarihsel ortalamalarına yani çok düşük oranlara inebilir, zaten güncel trend de o yönde.

Yeni anayasa projesinin beni çok ilgilendiren iki yanı var; birincisi, meselenin, yeni anayasa projesinin gelecekte iktisadi büyüme oranlarını nasıl etkileyeceği, ikincisi ise başkanlık sistemine geçiş arayışları.

En temel sorun...

Yeni anayasaya ilişkin konular gündemde, TBMM Anayasa Komisyonu’nda meselenin bir çok boyutu, bir sonuca gidilemeden, bir anlaşma gerçekleşmeden, tartışıldı, bazı maddeler için alternatif taslaklar hazırlandı ama bir konu eksik kaldı. Eksik kalan konu yeni anayasa projesinin ruhunun, ideolojisinin gelecek on yıllarda iktisadi büyümeyi nasıl şekillendireceği konusu oldu. Oysa, önemli dünya üniversitelerinde son yılların en önemli konularının başında anayasal yapıların büyümeyi nasıl şekillendireceği konusu, tartışması, araştırma programları geliyor ama nedense bu konu bizim üniversitelerin de, siyasi çevrelerin de dikkatini çok çekmiyor. “Hukuk ve iktisat” yeni araştırma programı eğitimi veren üniversitelerin temel araştırma alanı anayasal yapıların, mesela başkanlık sistemi, yarı başkanlık sistemi, parlamenter sistem ve ilgili kurumlarının orta vadede iktisadi büyümeyi nasıl şekillendirecekleri konusu. Bu konu hayati önemi haiz ama yukarıda belirttiğim gibi nedense bizlerin, yeni bir anayasaya acil ihtiyaç duyan Türkiye’nin, başkanlık sisteminin parlamenter sisteme siyasi, hukuki alternatif olarak gösterildiği bir ülkede gündemde değil. Oysa, Türkiye’nin en temel sorunu düşük büyüme oranları, yetersiz tasarruf meselesi ve bu konuların çözümünün geçtiği, geçeceği yer hukuk alanında yapılacak reformlar. Bu reformlar ve söz konusu hukuk reformlarının gerektireceği yeni kurumlar Türkiye’nin üretmekte zorlandığı büyüme kaynaklarının tedariki için anahtar konumunda ama bu anahtara ilgi şimdilik düşük düzeyde. Evrensel hukuk, bu evrensel hukuk ile uyumlu kurumlar olmazlar ise tasarruf yani büyüme kaynağı üretmek ve çekmek çok zorlaşıyor, bu kaynak yetersiz düzeyde kaldığı müddetçe de büyüme oranları yetersizleşiyor, düşük büyüme de fakirlik, eşitsizlik, sosyal huzursuzluklar üretiyor, bu ilişki ağı çok net ama henüz mesele bu terimlerle ele alınmıyor.

Yeni anayasa meselesinin ele alınışında gündeme gelen ilk konu -AK Parti ve Cumhurbaşkanlığı’na yakın çevreler konuyu bu biçimde formüle ediyorlar- parlamenter sisteme alternatif olarak önerilen başkanlık sistemi. Bu satırların yazarı siyasal sübjektif tercih olarak parlamenter sistemden yana ama başkanlık sisteminin de meşru bir sistem olmadığını asla dile getirmiyor. Başka bir ifadeyle de, başkanlık sistemini -benim tercihim olmamakla birlikte- Türkiye’nin sonu olarak algılamıyorum. Türkiye, en azından 1950’den günümüze, çok partili bir parlamenter sistemle yönetilmiş. “Çok partili parlamenter sistem” ifadesi de aslında tuhaf bir ifade zira “tek partili parlamenter sistem” ifadesi başlı başına komik bir ifade.

Siyasi sistem iktisadi büyümeyi etkiler mi?

