Yeni anayasaya kasetli komplo


Doç. Dr. İSHAK TORUN

Çankırı Karatekin Üniversitesi Öğretim Üyesi

Kasetlerle, önce Deniz Baykal’ın CHP’sine ayar çekildi. CHP, Haziran 2011 genel seçimine ayarlanmış bu yönetimle giriyor. Üst yöneticileri ve milletvekili adaylarıyla ilgili piyasaya sürülen yeni kasetler, benzer ayarın MHP’ye de yapılmakta olduğunu gösteriyor. Ancak, bu ayar CHP’de olduğu gibi parti yönetimine değil, MHP’nin bizzat kendisine yönelmiş görünüyor. Tam seçim arefesine denk getirilen bu komplo MHP’yi baraj altında bırakabilir. 

Türkiye’nin iç politikası, iki temel sorun ve iki tür cepheleşme dolayımında şekilleniyor. Cepheleşmenin ilki Türklük-Kürtlük, ikincisi ise laiklikle-İslamlıktır. Cepheleşmeye neden olan sorunun birincisi PKK terörü, ikincisi ise Ergenekon davasıdır. Seçim sonrasında gündeme gelecek anayasa değişikliği, hasımların güç kompozisyonundaki konumlarını değiştirecektir. Kaset komplosu da, anayasa değişikliği çerçevesinde mevzi kapma mücadelesiyle ilgili görünüyor. MHP seçim barajında kalsın yada kalmasın, Devlet Bahçeli’nin partinin ideolojik tabanı üzerindeki kontrolünün kırılması ve mümkünse militanlaştırılması arzulanıyor. Militan Kürtçülerin Güney Doğu’da yaptığının aynısını, Batı’da militanlaşan Türkçülerin yapması isteniyor. Amaç, militan iki tarafı karşı karşıya getirip “siyasal iktidarı” acze düşürmek ve “bürokratik devletin” gayri meşru iktidarına son verecek Anayasa değişikliğini yaptırmamaktır. Kaset komplosu amacına ulaşırsa AK Parti, iktidarından olabilir; halk kitlesi ise tekrar vesayet çukuruna düşebilir. Dolayısıyla, kısa günün mantığıyla yaklaşmak bir yanılgı olacaktır. Yanlış bir ahlaki değerlendirmeye gitmek ise sorunu iyice içinden çıkılmaz hale getirecektir.

Siyasetin mahremiyeti

İletişim ve iletişim teknolojisinin bu denli yaygınlaşıp ucuzlaştığı bir evrede, bu tarz insan hakkı ihlallerinin faillerini belirlemek ve onları yakalamak pek zordur. İletişim erişimi ve iletişim teknolojisi, enformasyon devrimi öncesinde, devletlerin tekeli altındaydı. Mahremiyet ihlallerini, devlet veya devletle ilişkili odaklar yapıyordu; dolayısıyla fail de belliydi. Ama, günümüzde demokratik düzen içinde kalarak mahremiyet ihlallerini kontrol etmek imkansız gibidir. Endüstri devrimi, hayatımızı “özel alan” ve “kamusal alan” diye ikiye ayırdı. Enformasyon devrimi ise mahremiyetin son kalesi özel alanın duvarlarını yıkarak bütün hayat alanımızı adeta BBG evine dönüştürdü. İhlalleri önlemek için, ulusal ölçekli yaptırımlarla sınırlı kalmamak, aynı zamanda insan haklarını temel alan küresel bir yasal ağa dahil olmak ve evrensel ahlaki normları geliştirmek gerekiyor. Aslında, özel hayatın mahremiyeti, gelişmiş bütün açık toplumlarının yasal ve ahlaki normu haline gelmiştir. Bizim ‘ama’lı mevzuatımız dahi özel hayatın mahremiyetini güvence altına alıyor. Belki, bu konuda eksik olan nokta, uluslararası yasal ağa bağlanmak için gerekli işbirliği anlaşmalarını yapmaktır. Ahlaki standartların gelişip yaygınlaşması ise toplumla ilgilidir ve en zoru da budur.

