'Yeni CHP'den 'Yeni Anayasa': Değişenler ve Değişmeyenler

Levent Köker

CHP'de Kılıçdaroğlu'nun genel başkan olmasıyla birlikte bir değişim yaşandığı doğru. Ancak bu değişimin Türkiye siyasetinde CHP'nin temsil etme iddiasında olduğu 'sol' veya 'sosyal demokrat' anlayış veya ideolojiyi güçlendirmeye dönük bir değişim olup olmadığı belli değil. Bu belirsizliğin pek çok nedeni var. Bir kere ve en temelde CHP, bırakın sol veya sosyal sıfatıyla uyuşmayı, demokrat dahi olması zor bir Kemalist mirasa sahip. Bu mirasla eleştirel bir hesaplaşma da yapılmış değil. Nitekim bu yüzden, 2007 ve sonrasındaki ağır kriz döneminde CHP, Cumhuriyet'in Kemalist temellerini korumaya özen gösteren bir devlet partisi çizgisi ortaya koymuş oldu. Hatırlayalım: 27 Nisan e-muhtırası ile aynı zamana tesadüf eden CHP'nin cumhurbaşkanlığı seçimini Anayasa Mahkemesi'ne giderek durdurma girişimi ve bu girişim sonuçlanmadan bir gün önce Deniz Baykal'ın Mahkeme'ye yönelik sözleri... Yine aynı süreçte CHP'nin anayasa değişikliklerine veya yeni bir anayasa fikrine kapıları kapatması...

CHP'deki değişimin sosyal demokrat bir yönde olup olmadığını belirsizleştiren bir diğer önemli etken de, Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığıyla birlikte gerçekleşen ve Türkiye'de hep merkez sağ ve hatta milliyetçi-muhafazakâr çizgide siyaset yapakla ünlenmiş isimlere CHP içinde yer verilmesi olmuştur. Bununla, geçtiğimiz günlerde Neşe Düzel'e verdiği röportajda CHP'nin bir 'hepsini yakala partisi' olmaya doğru gittiği tespitini yapan Ayşen Uysal'ın dediği gibi bir değişim mi yaşanmaktadır? Yoksa CHP, belki de, zaten çok zayıf olan sol-sosyal demokrat özelliklerini iyice geri plâna itip, AK Parti'yi hâlâ Türkiye siyasetinin merkezinde görmeyen birtakım 'eski' politikacı ve kanaat önderlerinin tavsiyeleri uyarınca 'yeni' ama asıl iddiası 'merkez'de olmak olan bir partiye mi dönüşmektedir?

CHP'nin iki gün kadar önce kamuoyuna açıkladığı yeni anayasa önerileri bu bakımdan bir fikir verebilir mi? Biraz yakından bakalım. CHP'nin anayasa önerilerinde dikkat çeken pek çok nokta var ve bu noktalara bakıldığında CHP'deki değişimin daha demokrat bir yönde olduğunu düşünmek mümkündür. Şöyle ki: Çok ilginç bir biçimde, daha birkaç yıl öncesine kadar bırakın yeni anayasayı, anayasa değişikliklerini bile gereksiz gören CHP, şimdi mevcut anayasanın değiştirilemez hükümlerini bile kurcalayan öneriler yapmaktadır. Meselâ, 'Başlangıç' bölümü yeniden yazılmalı önerisi ile ikinci maddedeki bazı ifadelerin çıkarılması gerektiği fikri bu bağlamda önemli. Yalnız, Türkiye'nin yeni anayasa ihtiyacının en temel sebeplerinden biri olan, Türkiye Cumhuriyeti'nin "Atatürk milliyetçiliğine bağlı devlet" olarak nitelendirilmesi hem ikinci maddeden ve hem de başlangıç bölümünden çıkarılacak mı, bu belli değil. Başlangıç bölümü yeniden yazılırken, örneğin çağdaş hiçbir demokratik devletin anayasasında yer alması mümkün olmayan "Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa" ifadesi ne olacak? CHP'nin anayasa önerilerinde değişmez maddelere de dokunulması gerektiğini söylemesi gerçekten hem CHP için 'yeni' hem de CHP'nin artık 'yeni' olduğunun kanıtı olarak da anlaşılabilir. Ama önerilerin somut içeriği konusunda -en azından medyada yansıdığı kadarıyla- bir belirsizlik mevcut.

CHP'NİN LAİKLİK YAKLAŞIMINDA DEĞİŞEN NE?

