Yeni Anayasa'ya doğru (1) Anayasa yapım süreci

Dr. Fevzi Bilgin - St. Mary’s College of Maryland 

Her şeyden önce yukarıdan aşağıya sunulmuş ve halkımıza empoze edilmiş bir metindir. Dünyada yaşamakta olan birkaç ideolojik anayasadan biridir. Demokratik devlet ilkesini değiştirilemez bir ilke olarak kabul etmiş olmasına rağmen demokrasinin boğazını sıkan bir vesayet rejimi kurmuştur. 1982 Anayasası ömrünü doldurmuştur.

Anayasa yapım sürecinde makul ölçüler içinde anlaşmazlık ve çekişmelerin olması sürecin yapısı gereğidir. Bununla birlikte, anayasa yapımı süreci ne kadar saydam, katılımcı ve uzlaşmaya açık olursa ortaya çıkacak metnin ve bu metnin vazettiği siyasal sistemin meşruiyeti ve kalıcılığı da o kadar sağlam olacaktır. Bu süreç içerisinde çeşitli yöntemler kullanılmakla beraber, uluslararası teamül bugünlerde tamamıyla 'katılımcı anayasa yapımı' modeline yönelmiştir. Bu bağlamda halka, halkın tavsiye ve görüşlerine açık bir süreç içerisinde metinler hazırlanmakta, sürecin katılımcı niteliği, ortaya çıkan metne de etki etmektedir. Sivil anayasasını yapmaya hazırlanan Türkiye'de uygulanacak yöntem kesinlikle katılımcı yöntem olmalı ve bu şekilde anayasanın meşruiyeti güçlendirilmelidir. Son zamanların en önemli iki geçiş dönemi anayasalarından 1988 Brezilya Anayasası ve 1996 Güney Afrika Anayasası bu modeli sonuna kadar kullanmışlardır. Brezilya'da sivil toplum örgütlerinin yaptığı 61bin öneri otomatik olarak bunları değerlendirmek zorunda olan anayasa meclisi alt komisyonlarına gitmiştir. Güney Afrika'da tüm anayasa müzakereleri canlı olarak yayınlanmış, partiler tartışmayı köylere kadar götürmüşlerdir. Neticede vatandaşlar 2 milyona yakın öneri sunmuştur.

Yeni anayasa yapıcıları, her şeyden önce halkın büyük çoğunluğunun benimseyeceği bir siyasal sistemi öngören bir anayasa yapma gayreti içerisinde olmalıdırlar. Bu bağlamda, mevcut siyasal kutuplaşmanın ana nedenleri arasında sayılabilecek sorunlar masaya yatırılmalı, laiklik, kimlik, silahlı kuvvetlerin konumu, siyasal sistemin yapısı ve seçim sistemi gibi konularda tatmin edici sonuçlar hedeflenmelidir ama bu arada çoğunluğun hissiyatı dikkate alınmalıdır. Mesela kamuoyu yoklamalarına bakıldığında halkımızın silahlı kuvvetlere büyük saygı gösterdiği ama askerin siyaset dışında kalmasını istediği görülmektedir. Bu durum silahlı kuvvetlerin konumu üzerinde dikkatle düşünmeyi gerektirir. Benzer olarak, liberalizm gereği Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasını istemek halkımızın dini duyarlığından bihaber olmak anlamına gelir. Aynı şekilde, Kürt vatandaşlarımızın özgürlüklerini genişletelim derken etnik olarak Türk olan ve çoğunluğu oluşturan vatandaşlarımızı rencide etmenin de anlamı yoktur. Bu iki hassasiyeti bir arada değerlendirmek imkânsız değildir. Bunun dışında ileriye yönelik konularda -Avrupa Birliği ve benzeri oluşumlara katılma ve egemenlik paylaşımı, başka bir toplumun Türkiye'ye katılması- gündeme gelmelidir.

Dünyada anayasa yapımı çalışmaları genellikle partilerin temsilcileri arasında yapılan forum niteliğindeki toplantılarla başlamakta ve yeni anayasanın niteliği konusunda az çok görüş birliğine varılması hedeflenmektedir. Bu toplantılar sonucunda anayasa yapım sürecinin kuralları ve işleyiş biçimi ortaya çıkmakta ve süreç bu şekilde işlemektedir. Kimi zaman bu kurallar halkoyuna sunulmakta, kimi zaman da parlamento veya iktidar tarafından uygulamaya konulmaktadır. Neticede yeni anayasayı kimin yapacağı ve kurumun nasıl işleyeceği açık biçimde ortaya konmalıdır.