Türkiye, halen geleneksel toplumun homojen, tekçi ve içe kapalı ahlak anlayışıyla cedelleşiyor. Kaset konusunda yapılan tartışmalar, ahlaki davranış ile ahlaki değerleri bir birine karıştırıyor. Ahlak denince, bir değerler setinin herkes tarafından zorla kabul edilmesi anlaşılıyor. Sorunun, tercih edilen ahlaki değerle ilgili olmadığı, aksine ahlaki davranışları gerçekleştirmekle, yani tercih edilen yöntemle ilgili olduğu bilinmiyor. Onun için, ahlaki değerler üzerinde değil, amaçlarımıza ulaşmakta kullandığımız yöntemlerin ahlakiliğinde uzlaşmalıyız.  El-Kaide ile Türkiye’nin müzmin darbecileri, benimsedikleri değerler için kötü değillerdir; tercih ettikleri yöntemlerden dolayı kötüdürler.

Bir kişinin kişisel değerlerini sorgulamak kimsenin haddi olmamalı. Meğerki kendisine emanet edilen görevi taşkın arzularına araç yapmasın. Türkiye’de, çağdaş toplumlardan farklı olarak, kişisel ve ailevi değerlere çok önem veriliyor, ama yöntem olarak ahlaka hiç önem verilmiyor. Bundan dolayı da adam kayırmacılık, rüşvet, görevi kötüye kullanma, işini ve işyerini sömürmek, ayrıcalık arayışı, istismar, torpil vb. ahlaksızlıklar gırla gidiyor. Türkiye insanı, ancak kendi kominitesi için ve kendi “biz”i ile ilgili olduğunda ahlakı hatırlıyor, ötekiler söz konusu olduğunda böyle bir sorumluluk duymuyor. Ve maalesef, Türkiye’de betimlenen ahlaksızlıklardan kimse şikayetçi değildir; meğerki ahlaksızlık, ona zarar vermesin ve onun “biz”ine yönelmesin.

Tecessüsün dini hükmü

Türkiye halkının dinle ilişkilendirerek yücelttiği ahlaki anlayış eklektik ve çarpıktır. İffet değeri, Türkiye toplumunda dinden daha çok geleneksel aile yapısıyla ilgilidir ve daha çok kadınlara uygulanan bir normdur. İslam dini sadece zinayı yasaklamıyor, aynı zamanda tecessüs ve zannı da yasaklıyor. İslam’ın tecessüs (ötekinin ayıbını araştırmak) hakkındaki hükmü çağdaş seküler normlardan hemen hemen farksızdır. İslam ceza hukukunda, İlahiyatçı Sabri Erturhan’ın makalesinde (2001) belirtildiği üzere, tecessüsle elde edilen bilgi yok sayılır. Çünkü, tecessüsün kendisi yasak. Yine, bir delile dayanmadan birisini itham etmek de öyle. Hucurat suresi, tecessüs ve zannı açık şekilde yasaklar. Bu durum, Hz. Ömer’in başından geçen bir olayla açıklanır: Hz. Ömer, Medine’de sivil olarak gezerken, bir evde kadınlı erkekli bir grubu içki içer ve fuhuş yapar halde yakalıyor. Yakalananlar, Kur’an ve Hadisten tecessüsü yasaklayan hükümlere istinad ederek Hz. Ömer’e karşı suçlamada bulunurlar. “Evet..” derler; “..içki ve zina yasak, ama başkasının mahremiyetini tecessüs etmek de yasak..” Hz. Ömer, bunun üzerine hakkaniyetle hükmederek yaptığı hatadan geri döner ve onları serbest bırakır. 

Sonuçta, seküler değerleri benimseyenler çağdaş Batılıları, İslami değerleri benimseyenler ise Hz. Ömer’i rehber tutarak bu komplo kasetlerine hiç bakmamış ve içeriğini bilmiyor gibi davranmalıdır. Geleneksel muhafazakarlar bilmeli ki, müftü ve halife seçmiyoruz, yönetim işini emanet edeceğimiz insanları seçiyoruz. Siyasetçinin sahip olması gereken öncelikli vasıflar ise beceri ve adalettir. Bir de iş ve meslek ahlakı. Birçok Maturidi müçtehid, açık bir şekilde, siyaset ve idare işinin bir mühendislik ve saatçilik gibi uzmanlık alanı olduğunu belirtir. (Star)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.