Yeni HSYK ve yargı mensuplarının bağımsızlığı


Prof. Dr. SERAP YAZICI / İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Son anayasa değişikliğinin en çok tartışılan hükmü, HSYK’nın yeniden yapılandırılmasını sağlayan düzenlemesi olmuştur. Bu hüküm, yargının bağımsızlığını yok edeceği, yargıyı yürütmenin kontrolüne sunacağı şeklinde eleştirilmiştir. Aynı tartışmalar, değişiklik kabul edildikten ve bu değişikliğin uygulanmasını sağlayacak yeni HSYK Kanunu tasarısı görüşülürken de devam etmiştir. Oysa ne Anayasa değişikliği ne de HSYK Kanunu yargının bağımsızlığını aşındırmıştır. Tam aksine, HSYK’nın yeniden yapılandırılması; hâkim ve savcıların denetlenmesi yetkisinin HSYK’ya bağlı Teftiş Kurulu’na tanınması, evvelce bu denetimi yapmakta olan Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu’nun yetkilerinin, adalet hizmetlerinin denetimiyle sınırlanması, yargı mensuplarının bireysel bağımsızlığını güçlendirecektir.

Yargı mensuplarının denetimi

Hukuk devleti, diğer değişkenler yanında yasama ve yürütmenin hukuka uygunluklarını denetleyen yargı gücünün, kurumsal ve bireysel bağımsızlığının garantisini gerektirir. 1982 Anayasası, yargıyı düzenleyen 9. ve mahkemelerin bağımsızlığını düzenleyen 138. maddelerinde, kurumsal bağımsızlığı garanti eden etkili hükümlere yer vermektedir. Böyle olmakla beraber uygulamada, bu hükümlere sadece siyasi aktörlerin değil, askeri ve sivil bürokrasinin de özen göstermediği, yargı kuruluşlarına tavsiye ve telkin anlamına gelen açıklamalarda bulundukları görülmektedir. Ne var ki, Türkiye’nin yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı bağlamında karşılaştığı asıl problem, hâkim ve savcıların bireysel bağımsızlıklarının korunmasında etkili bir sistemin mevcut olmamasıdır. Bu problemi yaratan en önemli faktör ise, HSYK’nın önceki yapısı ile yargı mensuplarının denetimi sürecinde Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu’nun yetkili olmasıydı. Gerçekten, HSYK içinde Adalet Bakanı ve Müsteşarı’nın yer alması, HSYK’nın diğer üyelerinin sadece iki yüksek yargı kuruluşundan seçilmesi, kurul kararlarına karşı etkili bir iç denetim mekanizmasının olmaması ve bu kararlar aleyhine yargı yoluna başvurulamaması, yargı mensuplarını mesleki güvenceden yoksun bırakmaktaydı. Öte yandan, Teftiş Kurulu’nun Adalet Bakanlığı’na bağlı olması, HSYK’nın bağımsız bir sekretaryasının ve binasının bulunmaması, bu güvencesizliği etkileyen diğer faktörlerdi.

12 Eylül’de kabul edilen Anayasa değişikliği, bu yapıyı önemli ölçüde değiştirerek, HSYK’ya demokratik dünyadaki emsallerine, Venedik Komisyonu’nun “Yargısal Atamalar” başlıklı raporu ile Avrupa Yargıçları Danışma Kurulu’nun 10 numaralı görüşünün içerdiği verilere uygun bir yapı kazandırmıştır. Böylece, uluslararası belgelerde işaret edildiği gibi, bir yandan HSYK’nın üye sayısı yargı gücünün büyüklüğü ile orantılı hale getirilmiş, diğer yandan da yargının tümüne bu kurulda temsil gücü sağlanmıştır. Buna ek olarak, kurulun üç daire ve bir genel kurul halinde çalışması benimsenerek, etkin bir iç denetim sistemi yaratılmıştır. Bundan başka, kurulun meslekten men cezalarına karşı yargı yolu açılarak, hukuk devletinin önündeki önemli bir engel aşılmıştır. Nihayet, Adalet Bakanlığı’na bağlı Teftiş Kurulu’nun görevi adalet hizmetinin denetimiyle sınırlanarak, hâkim ve savcıların denetlenmesi yetkisi, HSYK’ya bağlı Teftiş Kurulu’na sunulmuştur. Bütün bu yenilikler, yargı mensuplarının bireysel bağımsızlıklarını daha etkin olarak koruyacak bir sistem yaratmıştır. Nihayet Anayasa değişikliği, kurulun bağımsız bir Genel Sekretere ve Adalet Bakanlığı’ndan bağımsız bir binaya sahip olmasını da sağlamıştır. Bu yeniliklerin tümü, öteden beri kurula yöneltilen eleştirilerin büyük bir bölümünü karşılamıştır.

