Yeni büyükşehir belediye kanunu'na farklı bir değerlendirme
MEHMET KAHRAMAN 
18. Dönem Milletvekili, Ufuk Üniv. Hukuk Fakültesi


Ne yaparsa, nasıl yapacağını ve ne ile karşılaşacağını çok iyi bilir, devletine güveni ve itimadı tamdır. Sıkça değişen kanunlar istikrarı bozar, belli bir teamülün oluşmasını engeller. Bir başka gerçek de, değişen dünya şartlarına, değişen ülke ihtiyaçlarına cevap veremeyen hukuk yapısıdır. Türkiye'de, ihtiyaçlarına cevap vermekten aciz, elli yıl öncenin anlayışı ile hazırlanan kanunlar uygulamadadır. O zaman kısa periyotlarda kanun değiştirmenin sakıncası yanında bir de, eskimiş hükümlerin yetersizliğini nasıl tevil edeceğiz? Bu sakıncayı aşmak için, zamanla uygulamada uyum ve başarı sağlanmış hükümlerin muhafazası ile oturmuş teamüle dokunmadan zamanın ve çağın ihtiyaç ve şartlarına cevap verecek hükümlerle hukuk düzenimizi yenilememiz gerekir. Kabul etmek gerekir ki, Türkiye gibi hantal bürokrasinin varlığının hissedildiği bir ülkede radikal değişiklikler yapmakta bir zarurettir.

TBMM'de “Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” yasalaştı.  Bu kanun cumhurbaşkanınca onaylanması durumunda, İl Özel İdaresi, belediye ve köy kanunlarında ve akabinde de bu kanunların uygulandığı alanlarda önemli etkiler meydana getirecektir. Elbette bir şeyi yapıp bozmak, belki yeniden yapmak da caizdir. Hatta hiçbir şey yapmamadan daha da iyidir. Daha da evla olanı,  kalıcı çözümü bulmaktır. Mutlaka atılan her müspet adım,  vatandaşı mutlu eder. Kalkınan, itibarı yükselen, suları akan, elektrikleri kesilmeyen, uçakla seyahatin rutinleştiği, duble yolları olan bir Türkiye ile nasıl iftihar etmeyiz. Buna mukabil aksayan noktalarda da keşke olmasa demek hakkımızdır. O halde kaygılarımızı kamuyla paylaşmakta fayda vardır.

1924'te çıkarılan 442 sayılı Köy Kanunu, 1913 uygulamasının devam ettiği,  2005 tarihli 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu ve tüm belediye mevzuatı, toptan hamur edilerek elden geçirilip  yeni bir kanun yapılabilir.  Bu yapılırken başarılı uygulamalar muhafaza edilerek, gelişen Türkiye'nin talep ve ihtiyaçları da nazara alınır.  Bu kanunda  şu hususlara dikkat etmek gerekir:

1- Kanunlar, kanunlaştırılırken meri anayasaya uygunluğuna dikkat edilir. Mevcut Anayasa'ya aykırı kanun çıkarılamaz. 1982 Anayasası 126. maddesinde “İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır” ifadesiyle illere yetki genişliği tanımış,  valileri, geniş yetkilerle donatmış fakat federal bir devlet yapısını benimsememiştir.

 Mahallî idarelere gelince, meri Anayasa'mızın 127. maddesinde “Mahallî idareler, il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere…  oluşturulan kamu tüzel kişileridir” ifadesiyle açıkça anlaşılmaktadır ki, il özel idarelerine ve köye tüzel kişilik ve mevcudiyet kazandıran Anayasa'mızın bu amir hükmüdür. Anayasa'da, büyükşehirlerin merkezlerine özel yönetim biçimi takdir etmek de mümkündür. Ancak, buradan büyükşehir sınırları dışındaki diğer mahallî idare birimlerinin büyükşehirlerle birleştirilebileceği anlamı çıkmayacağı gibi, Anayasa'yla varlıkları teyit edilen il özel idareleri ve köyleri ortadan kaldırıp yok saymak da Anayasa'ya göre mümkün gözükmemektedir. Kanunun yürürlük kazanması durumunda, 27 ilde il özel idareleri ve köyler hükmen yok sayılacaktır.  Anayasa'mızın o yer insanına tanıdığı anayasal hak da kullanılamayacaktır. Bu durumun Anayasa'ya aykırılık teşkil edeceği kanaatindeyim.