DEMOKRATİK SÜREÇ DEMOKRATİK ANAYASA

Demokratik ülkelerde kullanılan mevcut yöntemler ana-hatlarıyla şu şekildedir: (1) Seçimle oluşturulan bir kurucu meclis, anayasa müzakerelerini yürütür ve nihai bir metin ortaya koyar. Seçimlerde adaylar genel olarak siyasal partiler tarafından gösterilir. Delege sayısı mevcut yasama meclisindeki temsilci sayısına yakın olmaktadır. Bu tür meclislerde, genelde bu meclisi temsilen bir komisyon oluşturulmakta, meclis bu komisyonun ortaya koyduğu anayasa maddelerini tartışmaktadır. Birçok ülkede nihai metni bu meclis kabul ettiğinde halkoyuna gerek kalmadan uygulamaya geçmektedir. (2) Sık kullanılan yöntemlerden birisi de mevcut yasama meclisinin kurucu meclis şeklinde çalışmasıdır. Bu yöntemde yasama meclisi normal çalışma kuralları çerçevesinde komisyonlar aracılığıyla yeni anayasayı meydana getirmekte ve bilahare halkoyuna sunmaktadır. (3) Kimi zaman anayasalar, siyasal gruplar, sivil toplum kuruluşları, mesleki örgütler ve dini cemaatlerin temsilcilerinin yer aldığı bir ulusal kongre aracılığıyla yapılmaktadır, Bu yöntem genelde askeri rejimden demokrasiye geçmekte olan ve siyasal partilerin henüz gelişmediği toplumlarda tercih edilmektedir.

Türkiye'de siyasal partilerin yerleşikliği açısından kongre seçeneğine gerek yoktur. TBMM'nin kurucu meclis şeklinde işlemesinin de sakıncaları vardır. Öncelikle TBMM, seçim barajı sebebiyle toplumun tüm kesimlerini tam anlamıyla temsil etmemektedir. Ayrıca, TBMM'nin olağan yasama işlevini de yerine getirmesi gerekir. Meclis yönteminin 1999 Venezuella Anayasası gibi toplumdaki kutuplaşmayı derinleştirerek çözümden ziyade sorun üretmesi de mümkündür. Türkiye'nin siyasal şartları itibariyle kullanılacak yöntem anayasa meclisi olmalıdır. Bununla birlikte, yeni anayasanın 12 Haziran genel seçimleri ertesinde gündeme gelmesi durumunda anayasa meclisini seçmek üzere yeniden bir seçime gitmenin ne derece yarar getireceği şüphelidir. Halk, siyasal tercihini zaten belli etmiş olacaktır. Bu bakımdan, seçim sonrasında siyasal partilerin seçimde ortaya çıkan irade çerçevesinde bir anayasa meclisi oluşturmaları daha makul olabilir. Ancak, dünyadaki örneklere bakıldığında anayasa meclislerinin genelde halkoylamasını aradan çıkarmak üzere oluşturulduğu ve bu tür meclislerde anayasa yapımını genelde meclis içerisinde çıkan küçük bir komisyonun üstlendiği görülmektedir. Türkiye'de anayasanın halkoylamasına gitmesi büyük önem taşımaktadır ve teamüller de bu doğrultudadır.

Bu şekilde oluşturulacak komisyonun üye sayısı 20 civarında olmalı, bu üyeler, siyasal partiler tarafından, genel seçimlerde aldıkları oy oranına göre, tespit edilmelidir. Bu tespitte seçim barajı dikkate alınmamalıdır. Neticede seçim sonuçlarına göre her yüzde dört-beşlik dilim için bir delege önerilmelidir. Delegelerin partiler tarafından seçiminde başarılı uluslararası örneklere bakarak birtakım önerilerde bulunmak mümkündür. Öncelikle delegeler milletvekili seçilme yeterliğine sahip bulunmalıdır. Bunun yanında her ne kadar süreç siyasal ise de delegelerin toplumun değer ve taleplerini en iyi şekilde temsil eden bir akil adam ve kadınlar topluluğu olmasına özen gösterilmelidir. Delegelerin aktif siyaset içinde bulunmamaları, halen partilerde görevli olmamaları önemlidir. Ayrıca, delegelere yeni anayasanın yürürlüğe girmesinden sonra belirli bir süre siyaset yasağı getirilebilir.