Adalet Bakanı’nın konumu

Anayasa değişikliği, Adalet Bakanı ve Müsteşarı’nın kuruldaki varlıklarını korumakla birlikte, yürütmeden gelen bu iki üyenin rolünü sembolik hale getirmiştir. Anayasanın yeni düzenlemesine göre (m. 159, f.7), Adalet Bakanı dairelerin çalışmalarına katılamayacaktır. Bu husus, 18.12.2010’da yürürlüğe giren HSYK Kanunu’nun 6. maddesinde de tekrarlanmıştır. Bundan başka, kanun (m. 6) Adalet Bakanı’nın disiplin işlemleri ile ilgili Genel Kurul toplantılarına katılamayacağını da hükme bağlamaktadır. Anayasanın değişik 159. maddesinin 9. fıkrasına göre, yargı mensuplarının disiplin işlemleri, ilgili dairenin (üçüncü daire) talebi ve Adalet Bakanı’nın oluru ile yapılabilecektir. Bundan başka Genel Sekreter, HSYK Genel Kurulu’nun göstereceği üç aday içinden bakan tarafından atanacaktır (m.159, f.11). Böylece, Adalet Bakanı’nın konumu sembolik hale gelmiştir. Adalet Bakanı Müsteşarı’nın ise, dairelerden herhangi birinin başkanı olamayacağı, HSYK Kanunu’nun 8. maddesinde (f.3) hükme bağlanmıştır. Kanunun 8. maddesinin 1. fıkrasına göre, müsteşar, birinci dairenin üyesidir. Dairelerin görevleri incelendiğinde, iki ve üçüncü dairelerin görevleri, birincisine kıyasla, daha önemli görünmektedir. Bu tespitler, müsteşarın kurul içindeki konumunun da sanıldığı kadar güçlü olmadığını göstermektedir.

Yargıtay ve Danıştay notları

Kanunun, Genel Kurul ve dairelerin toplantı ve karar yetersayılarını düzenleyen 29 ve 30. maddeleri, Adalet Bakanı’nın Genel Kurulun, Müsteşarın ise birinci dairenin toplantısına katılmamak suretiyle, toplantı yapılmasını engelleyemeyeceklerini de göstermektedir. 29. maddeye göre Genel Kurul, Adalet Bakanı başkanlığında toplanır. Genel Kurulun, üye tamsayısının salt çoğunluğunun imzası ve görüşülmesi talep edilen konuyu belirtmesi üzerine, Adalet Bakanı kurulu olağanüstü toplamak zorundadır. Genel Kurul’un toplantı yetersayısı 15, karar yetersayısı ise katılanların salt çoğunluğudur. Bu hüküm, Adalet Bakanı’nın dilediğinde kurulu toplamamak gibi bir seçeneğinin olmadığını göstermektedir. Üstelik, Genel Kurul’un toplantı yetersayısı 15 olup, 22 üyeden oluşan kurulun 15’i hâkimlik mesleğinden gelmektedir. Bu durumda, hâkimlik mesleğinden gelen üyeler, toplantı yetersayısını oluşturacak güçtedirler. Kanunun 30. maddesi, dairelerin toplantı ve karar yetersayısını düzenlemektedir. Yedi üyeden oluşan dairelerin toplantı yetersayısı beş, karar yetersayısı ise toplantıya katılanların salt çoğunluğudur. Öte yandan, her dairenin üye tamsayısının salt çoğunluğu, görüşmeyi talep ettikleri konuyu belirterek, daire başkanının ilgili daireyi olağanüstü toplantıya çağırmasını sağlayabilecektir. Şu halde, ne Adalet Bakanı Genel Kurul’un, ne de Müsteşar, üyesi bulunduğu birinci dairenin toplanmasını engelleyecek bir güce sahiptir.  