Benzer bir muğlâklık, Türkiye'nin yeni anayasa bağlamında mutlaka ele alması gereken lâiklik konusu var. CHP'nin önerileri arasında, "Cumhuriyet'in nitelikleri öz bakımından laik, demokratik, sosyal, insan haklarına dayanan bir hukuk devleti olarak korunmalı ve pekiştirilmelidir" ifadesine de yer verilmiş. Bu bağlamda örneğin benim de naçizâne katıldığım zorunlu din kültürü ve ahlâk bilgisi derslerinin kaldırılması önerisinin lâikliğin güçlendirilmesi olarak takdimi anlaşılabilir bir nokta. Buna karşılık, Türkiye'de tarihi olarak kökleşmiş bulunan devletin din alanını kontrol etmesi anlamındaki politikaların anayasal dayanaklarından söz edilmemesi dikkat çekici. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın "milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek" görev yapacağına dair düzenleme nasıl olmalı?

Lâiklik bağlamında yaşanan bir diğer sorun, elbette din ve vicdan hürriyeti ve bunun eğitim hakkı ile ilgili bağlantı noktasında yıllardır yaşanmakta olan başörtüsü sorunu. Sorun şu anda kısmen çözülmüş veya üniversitelerde farklı uygulamalar ortaya konulmak suretiyle en azından bir nebze eski sertliğini kaybetmiş gibi görünse de, bu konuda bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu açık. Çünkü yasakçı uygulamaların kaynağını oluşturan AYM kararları ortada. Buna mukabil Süheyl Batum'un "böyle bir maddenin anayasada yer almasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırı olduğu" yolundaki sözlerine katılmak mümkün değil. Bir kere AİHM kararlarında üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakmayı engelleyen hiçbir temel bulunmamaktadır. AYM kararları ise sorunun asıl canalıcı noktasını oluşturmaktadır. Çünkü AYM, üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakan düzenlemeleri lâiklik ilkesine aykırı bulup iptal ederken, iki şey birden yapmaktadır. Bu kararlarda dikkat çeken birinci husus, başörtüsünü bir siyasî simge ve bir baskı aracı gibi gören yorumdur ki bu yorumun din ve vicdan hürriyetiyle, çoğulculukla ve benzeri çağdaş demokratik değerlerle ve ilkelerle uyuşması söz konusu değildir. Ancak AYM'nin bu kararlarında yaptığı bir diğer yorum bundan daha da temel bir önemdedir. AYM'nin bu yorumuna göre İslâmiyet ile Hıristiyanlık, lâiklik konusunda birbirlerinden özde farklı iki inanç sistemidir. Hıristiyanlık özünde din-devlet ilişkilerini ayırmaya müsaitken, İslâmiyet bu ayrımı kabul etmemektedir. Bu nedenle de, Hıristiyan geleneğe dayanan toplumlarda bu ayrılık gerçekleşebilirken, İslâm dünyasında bu olamamaktadır. Özetle, İslam toplumlarında lâiklik ancak din alanının devlet tarafından kontrol edilmesiyle gerçekleşebilir ve başörtüsü yasağı da Diyanet de bu kontrolün en önemli araçlarıdır. Batum'un sözleri, tekraren söylüyorum, eğer medyada yer bulduğu gibiyse, CHP'nin en azından otoriter lâiklik anlayışından uzaklaşamayacağının da bir göstergesi sayılabilir ve bu anlamda CHP'de yenilik değil, değişmezlik söz konusudur.

CHP'nin yeni anayasa bağlamındaki önerileri arasında dikkat çekici bir diğer husus da yerel yönetimlerle ilgili olanlardır. Bu bağlamda CHP, üniter devlet yapısını koruyarak yerel yönetim reformundan söz etmektedir. Bu reformun Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı bağlamında gerçekleştirileceği düşünülüyorsa, örneğin Avrupa'da birbirinden farklı ama hepsinde de özerklik uygulamaları bulunan örneğin Fransa, İtalya ve İspanya örneklerinden hangisine yakın durulabileceği veya yerel yönetimlere sınırlı ve kısmî de olsa yasama yetkisi verilmesi düşünülmekte midir? Yerel yönetim reformunun başına 'üniter devlet'in korunması ile ilgili bir tür 'çekince' konmuş olması, bu noktada da 'yeni CHP'de eskinin devamının teşhis edilebileceğini gösteriyor gibi. Aynı durum 'anadilde eğitim' ile 'Türkçe dışında anadil öğretimi' arasındaki farkın netleşmemesinde de görünmekte. Buna mukabil, CHP'nin yeni anayasa ihtiyacını kabul etmesi, bu yönde öneriler getirmesi, öneriler arasında değişmez hükümlere dokunulabileceğinin dahi ifade edilmesi ve nihayet vatandaşlık tanımının Türklük biçiminde yapılmaması gerektiğinin vurgulanması gerçekten CHP için 'yeni' ve bu anlamda CHP de 'yeni'. Ama yine de biraz bekleyelim.


Zaman
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.