VATANDAŞIN SÜRECE KATILIMI

Bu türlü komisyonların çalışma şekli konusunda değişik yöntemler kullanılmaktadır. Özellikle müzakerelerin nasıl yapılacağı, her maddenin oylanıp oylanmayacağı, oylanmanın hangi kurallara göre yapılacağı önemlidir. Bu konudaki örneklere bakıldığında müzakerelerin muhtemel maddeler üzerinden yapılması ve her bir maddenin oylanması olduğu görülüyor. Oylama konusunda basit veya nitelikli çoğunluk sistemi benimsenebilir. Oylamada kabul edilen maddeler taslağın bir parçası olur. Böyle bir anayasa yapımı sürecinin ne çok uzun ne de çok kısa olması gerekir. Türkiye'nin şartları itibariyle böyle bir anayasanın yapılıp halkoyuna sunulması bir yıldan daha kısa bir sürede mümkündür.

Anayasa komisyonu üyelerinin anayasa yapımı konusunda uzman olması gerekmez. Önemli olan temsil niteliğini haiz ve böyle önemli bir görevin altından kalkabilecek şahsiyet ve yeteneğe sahip olmalarıdır. Bu komisyona bağlı olarak anayasa hukuku uzmanları ve siyaset bilimcilerinden oluşan bir sekreterlik oluşturulmalıdır. Bu sekreterliğin görevi komisyona anayasanın yazılması konusunda destekte bulunmak, geçmiş ve mevcut anayasalar hakkında bilgi vermek, dünyadaki anayasa örneklerini sunmak ve nihai metnin anlaşılır ama hukuki ve siyasi açıdan üyelerin iradesinin mükemmel bir ifadesi olarak ortaya çıkmasını sağlamaktır. Bunun dışında komisyon, siyasal, toplumsal, ekonomik, dini ve benzeri grupların temsilcileri yanında ilgili her türlü kişi ya da kişileri fikir almak üzere davet edebilmelidir.

Diğer yandan halkın bu sürece katılımı da sağlanmalıdır. Öncelikle komisyonun müzakereleri düzenli aralıklara kamuoyunun bilgisine sunulmalıdır. Vatandaşların yeni anayasa çalışmaları ve tartışmalı konular hususunda devlet ve sivil toplum örgütleri aracılığıyla bilgilendirilmesi idealdir. Ayrıca, vatandaşlardan anayasa konusunda tavsiyede bulunabilecekleri (muhtemelen internet aracılığıyla) bir sistemin geliştirilmesi ve bu şekilde elde edilecek girdilerin komisyonun bilgisine sunulması gerekir. Dünyadaki yakın zamandaki örnekler, bu katılım mekanizmasının halkların yoğun ilgisine mazhar olduğunu, vatandaşların anayasa konusunda eğitilmesine katkıda bulunduğunu ve anayasanın kabullenirliğini artırdığını ortaya koymaktadır. Yeni anayasa müzakerelerine ve metnin içeriğine tesir etme yanında, metinde yer alacak birçok kavramın ve kimi maddelerin bütününün düz vatandaşlardan gelmesi ihtimali son derece yüksektir.

Komisyonun yetkileri, işleyişi, mali kaynakları yasal düzenlemeyle belirlenmelidir. Delegelerin sürecin başında kararlaştırılmış kurallara uyup uymadığının denetimini TBMM yapabilir. Bu noktada en önemli husus komisyonun faaliyetlerinin yargı denetimi dışında bırakılması ve mevcut anayasanın sınırlamalarının komisyon faaliyetlerine gölge düşürmemesini sağlamaktır. Mevcut anayasanın değiştirilmez hükümleri vardır ve bunları tartışmak dahi, özellikle partiler açısından, hukuki sonuçlar doğurabilir. Kaldı ki 1. ve 3. maddelerin değişmesini teklif eden de yoktur. Sorun daha çok 2. madde (cumhuriyetin nitelikleri) etrafında, özellikle de milliyetçilik ve laiklik kavramları etrafında yoğunlaşmaktadır. Öte yandan bu kavramları masaya yatırmadan yapılacak yeni bir anayasanın da anlamı olmayacağı açıktır. Darbe dönemlerinde olduğu gibi mevcut anayasayı askıya alma lüksümüz olmadığına göre, yeni anayasa çalışmasını anayasa-üstü bir minvalde değerlendirmek gerekir. Dolayısıyla, yeni anayasa çalışmaları çerçevesinde ortaya çıkacak milli irade anayasa-üstü bir iradedir ve bu tür sınırlamalarla kayıt altına alınamaz.



Zaman
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.