HSYK’nın değişen yapısı ile Teftiş Kurulu’nun yetkilerinin adalet hizmetlerinin denetimi ile sınırlanması, hâkim ve savcıların denetimi yetkisinin HSYK’ya bağlı müfettişlere tanınması, yargı mensuplarının performans değerlendirmesi dolayısıyla bireysel bağımsızlıkları üzerinde olumlu bir etki yaratacaktır. Günümüze kadar uygulanan sistem içinde, yargı mensuplarının performans değerlendirmesinin üç unsuru vardır. Bunlar, Adalet Bakanı’na bağlı Teftiş Kurulu’nun düzenlediği hal kâğıtları, Yargıtay ve Danıştay’ın verdiği notlar ve HSYK kararlarıdır. Hal kâğıtlarının, nesnel açıdan ölçümü imkânsız, takdire açık sorulara yer vermesi, bu soruların Adalet Bakanlığı’na bağlı müfettişler tarafından cevaplandırılması, yargı mensuplarının mesleki geleceklerini yürütmenin, dolayısıyla parlamento çoğunluğunun kontrolüne açık hale getirmiştir. Yargıtay ve Danıştay’a sunulan notlandırma yetkisi de, yargı mensuplarını güvencesiz bırakan diğer faktördür. Türkiye’nin kendine özgü siyasi şartlarında, Yargıtay ve Danıştay hukukun üstünlüğünün korunmasından çok, devletin resmi ideolojisinin korunmasına özen göstermektedir. Bu nedenle, bu yargı kuruluşlarına sunulan not verme yetkisi, alt derece mahkemelerinde görev yapan yargı mensuplarının, hukukun üstünlüğünü esas alan mesleki faaliyetlerinin ödüllendirilmesini garanti etmemektedir. Nihayet, bu not verme sisteminin sakıncalarına ilişkin düşüncelerin, son yılların aşırı ölçüde kutuplaşmış siyasal ortamından kaynaklanmadığını, uzun yıllardan beri akademik çevrelerde dile getirildiğini belirtmek gerekir. Performans değerlendirmesinin üçüncü unsuruna gelince, bu unsur, ilk iki unsura dayanmak suretiyle HSYK kararlarıyla şekillenmektedir. HSYK’nın önceki yapısı düşünüldüğünde, aslında bu üçüncü unsur üzerinde, ilk iki unsurda etkili olan yürütme ve yüksek yargı aktörlerinin birlikte rol oynadıkları ancak, yüksek yargı temsilcilerinin bu aşamada sayısal üstünlüğe sahip oldukları görülmektedir. Bu nedenle, Anayasa değişikliği öncesindeki sistem içinde, yargı mensuplarının mesleki gelecekleri, yürütme ile yüksek yargının siyasi tercihlerinin kimi zaman örtüşen kimi zaman çelişen baskıları içinde şekillenmekteydi.

Yargı bağımsızlığı güvende

Anayasa reformu ile HSYK’nın üye kompozisyonunun önemli ölçüde değişmesi, bu kompozisyonun geçmişe kıyasla çoğulcu bir görünüm sergilemesi, hal kâğıdı düzenleyecek olan müfettişlerin HSYK’ya bağlanması, yargı mensuplarının performans değerlendirmesi üzerinde olumlu bir etki yaratacaktır. Üstelik HSYK’nın üye kompozisyonunun değişmesiyle, Yargıtay ve Danıştay’la HSYK arasındaki kooptatif ilişki önemli ölçüde zayıfladığından, performans değerlendirmesinin ikinci unsuru olan not verme işlemi ile üçüncü unsuru olan HSYK kararları farklı siyasal, sosyal ve kültürel etkiler altında şekillenecektir. Bu nedenle eldeki veriler, Anayasa değişikliği ile kabul edilen sistemin, yargı mensuplarının bireysel bağımsızlıkları üzerinde çok daha güvenceli olacağını göstermektedir.  (Star)

srp.yazici@gmail.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.