Ancak, 1950’den günümüze geçerli parlamenter sistem de Türkiye’de ortalama büyüme oranlarını yükseltememiş fakirliği, işsizliği azaltamamış, bu sistem 1960, 1971, 1980, 1997 darbelerini, 2007 muhtırasını, çok sayıda askeri kalkışmayı da engelleyememiş. Başka bir ifadeyle, parlamenter rejimin performans karnesi de hiç parlak değil ama önerilen başkanlık ya da yarı başkanlık sisteminin de bu sorunlara kalıcı çözüm üreteceği konusunda elimizde hiçbir kanıt yok. Temel sorun, sistem parlamenter ya da başkanlık (ya da yarı başkanlık) sistemi olsun, kurumların, kurumsal yapının büyüme ve demokrasi üretmekte zorlanması, hatta başarısız olması. Türkiye’nin temel anayasal meselesinin başkanlık sistemine geçiş olduğunu düşünmüyorum, belirleyici konu, kurumların, başkanlık sistemi ya da parlamenter sistemden bağımsız olarak, evrensel hukuk normlarıyla uyuşmaması ve bu uyumsuzluğun sonucunda da, siyasi sistem olarak, hukuk sistemi olarak ve bunların neticesinde de iktisadi büyüme performansı olarak dünyadan kopmamız, başarısız olmamız. 2014 senesi büyüme oranı muhtemelen gelişmekte ülkelerin büyüme ortalamasının gerisinde kalacak ama büyüme performansının düşüklüğü konusunda doğru teşhisler üreteceğimiz konusunda kuşkularım mevcut, düşük büyüme ve hukuksal yapı, kurumsal yapılanma yani anayasal sistem arasındaki temel belirlenme yine gözlerden kaçacak.

Tartışıl(a)mayan kurumlar

7 Haziran 2015 seçimlerine altı aydan az bir süre kaldı ama hâlâ siyasal partiler bu seçim platformunda nasıl bir anayasa yapılanmasını savunacaklarını seçmenlerle paylaşmıyorlar, oysa, yukarıda da belirttiğim gibi, 2015 seçimleri muhtemelen demokrasi tarihimizin en önemli seçimleri olacak ve bu seçimlerin önemi de yeni TBMM’nin yeni bir anayasa yapma zaruretinden kaynaklanıyor.

Sistem tercihi başkanlık, yarı başkanlık ya da parlamenter sistem olsun, çok önemli değil, bazı kurumlardan anayasalar temizlenmeden, bu kurumlar evrensel hukukla bağdaşacak yeni kurumlara ikame edilmeden Türkiye’nin demokratik bir hukuk devleti olması, sürdürülebilir yüksek bir büyüme oranını yakalaması mümkün görünmüyor ama seçimlere altı ay bile kalmamışken kimse anayasanın ideolojisini, dayatılan bir milliyetçilik anlayışını (dibace), çağdışı, hatta ırkçı vatandaşlık tanımını (Anayasa madde 66), demokrasilerle taban tabana uyumsuz sivil-asker ilişkilerini, mesela MGK’yı (118), Genelkurmay’ın statüsünü (117), hiçbir demokratik ülkede görülmeyecek din-devlet ilişkileri kurumsal yapısını, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı (Anayasa madde 136), YÖK’ü tartışmıyor, başkanlık sistemi tartışmalarından önemli konulara, esasa girilemiyor. Benim endişem, büyük endişem, 2015 seçimleri sonrası anayasal yapının tüm olumsuzlukları korunurken, başkanlık sistemine geçen bir yapının ortaya çıkması.

Ancak bu konular çözülmeden, mülkiyet hakları, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü evrensel standartlara çekilmeden parlamenter sistem-başkanlık sistemi tartışmalarının bir anlamı kanımca pek yok çünkü Türkiye’yi dünyaya bağlayacak, fon piyasalarını dünya piyasalarının ayrılmaz bir parçası yapacak bu tercih değil, hukuk sistemimizin kurumsal yapısı olacak.

Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.