2- Getirilmek istenen bu uygulama AB kriterine “Subsidiarity” yerellik ilkesine de aykırıdır. Bu ilkeye göre, insanımızın kendine en yakın mahallî idare biriminden hizmet alması gerekir. Kilometrelerce yol kat ederek, büyükşehirden hizmet talep etmesi bu kritere uymamaktadır. Bu uygulama İstanbul, Kocaeli gibi köylerin şehirle birleştiği yerlerde uygulanabilir. Fakat, diğer iller farklılık arz eder, onlara benzemez.

Diyarbakır Kulp ilçesi İslam köyü ile Isparta'nın Atabey ilçesi İslam köyünün, isim ve sıfatları aynı, ihtiyaç ve talepleri dünyalar kadar farklıdır.  Büyükşehir merkezine uzaklığı biri diğerinin yaklaşık on katıdır. Bence akılcı ve demokratik çözüm, il genel meclislerini daha aktifleştirip temsil gücünü artırarak,  icra alnını genişletmek, ilçe özel idaresine tüzel kişilik kazandırarak, ilçeyi de inisiyatif sahibi yapmaktır. Bu durum Avrupa “yerellik” ilkesine de uygundur.  İlçeler şu anda, il genel meclisinde temsil edilmektedir. Büyükşehir belediyesine bağlandığında,  belediye meclisinde, ilçe adına halkı temsil imkânı yoktur.

Nüfusu azalmış, tabela belediyesi haline gelmiş belediyeler hariç, küçük belediyelerin kapatılması da uygun değildir. Uygulamadan iki misal bizi teyit edecektir. Birincisi, Ankara, Gölbaşı, Karagedik Belediyesi bir önceki kanunla lağvedilip Gölbaşı Belediyesi'ne bağlandı. Oraya gidip soralım,  halk önce mi daha memnundu şimdi mi? İkinci misal, Erzurum, Pasinler ilçesi Avlar Belediyesi'ne gidip bakalım. Pasinler'in hiçbir köyünde hatta Horasan, Köprüköyü, Karayazı ilçelerinin toplam 260 köyünde Avlar'daki hizmeti görmek mümkün değildir. Bu örneklere rağmen, 1559 belediye kapatıldığında, eski hizmetleri alamamaktan dolayı vatandaşı küstüreceğimizi de hesaba katmamız gerekir.

3- Köy tüzel kişiliğinin kaldırılması da, Osmanlı'dan günümüze bir mülki amir gibi görev ifa eden köy muhtarını mahalle muhtarı yapmak, köydeki hizmet akışına  zarar verecektir. Köyde  muhtar bir otorite, bir payedir.  Onun için seçimleri hep kavgalı geçer. Köyler mahalle,  muhtarı da mahalle muhtarı olunca, Köy Kanunu'nun köy muhtarına ve köy halkına yüklediği görevler, mahalle muhtarından ve mahalle halkından istenemeyecektir.

Mahalle muhtarı kısaca, seçmen kütükleri ve seçmen kartlarının dağıtımına yardım etmek, resmî tebligatlara yardımcı olmak, nüfus ve ikamet ilmühaberleri tanzim etmek, fakirlerin tespitinde idareye yardım etmek, zabıtaya ve 1111 sayılı kanun gereği, asker alımlarında askerlik şube görevlilerine yardım etmek, sokak levhaları ve benzeri noksanlıkları belediyeye bildirmekle görevlidir. Köyün ihtiyacı, talebi, hatta sosyal şartları, mahalleden çok farlıdır. Köy Kanunu'na göre köylünün sorumluluğu ve görevleri vardır.  Bu değişimle, köy imecesi, köy salması, köy bütçesi tarih olmaktadır. Bütçe olmayınca köyde mevcut gelir giderlerin ne olacağı da muallâktır. Köyün kır bekçisi, köy kır korucusu, danacısı ve çobanı mahalleye dönüşünce nasıl ve kimin sorumluluğunda olacağı da cevapsızdır.      

Köy muhtarlarının bir görevi de köylerde Medeni Kanun'un 134. maddesine atfen resmî nikâh kıymaktır. Mahalle muhtarının ise nikâh kıyma yetkisi yoktur. Köylü, belediyeye kadar gidip nikâh kıydırmakta zorlanacak ve resmî nikâhsızların sayısı artacaktır. 

Sonuç, TBMM'de yasalaşan,  Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un, başta anayasal olmak üzere, idarî ve sosyal noksanlıkları mevcuttur. Bu konu üzerinde düşünüp, bazı hususları nazara almamızda yarar vardır. Her zaman en iyisini yapmayı ideal edinen insan için, daha hassas ve dikkatli olmanın yararına inanıyorum. Her adımın milletimizin hayrına olması en öncelikli temennimizdir. 



Zaman

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.